Geleneksel Panayırlar Kentleşme Ve Küresel Baskı Altında Varoluş Mücadelesi Veriyor
Prof. Dr. Vedat Çalışkan, neredeyse 20 yıllık saha araştırmasını “Anadolu’nun Ticaret ve Kültür Mirasları: Tarihten Günümüze Panayırlar” kitabında topladı. Türkiye’de Cumhuriyet dönemindeki yaklaşık 300 panayırdan sadece 69’un kaldığını, çoğunun fuar ve festivale dönüştüğünü söyleyen Çalışkan, Boyabat ve Eğirdir gibi Selçuklu mirası örneklerin “coğrafi izolasyon” ve yerel ihtiyaçlar sayesinde yaşadığını; Anadolu panayırlarının ise küreselleşmenin tek tipleştirici baskısına, yerel hafızayı, zanaatı ve ortak ritüelleri canlı tutarak kafa tuttuğunu vurguluyor. Kadınlar için “özgür” ve “demokratikleştirici” bir alışveriş-sosyalleşme alanı sunan...
Her yıl Eylül ve Ekim aylarında Anadolu’nun dört bir yanında kurulan panayır mevsimi sona ererken, bu köklü geleneğin geleceği üzerine ciddi endişeler baş gösterdi. Serinleyen sonbahar rüzgârlarıyla birlikte tezgâhların renkli dokusu, kalabalıkların uğultusu ve kavrulmuş mısır kokusu meydanlardan çekilirken, Türkiye’nin bir zamanlar yaklaşık 300’e ulaşan panayır sayısının bugün 20 ilde sadece 69’a düştüğü belirlendi. Bu düşüş, kültürel mirasın önemli bir parçasının sessizce yok oluşuna işaret ediyor. Kimi panayırlar modern fuar ve festivallere dönüşürken, çoğu kentleşmenin hızına, ulaşım imkânlarındaki artışa ve değişen tüketim alışkanlıklarına yenik düşerek tarihin tozlu sayfalarına karıştı.
Oysa panayırlar, basit bir alışveriş alanının çok ötesinde çok katmanlı bir toplumsal ve kültürel sahneyi temsil etmektedir. Kırsal ekonomiler için tarım ve hayvancılık girdilerinin temin edildiği bir merkez olmanın yanı sıra, sosyalleşme, kültürel mirasın aktarımı ve hatta Müslüman-Hristiyan etkileşiminin izlerini barındıran zengin bir platform niteliğindedir. Özellikle kadınlar için, gündelik yaşamın kısıtlayıcı koşullarından sıyrılarak özgür ve demokratikleştirici bir alışveriş ile sosyal etkileşim alanı sunmuştur. Anadolu’nun köklü panayırları, küreselleşmenin tek tipleştirici baskısına karşı yerel hafızayı, el sanatlarını ve ortak yaşam ritüellerini canlı tutarak adeta sessiz bir meydan okuma sergilemektedir.
Prof. Dr. Vedat Çalışkan: Panayırların Peşinde On Yıllık Bir Serüven
Konuyla ilgili derinlemesine araştırmalar yürüten ve 2024 yılında yayımlanan "Anadolu’nun Ticaret ve Kültür Mirasları: Tarihten Günümüze Panayırlar" adlı kapsamlı çalışmasıyla dikkat çeken Prof. Dr. Vedat Çalışkan, bu kültürel değerlerin kayda geçirilmesi ve UNESCO benzeri koruma mekanizmalarıyla desteklenmesinin kritik önemine vurgu yapmaktadır. Prof. Dr. Çalışkan’ın 2005 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ndeki yeni görevine başlamasıyla panayırlara olan merakı da filizlendi. Yöredeki panayırların canlılığı, Türkiye genelinde adeta kaybolduğu düşünülen bu geleneksel etkinliklerin varlığını fark etmesini sağladı.
