Garanti Bankası Genel Müdürü Akten Merkez Bankası’ndan 100 Baz Puanlık Faiz İndirimi Bekliyor

Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, gazetecilerle yaptığı sohbet toplantısında Türkiye ekonomisi ve para politikasına dair kapsamlı açıklamalarda bulundu. Akten, Aralık ayı için aylık enflasyonun %1,35 civarında gerçekleşmesini öngördüklerini belirterek, “Eğitim zamları geride kaldı, giyim ve sezon açılışlarındaki artışlar tamamlandı, Kasım indirimlerinin baz etkisi de devreye giriyor” dedi


Garanti Bankası Genel Müdürü Mahmut Akten, Merkez Bankası'nın gelecek faiz kararında 100 baz puanlık bir indirimi yüksek bir olasılık olarak gördüklerini belirtti. Bu ihtimali %80 olarak değerlendirdiklerini açıklayan Akten, 150 baz puanlık bir indirim seçeneğini de tamamen dışlamadıklarını ifade etti.


Akten, faiz indirimlerinin devam edeceği yönündeki beklentilerini dile getirirken, tepe noktasından bu yana toplamda 600 ila 650 baz puanlık bir indirime gidilmesine karşın, bu düşüşün piyasa faizlerine yansımasının beklendiği kadar hızlı olmadığını vurguladı. Mevduat faizlerindeki gelişmelere dikkat çeken Akten, bu konudaki gecikmenin kredi faizlerine de yansıdığını kaydetti. Akten konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Bu indirimin mevduat faizlerine yalnızca 350 baz puan yansıdığını gözlemlemekteyiz. Mevduat faizleri aynı ivmeyle gerilemediğinde, kredi faizlerini de arzu ettiğimiz hızda düşürememekteyiz" ifadelerini kullandı.


Gerçek Faiz Ve Politika Faizi Arasındaki Fark


Politika faizinin %39,5 seviyesinde olmasına karşın, mevduat faizlerinin %41 ila %42 bandında seyrettiğine işaret eden Akten, mevcut durumun gerçek faiz oranlarının politika faizinden daha yüksek olduğunu gösterdiğini söyledi. Akten, Merkez Bankası'nın piyasayı sadece politika faiziyle değil, aynı zamanda Türk Lirası (TL) mevduat ve kredi büyümesi rasyolarıyla da yönettiğinin altını çizdi. Akten yaptığı açıklamada, "Gerçek faiz oranlarının politika faizinin üzerinde seyrettiği açıkça görülmektedir. Zira Merkez Bankası, piyasayı sadece politika faizi aracılığıyla değil, aynı zamanda Türk Lirası mevduat ve kredi büyümesi rasyoları vasıtasıyla da yönetmektedir" dedi.


Bankaların TL mevduat rasyosu nedeniyle mevduat faiz oranlarını %42'nin üzerinde tutmak zorunda kaldığını aktaran Akten, son dönemde altın ve gümüşe olan talebin, Kur Korumalı Mevduat'taki (KKM) çözülmenin dövize yönelmesinin ve özellikle fon, hisse senedi ve kripto varlıklara olan ilginin TL mevduat rasyolarında arzu edilen iyileşmeye engel teşkil ettiğini belirtti.


Bankacılık Sektöründe Maliyet Baskısı Ve Enflasyonla Mücadele


Merkez Bankası'nın faiz indirimlerine gitmesine rağmen mevduat faizlerinin aynı hızda düşmemesinin bankalar açısından önemli bir maliyet baskısı oluşturduğunu vurgulayan Akten, bankacılıkta ana maliyet kaleminin mevduat, satılan ürünün ise kredi olduğunu hatırlattı. Mevduat faizleri yeterli ölçüde düşürülemediğinde, kredi faizlerinin de aynı oranda indirilemediğini belirten Akten, bu durumun faiz indirimlerinin piyasaya yansımasını yavaşlattığını ifade etti. Akten, "Bankacılık faaliyetlerimizin ana maliyetini mevduat oluştururken, sunduğumuz ürünün ise kredi olduğu bilinciyle hareket etmekteyiz. Mevduat faizlerinin yeterli seviyede gerilememesi, kredi faizlerini de aynı oranda düşürmemizi engellemektedir. Bu durum, faiz indirimlerinin piyasaya yansımasının kademeli olmasına neden olmaktadır. Zira indirimin tamamı mevduat maliyetlerimize yansımadığında, bu durum kredi faizlerine de sınırlı bir şekilde aktarılmaktadır" şeklinde konuştu.


Sıkı para politikasının dışarıdan göründüğünden çok daha sıkı olduğunu düşündüklerini kaydeden Akten, enflasyonun kısa sürede çözümlenebilecek bir sorun olmadığını vurguladı. Akten, bu sürecin kısa vadede memnuniyet yaratmasa da, uzun vadede hem bankacılar hem de müşteriler için olumlu sonuçlar doğuracağına inandıklarını ifade etti. Akten konuya ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, "Kısa vadede her ne kadar beklentileri karşılamasa da, bu sürecin uzun vadede hem bankacılık sektörü hem de müşterilerimiz açısından olumlu sonuçlar doğuracağına inanıyoruz. Mevcut durumun kârlılığımızı etkilese dahi, uzun vadeli faydasının çok daha yüksek olacağı kanaatindeyiz" dedi. Yüksek faiz oranlarının dezenflasyon süreci için gerekli olduğunu belirten Akten, "Yüksek faiz oranları hepimiz için zorlayıcı olmakla birlikte, dezenflasyon sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Uzun vadede hem bankaların hem de müşterilerin bu süreçten kazançlı çıkacağı öngörülmektedir" cümleleriyle sözlerini tamamladı.


