Hatay’daki Son Depremler Ölü Deniz Fayı Endişelerini Derinleştirdi Uzmanlar Uyardı

6 Şubat depremlerinin ardından bir yıl süren artçı sarsıntılar yavaş yavaş sönümlenmişti. Ancak Hatay’da önce pazartesi günü sonra da bu gece yaşanan 4 ve...


06 Şubat 2023 tarihinde, merkez üssü Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesi olan 7,7 büyüklüğündeki yıkıcı deprem, ülkemizi derin bir yasa sürüklemişti. Bu büyük felaketin şoku henüz atlatılamamışken, hemen ardından Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde 7,6 büyüklüğünde ikinci bir sarsıntı meydana gelmişti. Ardı ardına yaşanan bu iki büyük deprem, 11 ilimizi derinden etkilemiş, Kahramanmaraş ve Hatay ise en ağır yıkıma sahne olmuştu.


Büyük depremlerin ardından bir yıl süresince devam eden artçı sarsıntılar, zaman zaman 4,0 büyüklüğüne ulaşarak bölge halkını teyakkuzda tutmuştu. Bu sarsıntıların zamanla azalması, bölge sakinlerinde bir nebze olsun rahatlama yaratmıştı. Ancak 04 Aralık Pazartesi günü ve 05 Aralık Salı gecesi Hatay'da yaşanan yeni depremler, bölge halkının korkularını yeniden gün yüzüne çıkardı.


Hatay'da Tekrarlayan Sarsıntılar Bölge Halkını Tedirgin Etti


04 Aralık Pazartesi günü Hatay'ın Antakya ilçesinde yerin 7 kilometre derinliğinde 4,2 büyüklüğünde bir sarsıntı kaydedildi. Bu gelişmenin ardından, 05 Aralık Salı günü sabaha karşı 04.15'te Hatay'ın Hassa ilçesi 4,0 büyüklüğünde yeni bir depremle sarsıldı. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından X sosyal medya platformu üzerinden yapılan açıklamada belirtildiği üzere, bu son depremin yerin 7,41 kilometre derinliğinde gerçekleştiği duyuruldu.


Jeolojik Konum Ve Depremlerin Anlamı


Jeoloji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Süleyman Pampal, Hatay'ın depremselliğinin uzun yıllardır üzerinde çalıştığı bir alan olduğunu dile getirerek, bölgenin sismik geçmişine dikkat çekti. Pampal, "Bu bölgede tarihsel depremleri inceledim, çalıştım. Türkiye'de en sık depremlere sahne olan ve en fazla can kaybının yaşandığı yer burası" ifadelerini kullandı. Bölgenin stratejik jeolojik konumuna değinen uzman isim, Hatay'ın, Arap, Afrika ve Anadolu levhalarının kritik kesişim noktasında konumlandığını belirtti. Prof. Dr. Pampal, Kızıldeniz'den Hatay'a kadar uzanan Ölü Deniz Fayı'nın, Hatay'dan sonra Doğu Anadolu Fayı adını alarak bir dirsek çizerek Çelikhan üzerinden Bingöl Karlıova'ya kadar uzandığını aktardı.


Hatay'da son dönemde yaşanan sarsıntıların verdiği mesaja da odaklanan Prof. Dr. Pampal, bu depremlerin farklı şekillerde yorumlanabileceğini vurguladı. Pampal, "Bu iki deprem, daha büyük bir sismik olayın öncesinde gözlemlenebilen orta büyüklükteki depremler olarak değerlendirilebileceği gibi, uzun süredir devam eden artçı sarsıntı dizisinin bir parçası olarak da yorumlanabilir" değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca, 06 Şubat'taki depremlerin derinlikleriyle son iki depremin derinliklerinin yaklaşık olarak aynı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Süleyman Pampal, Türkiye'de karada meydana gelen depremlerin genellikle 7 ila 8 kilometre derinlikte gerçekleştiğini, bu derinliklerin depremin yüzeye yakın olması nedeniyle şiddetli hissedilmesini olağan kıldığını belirtti. Bu nedenle, Hatay'da yaşayanların bu iki depremi de yoğun bir şekilde hissettiğini sözlerine ekledi.


Ölü Deniz Fayı Kırılma Riski Taşıyor: Uzmanlardan Önemli Uyarı


Prof. Dr. Süleyman Pampal, Doğu Anadolu Fayı ile Ölü Deniz Fayı'nın kesişim bölgesine ilişkin son derece kritik açıklamalarda bulundu. 06 Şubat'ta meydana gelen ilk depremin Amik Ovası'nın altından Antakya'ya kadar uzanan Doğu Anadolu Fayı'nın ilgili bölümünü kırdığını anlatan Pampal, bu süreçte Ölü Deniz Fayı'nın kırılmadığını vurguladı. Uzman isim, Ölü Deniz Fayı'nın, özellikle kuzeyden gelen tektonik stresin etkisiyle hareketlenmesi durumunda, bu kırılmanın Kızıldeniz'e kadar uzanabilecek ciddi bir deprem potansiyeli taşıdığını vurguladı. Bu sebeple söz konusu fay hattının çok dikkatli bir şekilde izlenmesi gerektiğini belirtti.