Çalışkan, çocukluğundan hatırladığı Bursa panayırlarının yok oluşuyla birlikte artan sorular eşliğinde kendini uzun soluklu bir araştırmanın içinde bulduğunu ifade etti. 2005’te ziyaret ettiği Çanakkale panayırının ilçedeki son örnek olacağını öngöremediğini belirten Çalışkan, panayırların birbiri ardına kaybolmasının, Türkiye’de ticaret ve eğlence kültürüne damga vuran bu organizasyonları kaydetme ihtiyacını ortaya koyduğunu dile getirdi. Panayırların üstlendiği ekonomik, toplumsal ve kültürel onlarca önemli işleve rağmen, Cumhuriyet döneminde ulusal ölçekte bir araştırma yapılmamış olması ve envanter eksikliği de onu şaşırtmıştı. Bu durum, 2008’de Çanakkale, 2010’da Bozcaada ve Gökçeada’daki Rum panayırları üzerine yaptığı araştırmaların ardından, 2013’te TÜBİTAK’a sunduğu ve destek alan ulusal ölçekli projesinin temelini oluşturdu.
TÜBİTAK desteğiyle 24 ayda tamamlanan proje kapsamında, 15 ilde kalabalık bir ekiple saha çalışmaları gerçekleştirildi. Bu süreçte 13 ildeki panayırlarda 2.582’si ziyaretçi, 611’i panayır esnafı olmak üzere toplam 3.193 kişiyle görüşmeler yapıldı. Elde edilen veriler, Türkiye’deki panayırların kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına olanak sağladı. Prof. Dr. Çalışkan, araştırmalarını derinleştirmek amacıyla 2019 yılında ABD’de University of South Carolina Coğrafya Bölümü’nde bir yıl misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Türkiye ve ABD’deki panayırları ele alan makaleleri çeşitli akademik dergilerde yayımlandı ve nihayetinde 2024’te "Anadolu’nun Ticaret ve Kültür Mirasları: Tarihten Günümüze Panayırlar" adlı kitabı okuyucuyla buluştu.
Panayırların Güncel Durumu Ve Dönüşümü
Prof. Dr. Çalışkan’ın tespitlerine göre, Cumhuriyet döneminde "emtia ve hayvancılık panayırları" sayısı 300’e kadar ulaşmıştı. Bu panayırlar, uzun yıllar boyunca ülke ölçeğinde mal, hizmet, bilgi ve yeniliklerin dağıtım aracı olarak hizmet vermiş, kuruldukları yörelerde de önemli bir prestij unsuru olarak görülmüştür. Ancak zamanla alışveriş ve ulaşım olanaklarının artması, eğlence kültürünün değişmesi, panayırların popüler çağının sonunu getirdi. Özellikle 1990’lardan itibaren panayırlar hızla yok olmaya başladı. Bu süreçte bazıları eğlence ya da ticaret fuarlarına ve festivallere dönüşürken, bazıları tamamen ortadan kalktı; çok az sayıda örnek ise önemli bir değişime uğramadan günümüze ulaşabildi.
Türkiye’de son 40-50 yıl içinde panayır varlığının yaklaşık %80’inin eridiği belirlendi. Yaklaşık 300 panayırdan günümüze 69 panayır kalmıştır. Bu panayırlar, 20 ildeki 61 yerleşmede dağılış göstermektedir. Balıkesir, Çanakkale, Bolu, Bilecik ve Sinop, panayır sayılarıyla öne çıkan illerdir; geriye kalan panayır örnekleri en çok Güney Marmara ile Batı Karadeniz bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Cumhuriyet döneminde panayırların varlığını saptanan 47 ilin 27’sinde günümüzde panayır örneği kalmamıştır. Örneğin, Trakya’da 30 yıl öncesine kadar 23 panayır varken, günümüze ulaşan son panayır örneği Kırklareli’deki Pehlivanköy Panayırı’dır.
Türkiye’deki panayırlar, fonksiyonları bakımından emtia ve hayvancılık panayırları, köy panayırları, yayla panayırları, anma/etnik/sosyal/dini amaçlı panayırlar olarak sınıflandırılabilir. Prof. Dr. Çalışkan, panayırların tarih boyunca ticaret, eğlence ve din gibi birçok fonksiyonu bir arada barındırdığını, bu çok işlevliliğin onların ayakta kalma gücünün temelini oluşturduğunu belirtmiştir.
