Dışişleri Bakanı Fidan Türkiye’nin Suriye’de Yeni Bir Kaos Dönemine Müsamaha Göstermeyeceğini Açıkladı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı'nda (SETA) düzenlenen 'Bir Yılın Ardından Suriye: Toparlanma ve Yeniden İnşa'...


Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye'nin yeniden bir kaos ve istikrarsızlık alanı olmasına Türkiye olarak asla müsamaha göstermeyeceklerini kararlılıkla ifade etti. Ankara'nın, bölgesel barış ve güvenliği tehdit eden her türlü gelişmeye karşı aktif bir duruş sergilediğini belirten Bakan Fidan, Suriye'deki son 13 yıllık karmaşanın, ülkeye ve uluslararası topluma ağır maliyetler yüklediğinin altını çizdi.


Astana Süreci'nin Bölgesel İstikrara Katkıları


Bakan Fidan, Suriye'de çatışmaların durdurulması, yıkımın önlenmesi ve kitlesel yerinden edilmelerin önüne geçilmesi amacıyla Rusya ve İran ile birlikte başlatılan Astana sürecinin önemine vurgu yaptı. Bu sürecin, diplomatik sahada eşine az rastlanır bir başarı örneği teşkil ettiğini belirtti. Çatışmanın taraflarını temsil eden güçlerin, destekleyici aktörlerle bir araya gelerek belirli bir anlayış birliğine ulaşması ve bunu çatışmaları durdurma yönünde pratik adımlara dönüştürmesi, küresel diplomasi açısından dikkatle incelenmesi gereken bir model oluşturdu.


Özellikle Suriye'nin kuzeyinde muhaliflerin yer aldığı hattın korunması ve gerginliği azaltma bölgelerinin oluşturulmasında Astana sürecinin belirleyici rol oynadığını kaydeden Fidan, bu başarıda dönemin liderler diplomasisinin, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin olmak üzere, kritik bir öneme sahip olduğunu ifade etti. Bakan Fidan, MİT'te görev yaptığı dönemdeki görüşmelerin ve alınan kararların, tarafların belirli bir çizgide tutulması ve çatışmaların daha fazla yayılmasının önlenmesi açısından hayati olduğunu belirtti. Söz konusu diplomatik beceriyle yönetilmeseydi, kuzeydeki 5 milyon Suriyeli'nin ve iç bölgelerdeki 3 milyon Suriyeli'nin Türkiye'ye sığınmak zorunda kalabileceği uyarısında bulundu. Fidan, Türkiye'nin o dönemde ortaya koyduğu askeri, istihbari, diplomatik ve ekonomik dayanışmayı içeren tüm çabaların, koordinasyon içinde yürütülerek Suriye sahasında bir denge oluşturduğunu ve var olan sorun alanlarının daha da büyümesinin engellendiğini sözlerine ekledi.


08 Aralık: Suriye İçin Yeni Bir Dönüm Noktası


Suriye'deki savaşın ateşkes yoluyla dahi olsa durdurulmasının önemine her zaman inandığını dile getiren Bakan Fidan, Suriye muhalefetine de sürekli olarak çatışmanın kısa vadede hiçbir şey getirmeyeceği yönünde telkinlerde bulunduğunu aktardı. Rejimin altyapısının çökmüş, ekonomisinin iflas etmiş, nüfusunun yarısının ülke dışına gitmiş ve kalanların büyük çoğunluğunun da baskı ve zulme maruz kalmış durumda olduğunu belirten Fidan, Türkiye'nin böylesine yaygın bir zulmün karşısında durmasının doğal bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Bu durumu siyasi eleştirilere tabi tutan bazı çevrelerin zemini anlamakta güçlük çektiğini de vurguladı.


