80 Yıllık Ürünlerin Sergilendiği Tarihi Oya Pazarı Yeniden Canlanma Sürecinde

Aydın'ın Efeler ilçesindeki tarihi oya pazarı, zamanının televizyon ve koltuklarını süsleyen el emeğiyle işlenen geleneksel motifleri bugüne taşırken, göz...

Salı günleri kurulan tarihi oya pazarı, el emeği göz nuru ürünleriyle geçmişin izlerini bugüne taşıyan önemli bir kültürel miras niteliği taşımaktadır. Her salı günü tezgahlarını açan kadınlar, tığ oyası, dantel, kanaviçe ve yemeni gibi geleneksel el işlerini satışa sunarak hem aile bütçelerine değerli bir katkı sağlamakta hem de asırlık zanaatları yaşatma gayreti göstermektedir. Bir zamanlar her genç kızın çeyiz sandığında vazgeçilmez bir yer tutan oya ve danteller, bu tarihi sokakta adeta yeniden hayat bulmaktadır. Pazarda özellikle el işleme yazmalar, çeyizlik örtüler ve renk renk boncuklu oyalar yoğun ilgi görmektedir. Her bir ilmeğin geçmişten bugüne uzanan derin bir hikayeyi anlattığı bu sokağı ziyaret edenlerin büyük bir çoğunluğunu ise kızları veya torunları için çeyiz hazırlığı yapan kadınlar oluşturmaktadır.


Geleneksel Sanatın Değişen Taleplerle Buluşması

Son yıllarda eski motiflerin ve geleneksel el sanatlarının yeniden moda haline gelmesiyle birlikte pazara olan ilgi kayda değer ölçüde artış göstermiştir. Bu durumdan tezgah açan emektar kadınlar memnuniyet duyduklarını dile getirmiştir. Ancak geçen zamanla birlikte oya tezgahlarının sayısının azaldığını gözlemleyen emekçi kadınlar, pazarın eski canlı günlerine dönmesini arzu etmektedir. Zanaatkarlar, ata mirası olan bu değerli el sanatının yaşatılması için yetkililerden destek beklentisi içinde olduklarını vurgulayarak, pazarın yalnızca bir alışveriş noktası olmaktan öte, geçmişle bugünü buluşturan yaşayan bir kültür mirası olduğunu belirtmişlerdir.


Zanaatkarların Gözünden Oya Sanatının Zorlukları Ve Güzellikleri

Pazarın emektar isimlerinden 63 yaşındaki Nurten Çırak, yıllardır el emeği ürünlerini satarak geçimini sağladığını aktardı. Çırak, bu zanaatın inceliklerini ve pazarın değişimini şu sözlerle özetledi: “Yengem öğretmenlikten emekli olunca birlikte bu işe başladık. 15 senedir bu işi yapıyoruz. Bu sokak önceleri komple dolu oluyordu ama şimdilerde az kişi kaldık. Zaman geçtikçe bu işi yapanlar yaşlandı ve azaldı. Şimdilerde 5-6 kişi bu işi devam ettirelim diye uğraşıyoruz. Her hafta buraya geliyorum, Allah bereket versin ekmek paramızı kazanıyoruz. Buraya genç kızlardan ziyade anneleri geliyor, kızlarının çeyizlerini tamamlıyorlar. Bir de buraya ellerindeki el emeklerini satmak için gelenler de oluyor. Krep oyasını bir haftada takıyorum sonra buraya alıp gelip satışını yapıyorum. Zaten müşterilerimiz de hazır oluyor gerek toptan gerekse de tek tek satışını yapıyoruz. Tığ işi kolay ama iğne oyası çok zor. Sabır ve zaman ister, emeği çok. İğne oyasına baka baka el emeğini işlerken gözler de ister istemez bozuluyor ve gözlük kullanmaya başlıyoruz.” Bu ifadeler, el işçiliğinin gerektirdiği sabır ve özveriyi açıkça ortaya koydu.


