Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik Barzani’nin Bahçeli’ye Yönelik İfadelerini Kabul Edilemez Buldu

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, katıldığı bir canlı yayında Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Çelik, Burada bir sürü süreç çeşitli...

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye'nin terörle mücadelesinden bölgesel güvenlik dinamiklerine ve siyasetteki güncel tartışmalara kadar birçok önemli konuda açıklamalarda bulundu. Habertürk TV canlı yayınında gündeme dair soruları yanıtlayan Çelik, özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yönelik Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi eski Başkanı Mesud Barzani'nin ofisinden yapılan açıklamaları sert bir dille kınadı.



Türkiye'nin Terörle Mücadelesinde Yeni Bir Dönem

Türkiye'nin uzun yıllardır süren terörle mücadelesinin neticesinde terör örgütlerinin hiçbir zaman amaçlarına ulaşamadığını belirten Çelik, geçmişte uygulanan politikalarla bugünkü yaklaşım arasındaki farka dikkat çekti. Çelik, uluslararası arenada Türkiye'nin terörle mücadele yöntemlerinin hukuka uygunluğu konusunda herhangi bir eleştiri bulunmadığını ifade etti. Geçmiş iktidarlar döneminde de terör örgütü mensuplarının silah bırakması, teslim olması ve topluma kazandırılması yönünde çeşitli yasal düzenlemeler yapıldığına değinen Çelik, eski Milli Güvenlik Kurulu (MGK) üyelerinin ve dönemin askeri heyetinin bu konudaki tekliflerini hatırlattı. Türkiye'nin merhum Turgut Özal ve merhum Necmettin Erbakan dönemlerinde de farklı denemelerde bulunduğunu aktaran Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde başlayan ve "Çözüm Süreci" olarak anılan girişimi vurguladı.



Çelik, özellikle vesayet dönemlerinde devlet ve hükümet kanadında uygulanan "red, inkar ve asimilasyon" politikalarının artık sona erdiğini belirtti. 12 Ağustos 2005 tarihinde o dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır'da yaptığı, "Kürt sorunu benim sorunumdur" şeklindeki tarihi konuşmasını bu paradigmatik değişimin miladı olarak gösteren Çelik, bu yaklaşımın sadece belirli bir etnik mesele değil, tüm Türkiye'nin meselesi olduğunu vurguladı. Aynı durumun başörtüsü meselesine de uyarlandığını dile getiren Çelik, vatandaşların kimlikleri üzerindeki inkar ve asimilasyon politikalarının büyük adımlarla sonlandırıldığını ifade etti. Başörtüsü konusunda geçmişte kamusal alan-sivil alan tartışmalarının yaşandığını, hatta bazı ilkel zihniyetlerin başörtülülerin öğretmen veya yargıç olamayacağını savunduğunu belirten Çelik, yakın zamanda bir eski CHP bakanının "Ben ve benim gibiler gelirse başörtüsü ile değil ama türbanla mücadele edeceğiz" şeklindeki sözlerini bu ilkel yaklaşıma örnek gösterdi.



Milli Çözüm Süreci Ve TBMM Komisyonunun Rolü

Türkiye'nin kendi milli gözüyle yeni bir süreç başlattığını belirten Ömer Çelik, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin "iç cephenin güçlendirilmesi" çağrısının Cumhuriyet döneminin en önemli çıkışlarından biri olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın devlet kurumlarına verdiği talimatlarla bu sürecin bir devlet politikasına dönüştürüldüğünü dile getiren Çelik, sürecin hukuki sistemin imkanları dahilinde yürütüldüğünü söyledi. Odak noktasının PKK terör örgütünün unsurlarının ve uzantılarının feshi ile silahlarının bırakılması olduğunu vurgulayan Çelik, bu amaçla Yüce Meclis'te bir komisyon oluşturulduğunu aktardı. Bu komisyonun, silahlar bırakıldıktan sonra atılacak adımlara yönelik hukuki çerçeve için bir pusula teşkil edeceğini belirtti.