Bakan Fidan, 08 Aralık tarihini "tarihi bir gün" olarak nitelendirdi. İçten içe çökmüş, altyapısı ve ekonomisi iflas etmiş, nüfusunun yarısını kaybetmiş Suriye rejiminin, fiilen yok olduğunu resmi olarak ilan ettiği bu günün, Suriye halkı için yeni bir umut ve başlangıcı temsil ettiğini ifade etti. Rejimin, Rusya ve İran'dan aldığı ekonomik desteklere rağmen, Ukrayna'daki askeri harekat ve büyük yaptırımlar altında kendi sorunlarını yaşayan bu ülkelerin desteğinin sürdürülemez hale geldiğini belirtti. Fidan, rejimin kendi sistem ve organları olmayan bir ekonomiyle ayakta kalamayacağını ve giderek çürümeye başladığını vurguladı. 08 Aralık sonrasında ortaya çıkan durumun, beraberinde yeni sorunlar ve meydan okumalar yumağı getirdiğini, bölgesel aktörler arasında kafa karışıklığı ve farklı tepkilerin gözlemlendiğini de kaydetti.


Türkiye'nin Şam Yönetiminden Beklentileri Ve Bölgesel Yaklaşım


Şam yönetiminden beklentilerini net bir dille sıralayan Bakan Fidan, öncelikle Suriye'nin komşuları ve bölge için tehdit unsuru olmaması gerektiğini vurguladı. İkinci olarak, herhangi bir terör örgütüyle, terör faaliyetiyle veya başka bir ülkeye zarar veren bir grupla iş birliği içinde bulunmamaları gerektiğini belirtti. Üçüncü olarak, ülkenin bölücü bir gündem yerine, Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini savunacak bir anlayış benimsemesi gerektiğini ifade etti. Son olarak ise, tüm hazırlıkların ve halkın, toplumsal kesimlerin tamamının sürecin içine dahil edildiği, hiç kimsenin işkenceye, baskıya ve zulme maruz bırakılmadığı bir yönetim anlayışının hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Türkiye'nin bu beklentileri Şam yönetimiyle konuşmaya hazır olduğunu ve kabul edilmeleri durumunda destek, aksi halde ortak tavır koyma çağrısı yaptığını belirtti.


Bakan Fidan, bölgede herhangi bir ülkenin diğerini domine etmesinin ilkel bir yaklaşım olduğunu savunarak, ulusal devletler çağında yeni bir dayanışma ve iş birliği hukukuna ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Sorunların ortaklaşa çözülmesi, risklerin beraber paylaşılması ve menfaatlerin birlikte istifade edilmesi gerektiği ilkesini vurguladı. Eski zihniyetle güç kullanarak bölgeyi domine etme arayışının miadını doldurmuş bir strateji olduğunu ve bu yolu izleyenlerin büyük zararlarla karşılaştığını geçmiş tecrübelerin gösterdiğini ifade etti. Bölgedeki bunca olaydan ders çıkararak yeni stratejiler üretmemenin büyük bir kayıp olacağını söyledi.


Suriye'deki Belirsizliklerin Giderilmesi Ve Geri Dönüşler


Suriye'deki yeni yönetimin bölge ülkeleriyle iş birliği yaparak ilerlemesinin, bölgesel tepkilerin önüne geçtiğini belirten Bakan Fidan, ülkenin hem fırsatları hem de riskleri barındırdığını ifade etti. Kaos içindeki, savaş ve düzensizliğin hakim olduğu bir Suriye'nin, sadece kendisi için değil, tüm dünya için fiziki güvenlik tehditleri ürettiğini, terör örgütlerine ev sahipliği yaptığını ve milyonlarca insanın yerinden edilerek mülteci durumuna düştüğünü vurguladı. Bu mülteci akınının, özellikle Avrupa'da farklı siyasal fay hatlarını tetiklediğinin görüldüğünü dile getirdi. Fidan, 08 Aralık öncesi yaşanan 13 yıllık kaos sürecinin, dünyaya önemli dersler verdiğini ve Suriye'nin de kendi toplumsal sorunlarını sahiplenme iradesi göstermesi gerektiğini kaydetti. Uluslararası toplumun da bu yönde destek verme ve şans tanıma durumunda kaldığını, zira daha fazla mülteciyi kabul etme veya terör gibi sorunlarla karşılaşmak istemediğini ifade etti.