Tarihin Derinliklerinden Gelen Miras: Selçuklu Panayırları
Prof. Dr. Çalışkan, araştırmasında özellikle iki kadim panayıra dikkat çekmektedir: Boyabat ve Eğirdir’deki organizasyonlar. Bu iki panayırın önemi, köklerinin Selçuklu dönemine kadar uzanmasından ve günümüze kadar varlığını kesintisiz sürdürmesinden gelmektedir. Selçuklu döneminde, günümüzün uluslararası fuarlarıyla kıyaslanabilecek, kıtalar arası ticaretin yapıldığı 10’dan fazla panayır faaldi. Isparta Eğirdir’deki Pınarpazarı ve Boyabat panayırı, o günlerden günümüze ulaşmayı başaran nadir örneklerdendir. Osmanlı döneminde Anadolu’da çeşitli dönemlerde aktif olan 176 panayırın varlığı tespit edilmiştir.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde büyük ölçekli panayırların ana kervan yollarıyla uyumu, haritalar üzerinde net bir şekilde izlenebilmektedir. Günümüzdeki birçok panayır da esasen eski kervan güzergâhlarının kavşaklarında konumlanan ve çok eski dönemlerden beri varlığını sürdüren etkinliklerdir. Gerede ve Boyabat panayırları bu kategoride yer almaktadır. Bu ilçe panayırlarının varlığını sürdürmesindeki sır, bir bakıma “coğrafi izolasyon” ile açıklanmaktadır. Prof. Dr. Çalışkan, bu durumu şöyle detaylandırdı: "Civar ilçe ve köylerden gelenlerin kış mevsimi boyunca bakamayacağı çiftlik hayvanlarını panayırlarda elden çıkardığı ve yine tüm kış mevsimi boyunca ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde alışveriş yaptığı panayırlar, genellikle kış mevsiminin ulaşımı ve alışverişi zorlaştırdığı çevrelerdedir."
Batı Karadeniz Bölümü’ndeki Bolu, Sinop, Bilecik gibi illerdeki panayırların büyük kısmında bu özellikler gözlemlenmektedir. Karlı ve sert geçen kış mevsimleri, yüksek ve engebeli sahalardaki köylerin ilçe merkezlerine ulaşımını oldukça zorlaştırır. Geçmişin koşullarında, kırsal çevrelerin ücra alanlarında yaşayanlar için kış mevsimine girerken yapılan panayır alışverişi adeta bir zorunluluktu. 1814’te Kastamonu’ya gelen seyyah Macdonald Kinneir’in, bu çevrede “pazarların mal ile dolduğunu; fakat kışın uzun sürdüğü zamanlarda ise halkın açlıkla karşı karşıya kaldığını” belirtmesi, geçmişte panayırlarda yapılan kışlık alışverişlerin hayati önemini gözler önüne sermektedir. Yakın bir geçmişe kadar Boyabat’ta bol kar yağışı görülen kış aylarında ilçe merkezi ile köylerin irtibatı kesilmekteydi; dolayısıyla kışlık alışveriş yöre halkı için hayati bir konu olmuştur. Bu koşullar altında Boyabat ve Gerede panayırları da yörelerinde kökleşerek, zamana meydan okuyan geleneksel panayırlar olarak günümüze ulaşmayı başardı.
Panayırların Kadınlar İçin Özel Rolü: Boyabat Örneği
Boyabat panayırından bahsederken, bir dönem panayırın adının "festival/şenlik" olarak değiştirilmek istenmesi ve bölgedeki kadınların buna gösterdiği tepki dikkat çekicidir. Bu karardan vazgeçilmesinde kadınların "panayır" ismine karşı duyduğu hassasiyet önemli bir rol oynamıştır. Prof. Dr. Çalışkan, panayırların yaş gruplarına ve cinsiyete göre farklı işlevlere sahip olduğunun altını çizerek, kırsal çevrelerde kadınların aile alışverişinin büyük bir bölümünü hala üstlendiğini belirtti. Yiyecek, giyim, nişan, düğün ve okul gibi ihtiyaçların 40 yıl öncesine kadar panayırlardan karşılandığı ifade edildi.
