İşveren Anlaşmasıyla Ayrılanların İşsizlik Maaşı Ve Kıdem Tazminatı Hakları Belirsizlikleri

İşsizlik sigortası fonundan işsizlik ödeneği alabilmek için diğer koşulların yanı sıra işçinin kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalması gerekir. Peki kendi isteğiyle veya işverenle anlaşarak işten ayrılan işçi işsizlik ödeneği alabilir mi? Ahmet Kıvanç, Habertürk okurlarının sorularını yanıtladı

Çalışma hayatında işçilerin en temel haklarından biri olan kıdem tazminatı ve işsizlik ödeneği, işten ayrılma süreçlerinde sıkça merak edilen konuların başında gelmektedir. Özellikle kendi isteğiyle veya işverenle karşılıklı anlaşarak işten ayrılan bireylerin bu haklardan yararlanıp yararlanamayacağı hususu, birçok çalışanın kafasını kurcalayan önemli bir sorunsalı oluşturmaktadır. Sigorta başlangıç tarihleri, prim günleri ve iş yerindeki çalışma süreleri gibi değişkenler, söz konusu hakların elde edilmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Ayrıca, bordroda gösterilen ücret ile gerçekte alınan ücret arasındaki farklar da tazminat hesaplamaları ve gelecekteki emeklilik aylıkları üzerinde ciddi etkilere yol açabilmektedir. Tüm bu karmaşık süreçler, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) mevzuatı çerçevesinde detaylı bir şekilde ele alınmayı gerektirmektedir.


İşten Ayrılma Süreçlerinde Kıdem Tazminatı Ve İşsizlik Maaşı Şartları


Bir çalışan tarafından dile getirilen sorular arasında, 29 Nisan 2008 tarihinde sigorta başlangıcı bulunan, toplam 3516 prim günü olan ve altı yıldır aynı iş yerinde çalışan bir kişinin, SGK'dan yazı alarak kıdem tazminatını talep etme imkanının bulunup bulunmadığı yer aldı. Ayrıca, bu süreçte 10 yıllık çalışma süresinin zorunlu olup olmadığı ve kendi isteğiyle işten ayrılması durumunda işsizlik maaşı alıp alamayacağı da merak edilen konular arasındaydı. Bir arkadaşının "karşılıklı fesih" önerisinin geçerliliği de teyit edilmesi gereken bir husus olarak öne çıktı.


Sosyal Güvenlik Kurumundan kıdem tazminatı yazısı alarak işverenden tazminat talep edebilmek için, sigortalılık başlangıç tarihine göre değişen belirli emeklilik koşullarının yaş dışındaki tüm kriterlerinin yerine getirilmesi zorunludur. İlk defa sigortalı çalışmaya 08 Eylül 1999 tarihinden önce başlayanlar için 3600 gün prim ödeme şartı aranırken, 08 Eylül 1999 ile 30 Nisan 2008 tarihleri arasında çalışmaya başlayanlar için ise 7000 gün veya 25 yıl sigortalılık süresi ile birlikte 4500 prim günü koşulunun sağlanması gerekmektedir. 30 Nisan 2008 tarihinden sonra sigortalılık başlangıcı olanlar için ise bu koşul 5400 prim günü olarak belirlenmiştir. Ancak, 30 Nisan 2008 sonrası başlayanlarda prim günü koşulu ilk yıl 4600 gün olup, sonraki her yıl 100 gün artırılarak uygulanmaktadır.


29 Nisan 2008 tarihinde ilk defa sigortalı çalışmaya başlamış olan bir kişinin SGK'dan yazı alarak kıdem tazminatı talep edebilmesi için, ya 7000 prim gününü tamamlaması ya da 25 yıl sigortalılık süresi ile birlikte 4500 prim günü koşulunu eş zamanlı olarak sağlaması gerekmektedir. Bu koşullardan hangisi önce yerine getirilirse, o tarihten itibaren SGK'dan yazı almak suretiyle son iş yerindeki kıdem tazminatının talep edilmesi mümkün olmaktadır. Kıdem tazminatını alabilmek için son iş yerinde 10 yılı doldurma şartı bulunmamaktadır; belirtilen koşulları yerine getiren çalışanlar, bir yılı doldurdukları iş yerinden de kıdem tazminatını alabilirler.


İşsizlik Ödeneği Almanın İstisnai Koşulları: Kendi İsteğiyle Ayrılık Durumu


Kendi isteğiyle işten ayrılan bir çalışanın genel olarak işsizlik ödeneği alması mümkün değildir. Ancak, bu durumun bazı istisnai halleri bulunmaktadır. İşçinin iş sözleşmesini, işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışları nedeniyle veya sağlık gibi zorunlu ve haklı sebeplerle feshetmesi halinde işsizlik ödeneği talep edilebilir. Aksi takdirde, kendi isteğiyle işten ayrılan işçiye kıdem tazminatı ödenmez ve işsizlik ödeneği bağlanmaz.