Göçmen ve mülteci kardeşlerimizin gönüllü ve onurlu geri dönüşlerinin temel öncelikleri olduğunu belirten Fidan, Türkiye'nin hiçbir zaman zorlayıcı bir tedbir uygulamadığını aktardı. Suriye'de nüfusun geri döndüğü, ekonominin canlandırıldığı, kurumsal ve fiziki altyapıların yeniden onarıldığı bir sürece girilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Finansal ve bankacılık sistemlerinden dışlanmış, lojistik ve ticari yollardan yoksun kalmış bir ülkenin dibe vurmuş bir başlangıç noktasından itibaren devlet kurumlarını yeniden ayağa kaldırması gerektiğini belirtti. Bu süreçte halkın hizmet beklentilerinin karşılanması için büyük bir dayanışma ihtiyacının doğduğunu kaydeden Fidan, yapılan anayasa bildirisi ve halk meclisi seçimlerinin, geçiş sürecindeki anayasal, yönetimsel ve siyasal aktörlerin belirlenmesindeki belirsizliği ortadan kaldırdığını sözlerine ekledi.


YPG'nin Konumu Ve Silahsızlandırma Vurgusu


YPG'nin mevcut durumunun, ellerindeki önemli sorunlardan biri olduğunu aktaran Bakan Fidan, YPG ile Şam yönetimi arasında 10 Mart'ta bir mutabakata varıldığını ve bunun uygulanması konusunda genel bir takvimin de belirlendiğini hatırlattı. Ancak şu ana kadar somut adımlar atıldığını görmediklerini ifade etti. Türkiye olarak bu sürecin ilerletilmesini, meselelerin sulh yoluyla çözülmesini ve yeni bir çatışmanın kimsenin lehine olmayacağını her zaman dile getirdiklerini belirtti. Diyalog yoluyla ilerlemenin önemini vurgulayan Fidan, "Hiçbir ülkede iki ayrı silahlı unsurun var olmasının kabul edilemez olduğunu" vurgulayan Fidan, YPG'nin bu gerçekliği idrak etmesi gerektiğini ifade etti. YPG/PKK denklemindeki milli güvenlik boyutuna dikkat çeken Bakan, Türkiye'nin bu konudaki hassasiyetlerini hem kapalı görüşmelerde hem de kamuoyu önünde dile getirdiğini aktardı. İstikrarın sağlanması için bu entegrasyonun bir an önce hayata geçmesinin gerekliliğini yineledi.


Uluslararası Diplomasi Ve İsrail'e Çağrı


Suriye yönetiminin, Türkiye ve ABD ile yakın görüşmeler yürüttüğünü açıklayan Bakan Fidan, eski ABD Başkanı Donald Trump'a, Suriye'deki yönetime bir şans verilmesi ve bu sürecin desteklenmesinin bölgenin güvenliği ile istikrarı için kritik bir adım olacağı yönündeki anlayışı nedeniyle teşekkür edilmesi gerektiğini ifade etti. Bu tutumun önemli olduğunu belirten Fidan, Arap ülkelerinin Amerika ile olan ilişkilerinin ve telkinlerinin de bu süreçte büyük bir rol oynadığının altını çizdi. Bakan Fidan, İsrail'in şu anda hem Amerika'nın hem de Suriye'nin ortaya koyduğu teklifi kabul etmede zorlanmamasını umduğunu dile getirdi. Herkesin müreffeh, eşit, özgür ve güvenlik içerisinde yaşadığı bir bölgeyi kabul etmesi gerektiğini vurgulayan Fidan, komşu ülkeleri kaos içinde görerek kendine güvenlik sağlamanın sürdürülebilir bir strateji olmadığını ve Türkiye'nin de bunu kabul etmeyeceğini açıkça belirtti.


Son 25-30 yılda Irak ve Suriye'de yaşanan olayların Türkiye'ye inanılmaz büyük maliyetler yüklediğini hatırlatan Fidan, Irak'taki tecrübelerden önemli dersler çıkararak Suriye stratejisinin ve kaosu yönetme kapasitesinin geliştirildiğini aktardı. İsrail ile ilgili konuda hem uluslararası toplumun hem Amerika'nın hem de bölge ülkelerinin Filistin'de olduğu gibi aynı mesajı verdiğini belirten Fidan, "Suriye'ye yönelik müdahaleden ve işgalden vazgeçin, varsa bir mesele, sorun bunu diyalogla, görüşmeyle halledin, bir anlaşma ve uzlaşma zemini bulun" çağrısının yapıldığını ifade etti. Bu riskin yönetilmesi durumunda, Suriye'deki diğer risklerin idaresinde çok büyük bir sorun görmediğini sözlerine ekledi.