Panayırların kadınlar için taşıdığı bir diğer önemli işlev ise, geleneksel ve muhafazakâr değerlerin hâkim olduğu kırsal çevrelerde özgür bir alışveriş ve sosyal ortam sunmasıdır. Köylerde yaşayan kadınların, özellikle iç giyim ve kişisel bakım ürünleri gibi bazı özel ihtiyaçlarını, ilçe merkezine daha sık gidip gelen baba ya da eşlerinden talep etmesi zor olabilirdi. Bu tür ürünlerin temininde panayırlar kadınlar için hala vazgeçilmez bir alternatif sunmaktadır. Çalışkan bu durumu, "Panayırlarda kadınlar yıl boyunca biriktirdikleri para ile kapalı sosyal çevrelerinden çıkarak, kocalarının ya da babalarının nezaretinde olmadan kişisel ve özgür alışveriş yapmanın zevkini de tatmaktadır. Esasen panayırlar her yaştan ve cinsiyetten tüketiciyi kapsayan bir alışveriş modeli olarak kırsal çevrelerde alışverişin demokratikleşmesine de katkıda bulunmaktadır" sözleriyle açıkladı.
Boyabat’ta 2006 ve 2007 yıllarında panayır yerine festival denemeleri yapılmış, ancak eğlencenin öne çıktığı bir günlük festivaller, beş gün süren ve alışveriş, eğlence ve sosyalleşmeyi bir arada sunan panayırın yerini tutmamıştı. Yörede bu duruma en büyük tepkiyi kadınlar göstermiş, panayırın ortadan kalkmasına itirazlarını belediyeye iletmişlerdi. Bu tepkiler sonucunda 2008 yılında yeniden panayır geleneğine dönüldü. Ayrıca Çalışkan, panayır günlerinde gençler üzerindeki toplumsal baskının da hafiflediğini ve kırsal çevrelerde yaşayan gençlerin tanışıp flört etmeleri için elverişli bir ortam sağladığını belirtti. “Eşimle şu yılın panayırında tanışmıştık!” gibi ifadeler, panayırların üstlendiği sosyal rolü açıkça teyit etmektedir.
Kültürlerarası Bir Etkileşim Sahnesi: "Panayır" Kelimesinin Kökenleri
Panayırların Anadolu pratiğinde farklı kültür ve medeniyetlerin bir karşılaşma noktası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çalışkan, Müslüman toplulukların Hristiyan ritüellerinin bazı kalıplarını içselleştirdiğini, aynı şekilde Hristiyanların da Müslüman topluluklardan görenekler benimsediğini ifade etmektedir. Bu durumun en ilginç kanıtlarından biri, Osmanlı’dan günümüze kullanılan "panayır" kelimesinin terminolojik kökleridir. Çalışkan, “panayır” kelimesinin Anadolu’yu dünyadan farklılaştıran kültürel bir etkileşimin ve zenginliğin kanıtı olduğunu düşünüyorum. Çünkü panayır ve fuar şeklinde iki ayrı adlandırmanın olması esasen Türkiye’ye ve Türk Dili’ne özgü bir konudur” diyerek konuyu açıklığa kavuşturdu. Örneğin, İngilizce “fair” terimi hem çeşitli panayırları hem de çeşitli fuarları ifade etmektedir.
“Panayır” kelimesi, Rumların Anadolu’da bu organizasyonlara verdiği bir isimdir. Yunanca’dan Türkçe’ye geçen ‘panayır’ sözcüğünün kökeni, periyodik pazarları tanımlayan “panêgyris”dir. Yunanca pan (birlik) ve aguris (toplanma) kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşan pan-aguris, yani “toplanma yeri” anlamı taşımaktadır. Türklerin de Anadolu’da kalabalıkların toplandığı ve pazar işlevi olan organizasyonlardaki bu adlandırmayı benimsediği ve panayıra benzeyen kendi organizasyonları için de bu ismi tercih ettiği görülmektedir.