PKK'nın bir terör örgütü olmasına rağmen Avrupa Birliği ülkelerinde propagandalarına izin verilmesinin eleştirilmesiyle ilgili olarak, Çelik bazı tedbirlerin alındığını belirtti. PKK'nın feshi ve silah bırakma mekanizmasının açık olduğunu ifade eden Çelik, bu sürecin silahların tamamen bırakılması, PKK'nın kendini feshettiğinin ve varlığını sona erdirdiğinin eylem olarak teyit edilmesiyle tamamlanacağını kaydetti. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) bu teyit mekanizmasında önemli rol oynayacağını vurgulayan Çelik, sürecin sonunda Cumhurbaşkanlığı veya MGK kararıyla PKK'nın terör örgütü statüsünden çıkarılabileceğini dile getirdi. Feshin sadece isim veya tabela değişikliği anlamına gelmediğini, örgütün varlığının sonlandırılması olduğunu belirten Çelik, DEAŞ ve FETÖ gibi diğer terör örgütlerini de örnek gösterdi.



Bölgesel Dinamikler Ve Vekalet Savaşları Tehdidi

Bölgesel gelişmelerin de terörle mücadele sürecini etkilediğini ifade eden Çelik, 07 Ekim olaylarından bir gün sonra İsrail Başbakanı Netanyahu'nun "Bölge haritaları değişecek, David koridorunu kuracağız" şeklindeki açıklamalarını hatırlattı. Çelik, bölgedeki halklara kötü niyet besleyen herkesin vekalet savaşlarında terör örgütlerini kullandığını belirtti. Türkiye'nin müttefiklerinden bu sürece destek beklediğini dile getiren Çelik, ancak bazen çekimser duran ya da silah bırakma sürecini akamete uğratmak isteyen faaliyetlerle karşılaşıldığını kaydetti. Yakalanan bir teröristin hem DEAŞ hem PKK içinde faaliyet gösterdiğini, aynı zamanda batılı bir devletin istihbaratına çalıştığını örnek vererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm bu karmaşık ilişkileri yakından takip ettiğini vurguladı.



Meclis Komisyonunun Kapsamlı Faaliyetleri Ve İmralı Ziyareti

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) cezaevlerini ziyaret eden komisyonların olduğunu ve milletvekillerinin çeşitli sebeplerle mahkumlarla görüştüğünü hatırlatan Çelik, bu komisyonların faaliyetlerinin doğal bir ihtiyaçtan kaynaklandığını belirtti. Yürütülen bu meselede komisyonun iradesinin tecelli ettiğini ve görüşmelerin gerçekleştiğini ifade eden Çelik, komisyonun kendi düşüncelerine uyan veya uymayan birçok grubu çağırdığını ve dinlediğini söyledi. Aşırıya kaçan ve nefret söylemine kayan iki grubun uyarıldığını, bunun dışında müdahale edilmediğini aktardı. Çelik, terörün sona ermesi için çağrı yapan veya inisiyatif alan bir yapının komisyon tarafından değerlendirilmesinin son derece doğal olduğunu vurguladı.



AK Parti'nin bu süreçten uzak durduğu iddialarını reddeden Çelik, Cumhurbaşkanı ve Genel Başkan'ın her MYK ve MKYK toplantısının açılışında kapalı konuşmalar yaptığını ve uzun süredir ilk gündemin "terörsüz Türkiye" ile ilgili konular olduğunu belirtti. Komisyonun kurulmasının ve faaliyetlerinin de bu kararların bir parçası olduğunu ifade eden Çelik, komisyonun gelecekte genel kurula yol gösterecek bir belge hazırlayacağını söyledi. Bu adımların "tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet" ilkesini zedeleyecek hiçbir unsuru barındırmadığını ve herhangi bir terör örgütü ya da yabancı güçle pazarlık söz konusu olmadığını vurguladı. AK Parti'nin teşkilat başkanlığı çerçevesinde yaz aylarında iki kez Türkiye'yi dolaştığını ve bu buluşmaların ana gündem maddelerinden birinin "terörsüz Türkiye" olduğunu kaydetti. Geçen hafta sonu Şanlıurfa'da düzenlenen "Terörsüz Türkiye" başlıklı gençlik STK'ları platformu toplantısına kendisinin ve İlim Yayma Cemiyeti Başkanı Bilal Erdoğan'ın katıldığını da ekledi.