35 yıldır oya işiyle uğraşan 64 yaşındaki Neşe Günay ise sattıkları ürünlerin her birinin birer hatıra olduğunu vurguladı. Günay, tarihi pazarın potansiyelini ve karşılaştığı zorlukları şu şekilde anlattı: “35 yıldır bu işi yapıyorum ve yıllardır bu sergiyi açıyorum. Toptan veya perakende satışımız mevcut. Büyüklerimizden öğrendiğimiz örnekleri kendimiz çıkartarak vatandaşlarımızın beğenisine sunuyoruz. Çok şükür rağbetimiz var ama maalesef yerimiz yok. Daha önceki yerimiz daha güzeldi, gelenlerin içi açılıyordu ve rahat alışveriş imkanı vardı. Buradaki tüm ürünler tarih kokuyor. Mesela bazı ürünler hesap kitap işi, yaklaşık 80 yıllık ürünler bile var. Bu ürünlerin hepsi birer anı, hatıra. Bu tarihi yaşatmaya çalışıyoruz. İnşallah burası daha da büyür ve güzelleşir. Şimdilerde krep günleri yapıyorlar. Gençler de rağbet gösteriyorlar ürünlere. Bir de belediyelerin el işi kurslarına giden vatandaşlar da oluyor. Onlar da buradan ürünler alıp değerlendiriyorlar ve güzel ürünler çıkartıyorlar. Bazıları da geçmişini hatırlamak için bu ürünleri alıyorlar ki çünkü gerisi yok.” Bu açıklama, pazarın sadece ticari değil, aynı zamanda nostaljik bir buluşma noktası olduğunu gözler önüne serdi.


40 yıldır el işiyle uğraşan 85 yaşındaki Seval Kavas, bu pazarın kadınlara ekonomik özgürlük kazandırdığını ifade etti. Kavas, ilerleyen yaşına rağmen çalışmaktan vazgeçmediğini dile getirerek, işin hem maddi hem de manevi getirilerini şöyle aktardı: “Yaşım ilerlese de bırakamıyorum. Geçtiğimiz gün İzmir'e gidip satış için alışveriş yapıp geldim. Çok şükür hastalığım da yok. Burada olmak, arkadaşlarımla vakit geçirmek beni mutlu ediyor. Ne Kıbrıs'ı kaldı, ne de Suriye'si. Her yerden mal getirip sattım. Çalışmak ayakta tutuyor. Arkadaşlarımız da hiç olmazsa beylerine muhtaç olmuyorlar. Onlar daha özgür daha rahat oluyorlar. Mesela ben beyimden hiç para istemiyorum. Balıkesir'e gidiyorum, Gönen'e gidiyorum. Orada mağazalar var ve çeyiz pazarı da çok düzenli. Burada da neden olmasın? Buraya da o tür bir düzenleme yapılsın isteriz. Burada insanlar sıkışık yerlerde tezgahlarını açıyorlar. Arkadaşlarımız sağdan soldan kasa toplayıp tezgahlarının altına koyup o şekilde işlerini yürütmeye çalışıyorlar.” Seval Kavas'ın sözleri, çalışmanın kadınlar üzerindeki güçlendirici etkisini ve pazarın fiziksel koşullarına ilişkin beklentileri net bir şekilde ortaya koydu.


30 yıldır el işi yapan 52 yaşındaki Raziye Korucu ise hem alıcı hem satıcı olarak pazarda aktif rol aldığını belirtti. Korucu, pazarın sosyo-kültürel boyutunu şu ifadelerle vurguladı: “Her hafta buraya geliyorum. Hem kızlarıma çeyizlik bir şeyler bakıyorum hem de kendim el emeğim ile yaptığım ürünleri burada satıyorum. El emeği göz nuru ürünler var bu sokakta. Tabii eski el işlerini sevenler burada çokça zaman geçiriyorlar ve satılan ürünlerden alıyorlar. Ben de bu işi 30 yıldır yapıyorum. Burada hem alım-satım yapıyoruz hem de eşimizi dostumuzu görüyoruz. Tüm Aydınlıları pazarımıza bekliyoruz.” Korucu'nun bu açıklamaları, pazarın sadece bir ticaret alanı değil, aynı zamanda bir sosyal etkileşim ve kültür buluşma noktası olduğunu gösterdi.


Kültürel Mirasın Geleceği İçin Destek Çağrısı

Tarihi oya pazarının, Anadolu'nun zengin kültürel dokusunun önemli bir parçası olduğu aşikardır. El sanatlarını yaşatan, kadınlara ekonomik bağımsızlık sağlayan ve geçmişin izlerini günümüze taşıyan bu pazarın, hak ettiği değeri görmesi ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması büyük önem arz etmektedir. Zanaatkarların dile getirdiği fiziki koşulların iyileştirilmesi ve daha geniş kitlelere ulaşım imkanlarının sağlanması talepleri, bu kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılabilmesi adına atılması gereken kritik adımlar olarak öne çıkmaktadır. Yetkililerin, bu eşsiz pazarın korunması ve geliştirilmesi yönündeki adımları, hem yerel ekonomiye canlılık katacak hem de kültürel kimliğin güçlenmesine katkı sağlayacaktır.