Karşılıklı Fesih Yoluyla İşsizlik Ödeneği Alma Girişimleri Ve Riskleri


Kanunen işçi ve işverenin karşılıklı anlaşmasıyla yapılan fesihlerde kıdem tazminatı ödenmemesi esas iken, uygulamada bazı işverenler, işçilerine destek olmak amacıyla işten çıkışı SGK'ya (04) koduyla, yani iş sözleşmesinin haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından feshedilmiş gibi bildirebilmektedir. Bu tür bir durumda işsizlik ödeneği alınabilir gibi görünse de, bu durumun herhangi bir şekilde tespit edilmesi halinde, alınmış olan işsizlik ödeneği yasal faiziyle birlikte geri tahsil edilmektedir. Bu nedenle, bu tür yöntemlere başvurulması ciddi hukuki riskler taşımaktadır.


Gerçek Ücretin Bordroya Yansımaması Durumunda Kıdem Tazminatı Hesaplaması Ve Hukuki Haklar


Bir diğer önemli mesele ise, 09 Temmuz 2008 tarihinde bir firmada çalışmaya başlayan ve aylık 45.000 Türk Lirası ücret almasına rağmen bordrosunda asgari ücret gösterilen bir çalışanın kıdem tazminatının nasıl hesaplanacağıdır. Geri kalan ücretini elden alıp hesabına yatıran bu çalışanın kıdem tazminatı, bordroda görünen asgari ücret üzerinden mi yoksa gerçekte aldığı ücret üzerinden mi hesaplanacağı sorusu gündeme gelmiştir.


Düşük Bildirilen Ücretin Emeklilik Aylığına Etkileri Ve Hizmet Tespit Davası Hakkı


Bordroda gösterilen ücretin gerçek ücretten düşük olması, çalışanlar için gelecekte ciddi mağduriyetlere yol açabilir. Zira bu durum, emeklilik döneminde alınacak aylığın hak edilen tutardan düşük olmasına ve çoğu zaman en düşük emekli aylığına mahkum kalınmasına neden olabilir. Bu sebeple, çalışanlar iş yerinden ayrılır ayrılmaz beş yıl içinde hizmet tespit davası açarak gerçek ücretlerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen prime esas kazançlarına yansıtılmasını talep edebilirler. Elden alınan paranın hiç dokunulmadan her ay banka hesabına yatırılması, açılacak davanın kazanılmasını kolaylaştırıcı önemli bir delil niteliği taşımaktadır.


Kıdem tazminatı hesaplamasına gelindiğinde ise, işveren genellikle kıdem tazminatını bordroda görünen brüt ücret üzerinden, yani asgari ücretten ödeme yoluna gitmektedir. Ancak, çalışanın gerçek hakkı, 45.000 Türk Liralık net ücrete karşılık gelen brüt ücret üzerinden hesaplanan tazminat miktarıdır. Eğer işveren kıdem tazminatını 45.000 Türk Liralık ücreti esas alarak öderse, bu durum ileride açılabilecek davalarda bir delil olarak kullanılabilir. Aksi takdirde, işveren kıdem tazminatını asgari ücret üzerinden ödemeyi tercih ederse, eksik ödenen kıdem tazminatı için iş mahkemesinde ayrıca bir dava açılması gerekmektedir.


18 Yaş Altı Sigorta Başlangıcının Emeklilik Sürecine Etkisi


01 Ocak 1974 doğumlu bir bireyin sigorta başlangıcının 15 Aralık 1990 tarihinde olduğu, bu dönemde 70 gün prim yatırıldığı ve daha sonra 2000 yılında 4/b (BAĞ-KUR) sigortasının başladığı bir durum söz konusuydu. Toplamda 9027 gün BAĞ-KUR primi olan ve prim borcu bulunan bu kişinin, prim borcunu ödediğinde 1990 yılındaki sigorta başlangıcının emeklilik için kabul edilip edilmeyeceği sorusu da önem arz etmekteydi.


Sigorta Başlangıcı Ve Sigortalılık Süresi Ayrımı


Kanuna göre, sigorta başlangıcı, ilk defa uzun vadeli sigorta kollarına tabi prim ödenen tarih olarak kabul edilmektedir. Bu noktada bireyin yaşının bir önemi bulunmamaktadır. Eğer 18 yaşından küçük bir kişi için malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı için uzun vadeli sigorta kollarına tabi prim yatırılmışsa, bu tarih sigorta başlangıcı olarak geçerlilik kazanır. Ancak, sigortalılık süresinin başlangıcı 18 yaşın doldurulduğu tarih itibarıyla başlamaktadır. SSK statüsünde 08 Eylül 1999 öncesi sigortalı çalışmaya başlayanlar için emeklilik için gerekli sigortalılık süresi kadınlarda 20 yıl, erkeklerde ise 25 yıl olarak belirlenmiştir.


BAĞ-KUR kapsamında ise sigortalılık süresinin karşılığı 9000 prim günüdür. Belirtilen durumda, 9000 prim günü tamamlanmış görünmektedir. Ancak, BAĞ-KUR'luların emekli olabilmesi için herhangi bir prim borcunun bulunmaması temel bir koşuldur. Bu nedenle, prim borcu ödendiği takdirde hemen emeklilik dilekçesi verilebilir. Sigorta başlangıcı, 18 yaşın tamamlandığı 01 Ocak 1992 tarihi olarak kabul edileceği için, dilekçeyi takip eden ay başından itibaren emekli aylığı bağlanmaya başlanacaktır.