İmralı ziyaretine ilişkin olarak, Çelik daha önce yapılan açıklamaların terör örgütünün feshi ve silah bırakmasıyla ilgili olduğunu hatırlattı. Komisyon üyelerinin İmralı'da Suriye'deki SDG'nin tasfiyesi gibi konularda sorular sorduğunu ve sonuçların komisyona bildirileceğini belirtti. Bu işlerin hassasiyetine riayet edilmesi gerektiğini ve bunun muhalefetin iddia ettiği gibi milletten bir şey saklamak anlamına gelmediğini ifade etti. Farklı partilerin farklı görüşleri olabileceğini, ancak üyelerin komisyona bilgi vereceğini söyledi. Çelik, komisyonun kapalı görüşme kararı almasının da işin doğası ve usulünden kaynaklandığını, MGK toplantıları veya parti MYK'larının da kapalı yapıldığını ve bunun şeffaflık tartışması haline getirilmemesi gerektiğini savundu.



Silah Bırakma Sürecinin Stratejik Sabırla İlerlemesi

Silah bırakma sürecinin kesintisiz devam etmesi gerektiğini vurgulayan Çelik, bu süreçte stratejik akıl kadar sabrın da önem taşıdığını belirtti. Sürecin çok vitesli olduğunu ve daha kapsayıcı değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Çelik, silahların sembolik olarak yakılmasının bir adım olmakla birlikte esas hedefin tüm silahların bırakıldığı noktaya ulaşmak olduğunu söyledi. Yol haritasının işlediğini ve rotada bir sapma olmadığını belirten Çelik, tüm sabotajlara rağmen odağı koruduklarını ve hedefe ulaşmak için senkronize bir şekilde çalıştıklarını kaydetti.



İmralı Ziyaretinden Sonra Gelen Sabotaj Girişimleri

Çelik, İmralı ziyaretinin ardından örgüt çevrelerinden 3-4 adet "zehirli açıklama" geldiğini ve bunların yürüyen sürece dönük sabotaj girişimleri olduğunu tespit ettiklerini belirtti. Zamanlamanın dikkat çekici olduğunu söyleyen Çelik, bu açıklamaların komisyonun kurulmasına vesile olan PKK terör örgütünün feshinde odak kaybı yaratmaya çalıştığını ifade etti. Esasında fesih çağrısının İmralı'dan geldiğini hatırlatan Çelik, bu yeni açıklamaların İmralı'dan yapılan çağrıya karşıt bir eylem olarak gündemleştirildiğini savundu. Bu yöntemin geçmişteki çözüm sürecinde de karşılaşılan, tanıdık bir yöntem olduğunu ve örgütsel faaliyetlerin bir sektör haline geldiği, birçok çevrenin karmaşık ilişkiler içinde bunu sürdürmek istediği bir durum olduğunu dile getirdi.



Sdf Ve Suriye'deki Gelişmeler: Bölgesel Barış Vurgusu

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilgili konuşmaların da dikkatlerden kaçtığını belirten Çelik, SDG'nin silah bırakmaya karşı söylem ürettiğini ve "Biz koalisyonun içindeyiz dolayısıyla buna karar veremeyiz" gibi ifadeler kullandığını aktardı. Bölgedeki vekalet savaşları ve projeler içinde birtakım karmaşık ilişkilerin bulunduğunu dile getiren Çelik, Türkiye'nin Suriye bölümünde "10 Mart anlaşmasını uygulayın" çağrısını tekrarladığını belirtti. Suriye Kürtlerini emperyalizmin lejyoneri yapmanın bir kazanım olarak düşünüldüğünü eleştiren Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Esad'a daha o dönemde "Senin ülkende Kürtlerin hiçbir hakkı yok, haklarını ver" dediğini hatırlattı. O zamana kadar TBMM'deki şimdiki DEM Parti'nin selefi olan hiçbir partinin bu konuyu gündeme getirmediğine dikkat çekti.



