Türkiye’nin İngilizce Yeterliliği Küresel Endekslerde Beklentilerin Altında Kaldı

Dünya genelinde ülkelerin İngilizce yeterlilik düzeylerini ölçen Education First (EF) İngilizce Yeterlilik Endeksi’nin (English Proficiency Index) 2024...


Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadriye Bacanak, Türkiye'nin İngilizce yeterliliğinin uluslararası düzeyde endişe verici bir tablo çizdiğini belirtti. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) ile IELTS ve TOEFL gibi saygın sınavlarda gözlemlenen düşük performansın, ülkenin küresel rekabet gücünü olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Prof. Dr. Bacanak, mevcut durumun detaylarını ve Türkiye'nin uluslararası ölçümlerdeki güncel konumunu kapsamlı bir şekilde değerlendirdi.


Küresel Karşılaştırmalar Ve Uluslararası Endeksler


Prof. Dr. Bacanak'ın aktardığı bilgilere göre, EF İngilizce Yeterlilik Endeksi'nin 2024 raporu, Türkiye'nin İngilizce yetkinliği konusunda dünya genelindeki sıralamasını gözler önüne serdi. Raporda Hollanda ve Norveç gibi ülkeler en yüksek yeterlilik seviyelerine sahip olarak öne çıktı. Örneğin, Hollanda'da nüfusun yaklaşık yüzde 90 ila 93'ünün, Norveç'te ise yüzde 85 ila 90'ının İngilizce konuşabildiği belirtildi. Bu oranlar, Türkiye'deki durumla keskin bir tezat oluşturdu. Türkiye'de İngilizce konuşabilen nüfusun sadece yüzde 17 ila 20 civarında olduğu vurgulandı. Bu istatistikler, Türkiye'nin küresel dil yeterliliği arenasında önemli bir açığa sahip olduğunu gösterdi.


Pısa Sonuçlarındaki Endişe Verici Gerileme


Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2022 sonuçları da Türkiye'nin eğitim sistemindeki yapısal sorunları işaret etti. Türkiye, bu değerlendirmede "okuma becerileri" alanında 81 ülke arasında 36'ncı sırada yer aldı. Prof. Dr. Bacanak, bu sıralamanın ardındaki tarihsel kıyaslamanın asıl çarpıcı nokta olduğunu ifade etti. Türkiye, 2003 yılında aynı alanda 35'inci sıradayken, aradan geçen yaklaşık 20 yıllık süreye ve yürütülen çeşitli eğitim reformlarına rağmen 2022'de bir sıra daha gerileyerek 36'ncı sıraya düştü. Bu gerileme, eğitim politikalarının İngilizce yeterliliği ve genel okuma becerileri üzerindeki etkileri hakkında ciddi soruları gündeme getirdi.


Uluslararası Dil Sınavlarındaki Düşük Performans


Akademik İngilizce yeterliliğini dünya çapında ölçen ve üniversiteler tarafından kabul edilen önemli sınavlardan biri olan TOEFL iBT (Yabancı Dil Olarak İngilizce Testi - İnternet Tabanlı Sınav), Türkiye'deki İngilizce sorununun boyutunu somut verilerle ortaya koydu. 2024 yılı verilerine göre, Türk katılımcıların TOEFL iBT'deki ortalama toplam puanı 79 olarak belirlendi. Bu puan, 2024 küresel ortalaması olan 86'nın belirgin şekilde altında kaldı. Bu durum, Türk öğrencilerinin uluslararası akademik ortamlarda karşılaşabileceği dil bariyerlerinin ciddiyetini vurguladı.


Benzer bir tablo, bir diğer prestijli uluslararası sınav olan IELTS (Uluslararası İngilizce Dil Yeterlilik Sistemi) verileriyle de desteklendi. 2024-2025 IELTS katılımcı performans verileri, "Academic" modülde sınava giren Türk adayların, okuma ve dinleme gibi pasif becerilerde "yetkin" seviyesinde bulunduğunu gösterdi. Ancak, asıl endişe verici olan, konuşma ve yazma gibi üretimsel becerilerde "sınırlı" düzeyde kalmalarıydı. Prof. Dr. Bacanak, bu durumun Türkiye'deki mevcut eğitim sisteminin dili "kullanmayı" değil, dil hakkında "bilgi sahibi olmayı" öğreten bir yaklaşım benimsediğinden kaynaklandığını belirtti.