Geçen yıl 06 Şubat depremlerinin yıl dönümünde Hatay'da bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Süleyman Pampal, deprem sonrası bölgede önemli çalışmalar yürütüldüğünü ancak tedirginliğin hâlâ sürdüğünü ifade etti. Pampal, "Depremden sonra güzel adımlar atıldı, çalışmalar devam ediyor. Ancak depremi bir kenara bırakıp hareket etmemeliyiz. Bu bölge için deprem bir gerçek" sözleriyle bölgenin sürekli deprem tehdidi altında olduğuna dikkat çekti. Pampal, bölgede kırılabilecek küçük fayların da risk oluşturduğunu, Antakya Fayı'nın buna örnek teşkil ettiğini belirterek, "Hatırlanacağı üzere, bölgede kırılabilecek faylardan biri olan Antakya Fayı kırıldı ve 6,5 büyüklüğüne varan bir deprem üretti. Bu sarsıntıyı, 06 Şubat depremlerinden sonra adeta üçüncü bir şok olarak yaşamıştık" açıklamasında bulundu.


Ölü Deniz Fayı'na ilişkin endişelerini açıkça dile getiren Prof. Dr. Pampal, bu fayın mutlaka bir gün kırılacağını vurguladı. Pampal, "Açıkçası ben korkuyorum. Ölü Deniz Fayı mutlaka bir gün kırılacak. Bunun zamanını tespit edemiyoruz ancak 'depremi bilerek bir şey olmaz' gibi bir anlayışla hareket etmemeliyiz" sözleriyle önemli bir uyarıda bulundu.


Tarihin Acı Dersleri: Hatay'daki Yıkıcı Sarsıntılar


Prof. Dr. Süleyman Pampal, Hatay ve çevresinin tarihsel depremlerine bakıldığında bölgedeki yüksek sismik riskin net bir şekilde görüldüğünü ifade etti. Tarihsel kayıtların son derece çarpıcı olduğunu belirten Pampal, MS 115 yılında Antakya'da meydana gelen ve şiddeti 9 olarak kayıtlara geçen depremin, günümüz ölçeğiyle 7 ila 8 büyüklüğünde olduğu tahmin edildiğini söyledi. MS 245'te yaşanan ve şiddeti 10 olarak ifade edilen bir başka sarsıntının ise günümüz ölçütleriyle 8'den daha büyük bir depreme tekabül ettiği belirtilmektedir. Pampal, "dönemin tarihçilerinin aktardıklarına göre, bu depremde 200 bin ila 300 bin kişinin hayatını kaybettiği, kentte 'taş üstünde taş kalmadığı' ve olayın 'küçük kıyamet' ile 'kozmik felaket' olarak nitelendirildiği bilinmektedir" bilgilerini paylaştı.


Prof. Dr. Süleyman Pampal, Antakya ve çevresinde benzer büyüklükteki depremlerin yıllar boyunca tekrarlandığını belirterek, 345, 458, 506, 526 ve 529 yıllarında Antakya ve Samandağ çevresinde günümüz ölçütlerine göre yaklaşık 7,0-8,0 büyüklüğünde olduğu değerlendirilen sarsıntıların yaşandığını ifade etti. Aynı şekilde 587 yılında yine 9 şiddetinde bir depremin meydana geldiğini, 715'te Suriye'de, 859'da ise Antakya'dan Suriye'ye uzanan geniş bir alanda günümüz ölçeğinde 8,0 büyüklüğüne yakın sarsıntıların görüldüğünü aktardı. Daha yakın tarihe gelindiğinde de yıkıcı depremlerin sürdüğünü dile getiren Pampal, 1822'de Antakya, İskenderun, Kilis ve Halep'i etkileyen, uzmanlar tarafından günümüz ölçeğinde 7,5 ila 8,0 büyüklüğünde olduğu yorumlanan bir deprem ile 1872'de Antakya-Samandağ hattında yine benzer büyüklükte sarsıntıların kayda geçtiğini hatırlattı. Bu verilerin tamamı, bölgede kısa aralıklarla son derece yıkıcı depremlerin yaşandığını açıkça ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Süleyman Pampal, Hatay ve çevresinin tarihsel süreçte sürekli yüksek deprem riski altında bulunduğunun altını çizdi.