Çelik, Suriyeli mültecilerin kendi şehirlerine güvenli dönüşlerinin güvence altına alınması gerektiğini ifade etti. Özellikle 7. maddeyi vurgulayarak, "Bölünmeye yönelik çağrılar, nefret söylemi reddedilecektir" denildiğini hatırlattı. SDG'nin son toplantılarında "Biz Türkiye için tehdit teşkil etmiyoruz" dediğini belirten Çelik, Irak ve Suriye'deki yöntemlerin farklı olduğunu dile getirdi. Bu anlaşmanın uygulanmasının, SDG'nin terör örgütü olmaktan çıktığının bir ispatı olacağını kaydetti. Terör örgütlerinin konjonktürel duruma baktıklarını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin "kaotik durumlardan kendinize bir şey çıkarmayın" diye uyardığını hatırlatan Çelik, Türkiye'nin kimseye kötü gözle bakmadığını, sadece ülkeye kötü gözle bakanlara karşı tavır sergilediğini ifade etti. Bölgedeki Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Ezidi herkesin kazanmasını arzu ettiklerini, ayrılıkçı Dürzi lider dışında hiçbir sorunları olmadığını söyledi. İsrail'in ayrılıkçı Dürzi bölgesi ile SDG bölgesini entegre etmeye çalıştığını gözlemlediklerini belirten Çelik, terörsüz bölge çağrısının herkesin hakkını koruyan, refahı ve güvenliği paylaşan önemli bir hedef olduğunu vurguladı. Türkiye'nin tezlerinin haklı olduğunun görüldüğünü ve küçük terör devletçikleriyle bölgenin parçalanmasının eski Afganistan'dan daha beter sorunlar yaratacağını dile getirdi.



Barzani'nin Bahçeli Hakkındaki Açıklamalarına Sert Tepki

Ömer Çelik, Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi eski Başkanı Mesud Barzani'nin "terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge" sürecine destek vermesinin önemini vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile de bir görüşme gerçekleştiren Barzani'nin, aktif başkanlığı döneminde referandum meselesi hariç Türkiye ile dostane ilişkiler sürdürdüğünü hatırlattı. Çelik, kendisinin de katıldığı KDP kongresinde Barzani'nin Türkiye ile ilgili doğrudan pozitif mesajlar verdiğini ve DEAŞ'a karşı bölgenin korunmasında Türkiye'nin aktif rol üstlendiğini belirtti.



Ancak, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Mesud Barzani'nin ziyaretine ilişkin ifadeleri ve sonrasında Barzani'nin ofisinden gelen açıklamalar hakkında Çelik sert konuştu. Çelik, Barzani'nin Türkiye ziyaretindeki bazı görüntüler hakkında İçişleri Bakanlığı'nın soruşturma yürüttüğünü hatırlatarak, Bahçeli'nin eleştirilerinin Barzani'nin şahsına değil, ziyaret sırasındaki nahoş görüntülere ve güvenlik tedbirlerine ilişkin olduğunu vurguladı. Çelik, yayına girmeden önce Barzani'nin ofisi adına Sayın Bahçeli ile ilgili olarak yayınlanan mesajın saygısızca kaleme alındığını belirtti. Açıklamada, MHP lideri için "ırkçı faşist" gibi ifadelerin kullanıldığını dile getiren Çelik, bu üslubun asla kabul edilemez olduğunu söyledi.



Çelik, "Sayın Bahçeli'nin bu değerlendirmeyi yaparken Sayın Barzani'yi koruyan güvenlikçilerle ilgili değerlendirmesi var ama Sayın Barzani'nin şahsına ilişkin bir olumsuz değerlendirmesi yoktur" ifadelerini kullandı. Barzani'nin ofis sözcüsünün kullandığı dilin "ırkçı ve şovenist" olduğunu belirten Çelik, bu açıklamanın doğrudan Sayın Bahçeli'ye karşı saygısız ifadeler içerdiğini ve mutlaka düzeltilmesi gerektiğini kaydetti. Terörsüz bölge için emek veren, siyasi hayatının gücünü bu işe seferber etmiş bir lidere karşı bu üslubun kullanılmasının akılsızlık ve idraksizlik olduğunu dile getiren Çelik, bu metni kim kaleme almışsa düzeltilmesi çağrısında bulundu. Sayın Bahçeli'nin, "Sayın Barzani'nin ülkemize ziyareti milletimizin alicenaplığının göstergesidir" dediğini hatırlatan Çelik, Barzani'nin şahsıyla ya da gelişiyle ilgili olumsuz bir cümle kurmadığını, eleştirisinin nahoş görüntülerle ilgili olduğunu bir kez daha vurguladı. Çelik, Barzani ofisinin ifadelerinin Sayın Bahçeli'ye karşı kullanılmasının asla kabul edilemez olduğunu ve bu dilin "terörsüz bölge" sürecine zarar verecek nitelikte olduğunu sözlerine ekledi.