TL Mevduat Rasyosu Ve Enflasyonun Dinamikleri


TL mevduat rasyosuna ilişkin düzenlemeleri de hatırlatan Akten, rasyonun %65'in üzerinde kalması halinde ek bir artış zorunluluğu bulunmadığını, %60 seviyesinde 0,3 puan ve %60'ın altına düşmesi halinde ise aylık 0,6 puan artış zorunluluğu getirildiğini belirtti. Akten, "Söz konusu rasyoların etkisiyle mevduat faizleri politika faizinin üzerinde seyretmeyi sürdürmektedir. Bu durum, her ay belirlenen rasyoyu sağlamak amacıyla Türk Lirası mevduatları cazip kılma çabalarını beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla, mevduat faizlerindeki düşüş, Türk Lirası mevduat sahiplerini aynı oranda etkilememektedir" açıklamasında bulundu.


Akten, 2026 yılı için daha muhafazakar bir yaklaşımla yıl sonu enflasyonunu %25, politika faizini ise %32 olarak öngördüklerini açıkladı. Ocak ve Şubat aylarında asgari ücret artışı gibi sezonsal etkilerle enflasyonun geçici olarak yükselebileceğine dikkat çeken Akten, enflasyonu tetikleyen faktörler arasında sektörlerdeki zamlar, kira artışları, eğitim zamları ve geriden gelen etkilerin yer aldığını ifade etti. Akten, bu verilerin enflasyonun nedenlerini de açıkça ortaya koyduğunu belirterek şunları ekledi: "Faiz geliri elde eden kesimlerde harcama eğilimi mutlaka gerçekleşmektedir; yastık altındaki altının değeri enflasyonun oldukça üzerinde artış göstermiş ve bunun bir servet etkisi bulunmaktadır. Türkiye genelinde 1 milyon TL'nin üzerinde birikimi olan yaklaşık 2,7 milyon müşteri mevcuttur; bankalardaki vadeli mevduatlar da önemli bir hacim oluşturmaktadır. Enflasyonun başlıca kalemleri gıda, kira ve diğer temel harcamalardır; tüketim kalıpları incelendiğinde büyük hanehalklarının etkisi kritik bir rol oynamaktadır. Pazardaki fiyatlar, market fiyatları ve benzeri veriler değerlendirildiğinde, ölçülen enflasyon yalnızca belirli gruplar tarafından tetiklenmemektedir. Lüks segmentte fiyatlar Avrupa standartlarına yaklaşmakta olup, talep sınırlıdır ve arz-talep dengesine bağlıdır. Serbest piyasa mekanizması gereği, talep mevcut olduğunda üretici fiyat artışına gidebilmektedir. Kiracı ve ev sahibi arasındaki fiyat tartışmaları da çoğu zaman enflasyonun üzerinde seyretmektedir. Özellikle düşük gelir gruplarında, farklı tüketim sepeti yapıları nedeniyle gıda harcamalarının ağırlığı daha fazla olduğundan, ortalama enflasyon daha yüksek seviyelerde çıkabilmektedir. Buna karşın, yüksek gelirli gruplarda enflasyon daha düşük seviyelerde dahi gerçekleşebilmektedir."


Ekonomik Büyüme Ve Kobi Kredileri


Geçen hafta açıklanan %3,7'lik üçüncü çeyrek büyüme rakamını değerlendiren Akten, yüksek reel faiz ortamında dahi bu oranın birçok ülkede eksi %10'luk bir daralma anlamına gelebileceğini belirterek, "Yüksek reel faiz oranlarının hakim olduğu bir ortamda dahi elde edilen %3,7'lik büyüme, birçok ülkede eksi %10'luk bir daralma anlamına gelirdi. Bu durum, Türkiye ekonomisinin kayda değer bir güce sahip olduğunu göstermektedir" yorumunu yaptı. Yumuşak bir iniş için ideal büyüme bandının %3,5 ila %4 olduğunu ifade eden Akten, daha yüksek bir büyümenin dezenflasyon sürecini zorlaştıracağı uyarısında bulundu. Türkiye'nin rezervlerinin oldukça güçlü olduğunu ancak enflasyonun hala önemli bir sorun olarak varlığını sürdürdüğünü dile getiren Akten, son 2-3 ayda yatırımlardaki artışın belirginleştiğini, özellikle inşaat sektöründe yatırımların yüksek seyrettiğini gözlemlediklerini aktardı. Akten, sözlerine şöyle devam etti: "Ekonominin yumuşak iniş yapması için ideal büyüme seviyesi %3,5 ila %4 bandında seyretmektedir. Faiz oranları düştüğünde ve risk algısının azaldığı bir konjonktürde, ekonomimizin daha hızlı bir büyüme potansiyeli bulunmaktadır. Ancak, büyümede %4'ün üzerindeki seviyeler, ekonominin aşırı ısınmasına yol açarak dezenflasyon sürecini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, yüksek faiz politikası her ne kadar zorlayıcı olsa da, mevcut durumda ihtiyaç duyulan bir yaklaşım olarak görülmektedir. Faizlerin aşağı çekilmesi sürecinde, mevduat faizleri üzerinde baskı oluşturan rasyoların etkisiyle politika faizinin mevduat faizlerine kademeli olarak yansıdığı gözlemlenmektedir. Mevcut politika faizi %39,5 seviyesindeyken, bankacılık sektörü olarak bu oranın reel etkilerini yaklaşık üç ay sonra hissetmeye başlayacağımızı öngörmekteyiz."