İngilizce Öğrenme Başarısızlığının Temel Nedenleri


Prof. Dr. Kadriye Bacanak, Türkiye'nin İngilizce öğrenimindeki bu başarısızlığının birden fazla nedeni olduğunu detaylandırdı. Hollanda ve Norveç gibi başarılı ülkelerin eğitim sistemlerinin dili aktif olarak kullanarak öğrenmeyi temel alan "iletişim temelli" yaklaşımı benimsediğini ifade ederken, Türkiye'deki sistemin tam tersi bir doğrultuda ilerlediğini vurguladı. British Council ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) işbirliği ile hazırlanan "Türkiye'deki Devlet Okullarında İngilizce Dilinin Öğretimine İlişkin Ulusal İhtiyaç Analizi Raporu"nun bulguları da bu tespiti doğruladı. Rapor, gözlemlenen tüm sınıflarda öğrencilerin İngilizce olarak iletişim kurmayı ve dili işlevsel bir araç olarak kullanmayı öğrenemediğini açıkça ortaya koydu. Prof. Dr. Bacanak, Türkiye'de İngilizcenin bir iletişim dili olarak değil, genellikle yalnızca bir ders olarak öğretildiğine dikkat çekti. Ayrıca, yapılan akademik araştırmaların, öğrencilerin İngilizce konuşmasını engelleyen temel faktörler arasında heyecan, çekingenlik ve alay edilme korkusu gibi psikolojik etkenleri gösterdiğini ekledi.


İngilizce Yeterliliğini Artırmaya Yönelik Stratejiler


Prof. Dr. Bacanak, Türkiye'nin İngilizce yeterliliğini artırmak için kapsamlı ve yenilikçi bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurgulayarak beş adımlık bir yol haritası sundu:


Öncelikle, değerlendirme süreçlerinde köklü bir "devrim" yapılması gerektiği belirtildi. Çoktan seçmeli gramer sorularına dayalı mevcut sistemin terk edilerek, uluslararası standartlarda konuşma ve yazma becerilerini zorunlu olarak ölçen, portfolyo ve proje tabanlı değerlendirme sistemlerine geçiş yapılması önerildi. Bu yaklaşımın, öğrencilerin dili pasif bir bilgi olmaktan çıkarıp aktif bir beceri olarak kullanmalarını teşvik edeceği ifade edildi.


İkinci olarak, "öğretmen reformu"nun kaçınılmaz olduğu dile getirildi. Öğretmen yetiştirme politikalarının geçici olmaktan çıkarılıp sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması gerektiği belirtildi. Öğretmenlere, iletişimsel yaklaşımı benimsemelerini ve hata yapmayı öğrenme sürecinin doğal bir parçası olarak görmeyi teşvik eden pratik hizmet içi eğitimler sunulmasının önemi vurgulandı.


Üçüncü adım olarak, "ulusal maruz kalma" oranının artırılması gerektiği belirtildi. Ülkemizdeki dublaj kültürünün, okul dışı öğrenme fırsatlarını önemli ölçüde engellediği ifade edildi. Bu konunun sadece Millî Eğitim Bakanlığı'nın değil, topyekûn bir devlet politikası haline getirilmesi gerektiği savunuldu. Hollanda modeli örnek alınarak, ulusal yayın yapan tüm platformlarda altyazı ve orijinal dilde izleme seçeneklerinin teşvik edilmesi, böylece bireylerin İngilizceye doğal yollardan maruz kalmasının sağlanması önerildi.


Dördüncü olarak, "sınıfların güvenli alanlara dönüştürülmesi"nin kritik önemi vurgulandı. Öğrencilerin hata yapma korkusu ve alay edilme endişesi, konuşma kaygısını tetikleyen temel unsurlar olarak gösterildi. Bu bağlamda, sınıfların dilin hata yapa yapa öğrenildiği, pozitif ve destekleyici ortamlara dönüştürülmesi gerektiği ifade edildi. Bu sayede öğrencilerin özgüvenle konuşma pratiği yapabileceği belirtildi.


Son olarak, "öğrenmenin oyunlaştırılması" stratejisi öne çıkarıldı. Dil eğitiminin ilkokul 2’nci sınıfa kadar çekilmesinin olumlu bir adım olduğu ancak bu erken başlangıcın, sınav odaklı lise metotlarıyla birleştirildiğinde istenilen başarıyı getirmediği analiz edildi. Çözüm olarak, erken yaş dil eğitiminin gramer kurallarından arındırılarak sadece oyun, şarkı ve anlamlı iletişim üzerine kurulması gerektiği belirtildi. Bu yaklaşımın, çocukların dili doğal ve eğlenceli bir şekilde edinmelerini sağlayacağı öngörüldü.