Güllü Dosyası Cinayet Şüphesinin Ardından Ceza Ehliyeti Ve Hukuki Sorumluluklar Tartışılıyor

Ünlü şarkıcı Güllü’nün cinayeti ile suçlanan kızı Tuğyan Ülkem Gülter’in yakalanmadan önce cezaevine girmemek için “akıl sağlığı raporu almaya çalışacak” ve...

Ünlü şarkıcı Güllü’nün 26 Eylül gecesi Yalova’daki evinin 6’ncı katından düşerek hayatını kaybetmesi, Türkiye genelinde derin bir üzüntü yaratmıştı. Ancak ilerleyen günlerde kamuoyuna yansıyan iddialar, yaşanan bu trajik olayın basit bir kaza olmaktan öte, planlı bir cinayet olabileceği yönündeki şüpheleri kuvvetlendirdi. Olayın başından itibaren Güllü’nün kızı Tuğyan Ülkem Gülter, kamuoyunun ve soruşturmanın odağında yer aldı.


Soruşturmada Yeni Gelişmeler Ve Cinayet İddiaları

Aylardır süren sır perdesi, geçtiğimiz hafta gelen kritik bir itirafla aralanmaya başladı. Olay gecesi Güllü ve kızı Tuğyan dışında evde bulunan tek kişi olan Sultan Nur, emniyette verdiği detaylı ifadesinde, Güllü'ye öz kızı Tuğyan Ülkem Gülter tarafından kurulduğunu iddia ettiği ölüm tuzağını tüm ayrıntılarıyla aktardı. Sultan Nur, ifadesinde Tuğyan Ülkem Gülter'in o gün annesini öldürmeyi kafasına koyduğunu, akşam için özel bir eğlence ortamı tertip ettiğini ve bu sinsi planını aşama aşama devreye soktuğunu ileri sürdü. Bu itirafın ardından Tuğyan Ülkem Gülter, "Tasarlayarak kasten yakınını öldürmek" suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi. Şarkıcı Güllü’nün ölümüne ilişkin soruşturmadaki gizlilik ve kısıtlama kararı halen devam etmektedir. Cinayet nedeni olarak soruşturmada 3 temel ihtimal üzerinde durulduğu belirtildi: 'Annesinden nefret ettiği için', 'mirasına konmak için' ve 'hayat sigortası parasını almak için'.


Şüpheli İddialar Ve Hukuki Mercek Altında

Tuğyan Ülkem Gülter’in gözaltına alınmasından önce sosyal medyada dikkat çekici iddialar dolaşmaya başlamıştı. Bu iddialara göre, Tuğyan Ülkem Gülter'in cezaevine girmemek amacıyla kilo kaybı yaşadığı, şu anda 39 kilo olduğu ve 30 kiloya düşmeye çalıştığı belirtildi. Ayrıca, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair bir rapor almaya çalıştığı da iddialar arasındaydı. Benzer iddialar, Dilan Polat’ın cezaevine girdiği dönemde de günlerce kamuoyunun gündemini meşgul etmişti. Peki, akıl sağlığı raporu ve ceza ehliyeti, 5275 sayılı İnfaz Yasası çerçevesinde bu tür girişimlerin hukuki bir karşılığı var mıdır? Suçu kesinleşirse, annesinin mirasından yararlanabilecek midir? Sigorta şirketinden tazminat alabilecek midir?


Hukuk Uzmanından Cevaplar: Ceza Ehliyeti Ve Miras Hukuku

Kamuoyunun merak ettiği bu kritik soruları Avukat Elvan Kılıç yanıtladı. Avukat Kılıç, öncelikle konunun halen soruşturma aşamasında olduğunu, bu nedenle süreç tamamlanmadan yapılan değerlendirmelerin sağlıklı olmayacağını vurguladı. Bu aşamada kamuoyuna yansıyan bilgilerin yalnızca iddia niteliğinde olduğunu ve hukuki bir kanaat oluşturmak için yeterli olmadığını da özellikle belirtti. Soruşturma tamamlanmadan yapılacak yorumların hem dosyanın sağlıklı ilerlemesine zarar verebileceğini hem de masumiyet karinesini zedeleme riski taşıdığını kaydeden Kılıç, soruların genel hukuki durumlar için bir değerlendirme niteliğinde olduğunu ifade etti.


İnfaz Ertelemesi Ve Sağlık Gerekçeleri

Bir kişinin cezaevine girmemek amacıyla sağlık gerekçesiyle ceza infazının ertelenmesinin Türk hukukunda mümkün olduğunu belirten Avukat Elvan Kılıç, ancak bunun istisnai bir uygulama olduğunu aktardı. Kılıç, bu durumun ancak kişinin cezaevinde kalmasının hayatını ciddi şekilde tehlikeye sokacağının ya da tedavisinin cezaevi koşullarında mümkün olmadığının bilimsel raporlarla ortaya konulması durumunda geçerli olduğunu ifade etti. Bu tür değerlendirmelerin genellikle Adli Tıp Kurumu veya tam teşekküllü devlet hastanelerince yapıldığını söyleyen Kılıç, basit rahatsızlıklar veya cezaevi şartlarında da tedavisi mümkün olan durumların infaz ertelemesi için yeterli kabul edilmediğini belirtti. Kasıtlı olarak kilo kaybı yaşamak veya sağlık durumunu kötüleştirmek gibi girişimlerin hukuken bir savunma olarak kabul edilmediğini de sözlerine ekledi. Avukat Kılıç, "Kasıtlı şekilde sağlık durumunu bozmak, ceza infazından kaçınmak amacıyla yapıldığı tespit edilirse hukuken korunmaz. Aksine bu durum, kötü niyetli davranış olarak değerlendirilir ve infaz ertelemesi taleplerinin reddine yol açabilir" dedi. İnfaz ertelemesi kararının belirli bir süreyle sınırlı olduğunu ve bu süre sonunda kişinin sağlık durumunun yeniden değerlendirildiğini de hatırlattı. Ertelemenin, cezanın ortadan kalkması anlamına gelmediğini, yalnızca zaman bakımından ertelenmesi sonucunu doğurduğunu açıkladı.