Türkiye'deki yaklaşık 6 milyon KOBİ müşterisinden %60'ının bankaları tarafından takip edildiğini belirten Akten, KOBİ'lerin gücüne ve özellikle kimya, ağır sanayi ve otomotiv gibi sektörlerde dünya lideri konumunda olduklarına dikkat çekti. Çin'den Türkiye'ye ciddi yatırım kararlarının alındığını ve bu ilerlemenin devam ettiğini belirten Akten, Türkiye'nin jeopolitik olarak da yatırım için çok cazip bir konumda olduğunu ifade etti. Akten, KOBİ'lere kredi verme arzusunda olduklarını ancak her bir KOBİ'nin sermaye yapısı ve geri ödeme gücünü titizlikle değerlendirdiklerini aktardı. Akten'in değerlendirmeleri şu şekilde oldu: "KOBİ'lerimize kredi sağlamak arzusunda olmakla birlikte, ilgili işletmenin sermaye yapısı ve tahsis edilecek krediyi geri ödeme kapasitesi gibi unsurları titizlikle değerlendirmekteyiz. Kredi değerlendirme sürecinin önemli bir boyutunu faiz oranları oluşturmaktadır. Yüksek faiz oranları, yüksek taksit miktarları anlamına gelmekte ve KOBİ'nin bu yükümlülüğü yerine getirebilme kabiliyetini sorgulatmaktadır. Geçen yıl kredi kartı ve ihtiyaç kredilerinde sorunlu kredilerde belirli bir hareketlilik gözlemlemiş olsak da, batık oranları normalleşme eğilimine girmiş ve Şubat-Mart aylarından itibaren faiz oranları belirli bir seviyeye oturmuştur. Ancak KOBİ'ler ve küçük ölçekli şirketler tarafında, bilançoların bir miktar kötüleşmesi nedeniyle sorunlu kredilerde bir artış dikkati çekmektedir. Bu tür müşterilere, normal koşullarda dahi Merkez Bankası'nın belirlediği kurallardan bağımsız olarak kredi tahsis etmemiz mümkün değildir; basiretli bir bankacılık anlayışıyla bu tür kredilerin verilmemesi gerektiği düşünülmektedir."


KOBİ kredilerinde takipteki alacak oranının arttığını belirten Akten, "Toplam yeni sorunlu kredi (NPL) girişleri içerisinde KOBİ'lerin payı %12-13 seviyesinden %18-20'ye yükselmiştir. Yüksek faiz oranlarının hüküm sürdüğü bu ortamda, taksit ödeme güçlüğü yaşayan müşterilerimizin olduğu gözlemlenmektedir" dedi. Bankanın KOBİ'lere kredi vermeye istekli olduğunu ancak sermaye yapısı ve geri ödeme kapasitesi kriterlerinin değişmediğini vurguladı.


Kredi Kartı Harcamaları Ve Türkiye'nin Rekabet Gücü


Kredi kartı harcamalarının hala en hızlı büyüyen kalem olduğunu belirten Akten, dijitalleşme sürecinin tamamlandığını ve 200 TL üzeri işlemlerin neredeyse tamamının kartla yapıldığını ifade etti. Akten, "Dijitalleşme sürecinin tamamlandığı ve 200 TL üzerindeki işlemlerin neredeyse tamamının kredi kartları aracılığıyla gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Kullanıcıların üçte ikisinin ödemelerini zamanında yaptığı, böylece 27 güne kadar sıfır maliyetli finansman imkanından faydalandığı aktarılmıştır" diye konuştu.


Türkiye'nin savunma sanayii, turizm, kimya, ağır sanayi ve otomotiv sektörlerinde dünya çapında rekabet gücüne sahip olduğunu vurgulayan Akten, "Çin'den Türkiye'ye yönelik ciddi yatırım kararlarının alındığı ve bu konuda yakın zamanda daha fazla gelişme beklendiği ifade edilmiştir. Türkiye'nin jeopolitik konumu, genç ve dinamik nüfusu ile hızlı karar alma kültürü gibi unsurların önemli avantajlar sağladığı vurgulanmıştır" sözleriyle ülkenin güçlü yönlerini dile getirdi.