Şam Ziyaretinde 10 Mart Mutabakatı Ve SDG Entegrasyonu Konusu Ön Plana Çıktı
Suriye’de 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanması için son tarih olan 31 Aralık’a günler kala Dışişleri Bakanı Fidan, Milli Savunma Bakanı Güler ve MİT Başkanı...
Türkiye'den üst düzey bir heyet, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın'ın katılımıyla Suriye'nin başkenti Şam'a kritik bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret, devrik Beşar Esad rejiminin düşüşüyle sonuçlanan 08 Aralık 2024 tarihinin birinci yıl dönümüne denk gelmesi açısından büyük önem taşıdı. Heyet, Şam temasları kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve Suriyeli yetkililerle kapsamlı görüşmelerde bulundu.
Türkiye-suriye İlişkilerinin Kapsamlı Değerlendirmesi
Ziyaretin ana gündem maddeleri arasında, Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin son bir yıllık siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutlarıyla detaylı bir şekilde değerlendirilmesi yer aldı. Özellikle Türkiye'nin ulusal güvenlik önceliklerini doğrudan ilgilendiren 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanma sürecindeki ilerlemeler ve karşılaşılan güçlükler masaya yatırıldı. Görüşmelerde, Suriye'nin yeniden inşası için ikili düzeyde yürütülen projeler ve Suriye Hükümeti'nin kapasite geliştirme çabalarının desteklenmesine yönelik çalışmalar da ele alındı. Bu önemli ziyaret heyetinde, Türkiye'nin Şam Büyükelçisi olarak atanan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz da hazır bulundu.
10 Mart Mutabakatındaki Tıkanıklık Ve Ankara’Nın Beklentileri
Esad rejiminin devrilmesinin hemen ardından, Ahmed Şara yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında Şam'ın egemenliğini esas alan bir mutabakat imzalanmıştı. 10 Mart 2025 tarihli bu anlaşma, SDG'nin Suriye ordusuna katılımını, bölgedeki havalimanları ve petrol sahaları ile Irak ve Türkiye'ye açılan sınır kapıları dahil olmak üzere tüm idari yapıların merkezi hükümete devredilmesini öngörüyordu. Uygulanması için son tarih olarak 31 Aralık 2025 belirlenmişti. Ancak aradan geçen dokuz aylık süreçte, 8 maddelik anlaşmanın hiçbir başlığında somut bir ilerleme sağlanamadığı ve uygulamaya geçilemediği belirtildi. Ankara açısından mutabakatın en kritik maddelerinden biri, SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonuydu. Türkiye, SDG unsurlarının Suriye ordusuna "birlik" halinde değil, "ferdi" olarak entegre edilmesi gerektiğini vurgularken, aksi takdirde bunun gerçek bir entegrasyon olarak kabul edilemeyeceğinin altını çizdi. Bu konudaki tıkanıklık, son günlerde Ankara'nın sert tepkisine yol açtı; Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, SDG konusundaki uyarılarını peş peşe dile getirdiler.
Fidan'dan SDG Ve İsrail Bağlantısına Dair Sert Açıklama
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Şam'da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında SDG'nin entegrasyon sürecindeki isteksizliğini ve dış bağlantılarını açıkça dile getirdi. Bakan Fidan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Suriye’nin istikrarı Türkiye’nin istikrarı demek, bu Türkiye için fevkalade önemli bir konu. Suriye’de SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG ile ilgili konuyu da masaya yatırdık. Maalesef, değerli meslektaşımın da ifade ettiği gibi orada kendi izlenimleri, (SDG’nin) çok fazla ilerleme kaydetmeye niyeti olmadıklarını görüyoruz. Burada tabii bunun sebepleri üzerinde de konuştuk. Orada SDG’nin belli faaliyetlerini İsrail ile koordinasyon içerisinde götürüyor olması gerçeği aslında Şam ile yürütülen görüşmelerde de şu anda büyük bir engel teşkil etmekte." Bu açıklama, SDG'nin yalnızca Şam ile değil, bölgesel güçlerle de karmaşık ilişkiler içinde olduğunu ve bu durumun mutabakatın ilerlemesini engellediğini ortaya koydu.
Suriye'den SDG'ye Yönelik Eleştiriler
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ise kendi tarafından yaptığı açıklamada, SDG'nin mutabakata uyma konusunda herhangi bir irade göstermediğini belirtti. Şeybani, "Maalesef SDG’den herhangi bir irade görmedik. Cezire bölgesine (Suriye’nin kuzeydoğusu) daha fazla önem vereceğiz. Suriye devleti orada olacaktır" sözleriyle, Şam yönetiminin özellikle ülkenin kuzeydoğusundaki varlığını ve egemenliğini tahkim etme niyetini vurguladı. Bu açıklamalar, hem Türkiye hem de Suriye'nin SDG konusunda benzer endişeleri taşıdığını ve Şam'ın bu örgüt üzerindeki kontrolünü artırmak istediğini gösterdi.
Bölgesel Güvenlik Riskleri Ve Deaş İle Mücadele
Şam'daki temaslar sırasında bölgesel güvenlik meseleleri de kapsamlı bir şekilde ele alındı. Özellikle İsrail'in saldırganlığı nedeniyle Suriye'nin güneyinde beliren güvenlik riskleri üzerinde önemle duruldu. Ayrıca, Suriye'nin DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu'na (DMUK) katılımı bağlamında, Suriye sahasında oluşabilecek kırılganlıklardan istifade etmeye çalışan terör örgütü DEAŞ'ın yeniden canlanmasının önüne geçilmesine yönelik işbirliği imkanları da görüşüldü. Türkiye ve Suriye, DEAŞ tehdidine karşı ortak bir duruş sergilemenin ve bölgesel istikrarı sağlamanın gerekliliğini bir kez daha teyit etti.
Kasyun Dağı'ndan Şam'a Yönelik Anlamlı Bakış
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın bir yıl önceki Suriye devriminin ardından dün yeniden Kasyun Dağı'nda olması, ziyaretin sembolik yönünü güçlendirdi. Bakan Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile birlikte Kasyun Dağı'ndan Şam'ı seyretti. Bu anı, Şam Büyükelçisi olarak atanan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz, sosyal medya hesabından "Hey gidi Beşşar. Bir yıl sonra yine Kasyun" notuyla paylaştı. Başkent Şam'ın büyük bölümüne hakim stratejik konumdaki Kasyun Dağı, Suriye'deki 2011'de başlayan halk hareketlerinin rejimin şiddetle bastırılmasıyla iç savaşa dönüşmesinde kritik bir öneme sahipti. Devrik rejim döneminde sivil unsurların çıkışı yasaklanan dağ, Esad'in kardeşi Mahir Esad'a bağlı 4. Tümen askerleri başta olmak üzere yoğun askeri varlığa ev sahipliği yapmıştı. Bu tekrar ziyaret, Türkiye'nin Suriye'deki gelişmeleri yakından takip ettiğinin ve bölgesel dinamiklerdeki değişimleri gözlemlediğinin bir göstergesi olarak yorumlandı.