Türk medeniyetinin ticaret tarihinde panayır formunda bölgesel büyük pazarların tarihi oldukça eskiye dayanır. Türklerin ana yurtları olan Orta Asya’da, senenin belirli bir döneminde düzenlenen ve “yıl-pazarı” olarak adlandırılan pazar türünün, Anadolu’daki panayırlarla büyük benzerlik gösterdiğine kuşku yoktur. Bizans İmparatorluğu’nda panayırların 12. yüzyıldan beri düzenlendiği bilinmektedir; bu dönem, Türklerin Anadolu’ya giriş yaparak Bizans’a komşu olduğu bir zamana denk gelmektedir. Aşıkpaşazâde Tarihi gibi 1400’lerde kaleme alınan eserler, Osmanlı’nın erken dönemlerinde komşu Bizans toplumlarıyla sınırlar çevresinde bu tür pazar yerlerinde alışverişler yapıldığını detaylı olarak tasvir etmektedir. Selçuklular döneminden itibaren Türkler, kendi yıl-pazarı geleneği ile bu “panayır” geleneğini Anadolu’da kaynaştırmış; Osmanlı Döneminde ise yıl pazarları "panayır" adını almıştır. 17. yüzyılın ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi de, Anadolu ve Rumeli’de bu tür organizasyonlardan “panayır” olarak söz etmiştir. Erken Cumhuriyet döneminde bile panayır ve fuarlara ortak olacak şekilde “panayır” adı verilmişti. Ancak, 1934 yılındaki “Dördüncü İzmir 9 Eylül Panayırı”nın “beynelmilel” statüsüyle açılması ve gelecekteki “İzmir Enternasyonal Fuarı” ifadesindeki “enternasyonal” vurgusunun başlangıç noktasını oluşturmasıyla, “fuar” terimi uluslararası veya ulusal ölçekli ticaret ve sergi organizasyonları için kullanılmaya başlanmış, böylece panayır ve fuar terimlerinin kapsadığı anlamlar da farklılaşmıştır.
Anadolu’da alışveriş ve eğlencenin bir arada olduğu panayır geleneği ile karşılaşan Türkler, bu organizasyonlara ata sporu pehlivan güreşini, at yarışlarını ve cirit oyunlarını da katarak farklı bir görünüm kazandırdı. Hristiyanların panayırlarında kısmen dini bir etki her zaman vardı; Rum ve Ermeni cemaatlerinin çeşitli dini panayırları söz konusuydu. Zamanla Türklerin de benzer panayır örnekleri ortaya çıktı. Örneğin, Kızıl Deli Sultan (Seyid Ali) Zaviyesi yakınında Muharrem ayında “Tatar Panayırı” denilen mevkide günlük bir panayır kurulduğu ve 3.000 ila 5.000 kişinin geldiği 1826 tarihli bir Osmanlı arşiv belgesinden öğrenilmektedir. Günümüzde Dimetoka (Yunanistan)’daki bu tekke çevresinde bir panayır ve güreş organizasyonunun sürdürülmesi oldukça ilgi çekicidir. Benzer şekilde, Türkiye’de Müslüman dini-manevi şahsiyetler adına bir türbe etrafında gerçekleşen panayırlar da dikkat çekicidir. Samsun’da Karadede, Hüseyindede, Geyikkoşanbaba panayırlarının temelinde bir evliyanın yattığına inanılan bir türbe bulunmaktadır. Bu panayırların, geçmişte bu yörede yaşayan Rumların dini panayır gelenekleriyle kültürel etkileşim izleri taşıdığı düşünülmektedir. Bu panayırların ve türbelerin tarihi hakkında ise herhangi bir kesin bilgi bulunmamakta, yerel toplumun rivayet ve efsanelere dayanan tahminleri öne çıkmaktadır.