Akıl Sağlığı Raporlarının Etkisi Ve Sorumluluk

Akıl sağlığı raporunun ceza sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırıp kaldırmadığı veya sadece infazı mı ertelediği sorusuna yanıt veren Kılıç, bu durumun raporun hangi döneme ilişkin olduğuna bağlı olduğunu dile getirdi. Kılıç, "Eğer rapor, kişinin suçun işlendiği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığını veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunmadığını ortaya koyuyorsa, ceza sorumluluğu tamamen ortadan kalkabilir. Ancak rapor suçtan sonraki döneme ilişkinse, bu durum ceza sorumluluğunu değil, yalnızca infaz sürecini etkileyebilir; yani infaz ertelenebilir veya tedbir uygulanabilir" şeklinde konuştu. Suçun işlendiği andaki ruhsal durumun esas alındığını belirten Kılıç, sonradan ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıkların ceza ehliyetini geriye dönük olarak ortadan kaldırmayacağını ifade etti. Ancak bu tür rahatsızlıkların, infazın ertelenmesi veya kişinin cezasının sağlık koşulları gözetilerek infaz edilmesi sonucunu doğurabileceğini kaydetti. Adli Tıp Kurumu raporlarının çok güçlü delil niteliğinde olduğunu, ancak mutlak bağlayıcı olmadığını da vurgulayan Kılıç, mahkemenin raporu yeterli bulmaması halinde ek rapor isteyebileceğini veya farklı bir sağlık kurulundan görüş alabileceğini, hatta çelişki görmesi hâlinde raporu hükme esas almayabileceğini belirtti. Nihai değerlendirme yetkisinin her zaman mahkemeye ait olduğunu söyledi. Akıl sağlığına ilişkin değerlendirmelerin tam teşekküllü devlet hastaneleri, ruh sağlığı ve hastalıkları hastaneleri ile gerekli görülürse Adli Tıp Kurumu tarafından yapıldığını, sürecin genellikle gözlem, psikiyatrik değerlendirme ve kurul raporu aşamalarını içerdiğini ekledi.


Mirastan Yoksunluk Ve Sigorta Tazminatı

Güllü’nün ölmeden önce hayat sigortası yaptırdığı iddialarına ilişkin olarak da bilgi veren Avukat Kılıç, hayat sigortalarında temel kuralın, lehtar (hak sahibi) kimse ise tazminatın ona ödenmesi olduğunu ifade etti. Ancak Kılıç, "Eğer lehtarın, sigortalının ölümüne kasten sebep olduğu kesinleşirse, bu kişi tazminattan yararlanamaz. Bu durumda tazminat başka bir lehtar varsa ona ödenir. Cezanın infazının tamamlanmış olması bu sonucu değiştirmez" açıklamasında bulundu. Benzer şekilde, Güllü’nün mirasından çocuklarının faydalanıp faydalanamayacağına dair soruya ise Kılıç, "Eğer kişinin, miras bırakanın ölümüne kasten sebep olduğu mahkeme kararıyla kesinleşirse, bu kişi Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen mirastan yoksunluk maddesi gereği mirastan hak kazanamazlar ve pay alamazlar. Varsa diğer yasal mirasçılar arasında paylaştırılır" yanıtını verdi.


Yargı Sürecinde Kamuoyu Ve İçtihatlar

Bu tür olaylarda kamuoyunun tepkisinin veya medyanın etkisinin yargı sürecini etkileyip etkilemeyeceği sorusuna Avukat Elvan Kılıç, hukuken mahkemelerin kamuoyu tepkisine göre karar vermesinin söz konusu olmadığını, hâkimlerin dosyadaki deliller ve hukuki çerçeveyle bağlı olduğunu belirtti. Ancak Kılıç, "Toplumda geniş yankı uyandıran olaylarda, yargılamanın daha titiz ilerlediğini, kararların çok daha ayrıntılı ve güçlü gerekçelerle kurulduğunu görmek mümkün. Kamuoyunun varlığı kararın yönünü değiştirmiyor ama sürecin her aşamasının daha görünür ve denetlenebilir hâle gelmesine yol açıyor. Bu durum da yargının tarafsızlığını koruma refleksi olarak okunabilir" değerlendirmesinde bulundu. Benzer davalarda mahkemelerin yaklaşımının ise, failin mağdurun ölümüne kasten sebep olduğu kesinleşmişse, gerek sigorta gerek miras hukukunda fail lehine hiçbir kazanıma izin verilmediği yönünde olduğunu aktardı. Kılıç, "Bu yaklaşım, “kimse kendi kusurundan yararlanamaz” ilkesine dayanmaktadır ve yerleşik içtihat hâline gelmiştir" diyerek sözlerini tamamladı.