Perakende Ağının Gölgesinde Panayırların Değişen Yüzü
Günümüz perakende ağının ve küresel ölçekteki malların ticari kılcal damarlarda egemenliğini ilan ettiği bu alanda panayır adına neler kalıyor? Prof. Dr. Çalışkan’dan ödünç alarak söylemek gerekirse, "nostaljik sihrin bozulduğuna" inanan bir kitle panayıra eskisi gibi rağbet göstermiyor. Şimdilerde "taşra görüntüsü" veren panayırlar, günümüz kent insanına ne vaat ediyor sorusuna Çalışkan, alışveriş ve ticaretin panayırların yalnızca bir bölümü olduğunu vurgulayarak yanıt verdi. Kent ve kırsal çevre insanlarının ortak ihtiyaçları ve benzer tüketimleri olduğu gibi, önemli farklar da söz konusudur. Panayırlarda kent pazarlarında bulunabilecek birçok şeyin yanı sıra, kırsal yaşamda ihtiyaç duyulan pek çok şey de alınır ve satılır. Sanılanın aksine, kırsal çevrelerde geçimlerini tarım ve hayvancılıkla karşılayanların bazı alışveriş zorunlulukları kentlilerden daha yüksek ve daha geniş kapsamlıdır.
Panayırlarda tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde ihtiyaç duyulan birçok malzeme ve girdi için satış ve tanıtım stantları yer almaktadır. Tohumlar, ilaçlar, tarım ve hayvancılıkta gerekli olan çok çeşitli araçlar ve aletler, hatta traktörler ve çeşitli iş makineleri dahi pazarlanmaktadır. Kırsal yaşamdaki ihtiyaçların panayırlarda bir arada bulunuşu, onları bir tarım fuarı ve sergisinden daha fazlası kılmaktadır. Ticaret ve alışverişin bu yönü bile panayırları benzersiz bir konuma taşımaktadır. Türkiye’de panayırlarda alışveriş öne çıkan bir işlev olsa da, panayırları önemli kılan pek çok fonksiyon birlikte görev yapmaktadır. Panayırlar halen kurulduğu çevrelerde sosyalleşmeye, yöre insanının buluşup kaynaşmasına, geleneksel yönü bulunan pek çok kültürel ögenin (zanaatlar, ürünler, mutfak, ritüeller, oyunlar vb.) yaşatılmasına ve geleceğe taşınmasına aracılık etmektedir.
Prof. Dr. Çalışkan, "40 yıl öncesine kadar panayırlar yerleşmeler arasındaki rekabetin ve prestijin bir sembolü durumundaydı. Günümüzde ise taşralı bir sembol olarak yerleşmelere bir prestij kaybı yaşattığı düşünülüyor" ifadelerini kullandı. Bu neticenin pek çok nedeni bulunmaktadır. Panayırlar her şeyden önce geniş arazilere ihtiyaç duyar ve her yıl “panayır alanı” olarak bilinen bu yerlerde düzenlenir. Bu araziler birçok yerde imara açılmış ve panayırlar yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Esasen bu durum, panayır ziyaretçilerinin mekânla bütünleşen panayır algısını olumsuz etkilemiş ve geçmişin hatıralarına dayanan “nostaljik sihir”in bozulmasının temel nedenlerinden biri olmuştur.
Panayırların sunduğu içerik, bir yörenin en gerçekçi kültürel görünümüdür. Panayırları kültürel miraslar bağlamında düşünmek büyük önem taşımaktadır. Çalışkan, "Yerel panayırlar bir ülkenin ve toplumun geçmişini, kültürünü, geleneksel becerilerini ve ürünlerini izlemek için adeta bir açık hava müzesi karakterindedir" sözleriyle bu konudaki ihmale dikkat çekti. Eğer köklü panayırların sahici ve kültürel şölen sunan değerlerine odaklanılırsa, panayırlar yerleşmelerin kültürel özelliklerini yaşatmaya, kalkınmaya ve prestije de katkı sağlayabilecektir. Birçok ülke, tarihsel geçmişte önem taşıyan ve kaybolan panayırlarını kültürel miras olarak tanımlayarak yeniden canlandırma yoluna gitmiştir. Örneğin, Suudi Arabistan’da 8. yüzyıla tarihlenen Ukaz panayırının, İngiltere’de 12. yüzyıla tarihlenen Stourbridge panayırının yeniden canlandırılması için kurumsal çalışmalar yapılmıştır. Belçika’da Sint Lievens-Houtem kasabasında her yıl gerçekleştirilen Houtem Jaarmarkt panayırı da 2010 yılında UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alınmıştır.
Son yıllarda Türkiye’de de büyükşehirlerden panayırlara yönelen turizm amaçlı ziyaretler dikkat çekmeye başlamıştır. Panayırların renkli atmosferi, Türkiye’nin birçok büyük şehrinden profesyonel ve amatör fotoğrafçıları, geleneksel etkinliklere meraklı ziyaretçileri kendine çekmektedir. Bu yönüyle panayırlar, kentli ve kırsal toplumun bağlantılarını geliştirmeye, toplumsal bütünleşmeye, yöre insanlarının buluşmasına ve kaynaşmasına, ortak kültürel değerlerin paylaşılmasına ve tanıtılmasına, yerel ekonomileri canlandırmaya önemli katkılar sağlamayı sürdürmektedir.
Panayırların Geleceği: Destek Ve Adaptasyon İhtiyacı
Toplumsal, kültürel ve teknolojik değişimler, panayırların değişen koşullara adaptasyon yeteneklerini her geçen gün daha fazla zorlamaktadır. Prof. Dr. Çalışkan, bu süreçte panayırların birbirleriyle bağlantılı seriler olduğundan, domino taşı etkisiyle birbiri ardına yok olduğunu belirtmektedir. Mevcut gidişatın devam etmesi halinde, Türkçe’de “panayır” kelimesi kalacak ancak somut bir panayır örneği kalmayacaktır.
Bu süreçte hızlı hareket ederek, kültürel niteliği yüksek panayırlar için destekleyici çalışmalar yapılması gerektiğini ifade eden Çalışkan, geleneksel panayırlar konusunda dünyada çok başarılı uygulama örnekleri bulunduğunu, ancak Türkiye’de henüz harekete geçilmediğini belirtti. Kendisi, 2019 yılında gönüllü olarak, Kırklareli Pehlivanköy Panayırı’nın UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras (SOKÜM) şartlarını sağladığını açıklayan teklif dosyasını hazırlamıştı. Kırklareli İl Kültür Müdürlüğü’ndeki toplantıda SOKÜM tutanağı imza altına alınmasına rağmen, sonrasında konuyla ilgilenen bir kurum olmadığını ifade etti. Panayırların sadece kurulduğu günlerde hatırlanan organizasyonlar olduğunu, panayırın son günüyle birlikte bir yıl sonra tekrar kurulana kadar gündemde olmadığını dile getirdi. Oysa panayırlar, gerçekten büyük bir kültürel hazineyi bünyelerinde saklamaktadır. Kültürel miras taşıyıcısı “insan hazineleri” ve coğrafi işaret potansiyeli yüksek ürünler panayırların adeta bir parçasıdır. Günümüzde coğrafi işaret tescili elde etmiş birçok ürün de esasen panayırlarda şöhret kazanmıştır.
Panayırların korunması ve desteklenmesi için öncelikli olarak ulusal ölçekte bir çatının oluşturulması ve kurumsal yapıya ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’de panayırların geleceği tamamen yerel yönetimlerin yaklaşımlarına ve sorumluluğuna bırakılmış durumda. Bu durum, panayırların organizasyon süreçlerini ilçe belediyelerinin olanakları ve istek derecesiyle sınırlamaktadır. Birçok yerde belediyeler yıllık bütçelerinde en önemli geliri sadece panayırdan elde etmelerine rağmen, panayırla ilgili mali yönü bulunan konularda harcama ve yatırım yapmaya oldukça isteksizdir. Oysa başarılı bir panayır organizasyonu için yapılması gerekenler oldukça fazladır. İlçe belediyelerinin sınırlı personeli ile bu iş yüküyle başa çıkabilmesi de oldukça zordur.
Panayır alanının tasarımı, düzenlenmesi ve yönetimi; satıcılarla yapılan sözleşmeler, reklam ve tanıtım çalışmaları, halkla ilişkiler hizmetleri, sosyal medya hesaplarının güncel bir şekilde yönetilmesi, hayvan satışları, gösteri ve eğlence hizmetlerinin planlanması gibi işler bu kapsamda yer almaktadır. Her panayırda, bu tür işler için, görev dağılımı ve iş birliği içinde işleyen “panayır yönetim kurulu/komisyonu” oluşturulmasının çok yararlı olacağı vurgulanmaktadır. Bu süreçte yerel yönetimler ile üniversiteler arasında iş birliği örnekleri hayata geçirilebilir. Ulusal ölçekte ekonomi, ticaret, kültür alanında politikalar üretmekten sorumlu kurumlar da bu sürecin içinde yer almalıdır. Panayırların korunması ve desteklenmesi her şeyden önce Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın görevleri içindedir. Ancak panayırların “panayır” adı taşıması nedeniyle Kültür Bakanlığı’nın festival ve fuarlara sağladığı desteklerden yararlanamıyor olması büyük bir ironidir. Birçok panayır organizasyonunun bu nedenle resmi isimlerini fuar ya da festival olarak değiştirdiği de tespit edilmiştir.
Geleneksel ve kültürel değerleri korumayı önemseyen yaklaşımlarla panayırların günümüz koşullarına uygun hale getirilmesi öncelikli bir konudur. Mevcut organizasyon anlayışının, panayırları giderek yok oluşa ya da başka bir etkinlik formuna dönüşmeye zorlayacağı belirtilmektedir. Panayır organizasyonları, çağın gereklerine uyum sağlayacak standartlarını yükselttiği ölçüde güçlü olabilecektir. Aksi halde, asırlardır faaliyet gösteren panayırlar, geçmişten bugüne kadar taşıdıkları gelenekler ve kültürel miras yükleriyle birlikte kaybolabilirler. Sadece panayırlar için üretim yapan ve çırakları olmayan geleneksel zanaatkârlar ve ustalıkların varlığı, konunun önemini daha iyi anlatmaktadır.
Bugüne değin panayırların toplumsal eğitim rolü de oldukça ihmal edilmiştir. Panayırlarda çocuklar, gençler ve yetişkinler için hazırlanacak eğitici programlar etkinlik programlarına dahil edilebilir. Yakın geçmişte yeni bilgilerin, yeniliklerin kırsal çevrelere iletilmesine aracılık eden panayırların, bu tür eğitsel rolleri üniversitelerle iş birliği içinde yeniden canlandırılabilir. Gerçekten de panayırlar kırsal çevrelerde eğitsel faaliyetler için çok çeşitli olanaklar ve fırsatlar sunmaktadır. Panayırlar, tüm köylerin toplandığı bir yerdir aynı zamanda. Gelen ziyaretçiler genellikle bir şeyler öğrenmek, izlemek ve bilgi edinmek için etkileşime hazırdır. Panayırlar, eğitim amaçlı seminerler ve sergiler yoluyla çiftçilerin teknolojik ve yenilikçi ufkunu genişletmeye büyük katkı sağlayabilir.
Prof. Dr. Vedat Çalışkan, neredeyse 20 yıldır süren araştırmalarını topladığı kitabıyla, panayırların içinde bulunduğu dönüşüm sürecine dikkat çekmeyi amaçladığını belirtti. Kitabın, ilgili kurumlara ve yerel yönetimlere izlenecek yollar konusunda kapsamlı öneriler sunduğunu dile getirdi. Tüm bu zorluklara rağmen, geleneksel panayırlar, yerel toplumsal ve kültürel çeşitliliğin enerjisi eşliğinde, sadık ziyaretçileri ile hayatta kalmaya ve küreselleşmenin etkilerine karşı Anadolu’dan meydan okumayı sürdürmektedir.