Rojin Kabaiş Davasında İki Erkeğe Ait Dna Tespiti
Van'da 27 Eylül 2024'te kaybolan ve 15 Ekim'de Van Gölü kıyısında cesedi bulunan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş'in vücudunun mahrem...
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü 1’inci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş’in kayboluşu ve ardından cansız bedeninin bulunmasıyla ilgili dava dosyasında önemli bir gelişme yaşandı. Geçen yıl 27 Eylül’de kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kaybolan Kabaiş’in cansız bedeni, 15 Ekim’de Van’ın Mollakasım Mahallesi sahilinde tespit edilmişti. Yürütülen soruşturma kapsamında, Adli Tıp Kurumu (ATK) Biyolojik İhtisas Dairesi Merkezi tarafından hazırlanan ve 10 Ekim tarihinde dava dosyasına giren yeni rapor, olayın seyrini değiştirecek kritik bulgular içeriyordu.
Detaylı Rapor Ve Yeni Bulgular
Diyarbakır Barosu ve Van Barosu avukatlarının katılımıyla düzenlenen ortak basın toplantısında, kamuoyuyla paylaşılan söz konusu raporda çarpıcı detaylar yer aldı. Rapora göre, merhume Rojin Kabaiş’in göğüs ve vajina iç bölgesinde, olayla ilişkili iki farklı erkeğe ait DNA örneklerinin bulunduğu kesinleşmişti. Bu bulgu, soruşturmanın yönünü kökten değiştirme potansiyeli taşıyordu.
Barolardan Adli Tıp Kurumuna Suç Duyurusu
Diyarbakır ve Van baroları, yeni raporun ortaya koyduğu bu bulguların ışığında, daha önce hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporlarının "eksik, hatalı ve yanlış" olduğu iddiasıyla, kurum hakkında suç duyurusunda bulunduklarını kamuoyuna bildirdi. Baroların bu adımı, soruşturmadaki önceki aşamalara yönelik ciddi şüpheleri de beraberinde getirdi.
Baba Kabaiş'in İsyanı Ve Adalet Çağrısı
Olayın yaşandığı ilk günden bu yana kızının intihar etmesinin imkansız olduğunu ve bir cinayete kurban gittiğini savunan baba Nizamettin Kabaiş, yeni raporun bulgularıyla bu iddialarının doğrulandığını ifade etti. Kabaiş, duygusal bir açıklama yaparak, "Baştan beri belliydi, bir cinayet olduğu. DNA'ların ciddi anlamda bulaşla ilgili olmadığı belli oldu artık. Rojin’in vücudunda iki erkeğe ait DNA vardır. Bu rapor, iki kişiyi tespit ettiğimi söylüyor. Bu iki kişi katildir, siz de tutuklayın, onlara ağır ceza verin," sözleriyle adaletin tecelli etmesi yönündeki güçlü beklentisini dile getirdi. Yaşadıkları büyük acıyı vurgulayan baba Kabaiş, "Biz çok acı çekiyoruz. Dünden beri benim uykum gelmemiş. Ben çok zor durumdayım. Kimler yaptı? Kimler delilleri karartmaya çalıştı? Kimler kapatmaya çalıştılar? Her şey Allah'ın izniyle açığa çıkacak ve biraz da olsa biz nefes alacağız," ifadelerini kullandı. Kızının ölümünün başlangıçta "suda boğulma" olarak kabul edilmesine rağmen, bu durumdan şüphe duyduğunu ve haklı çıktığını belirten Kabaiş, "Onlar kapatmaya çalıştılar ama ben bir baba olarak mücadele edeceğim, mücadelemi bırakmayacağım," şeklinde konuştu.
Mücadele Kararlılığı
Adalet arayışında kararlı olduğunu vurgulayan Nizamettin Kabaiş, katiller yakalanıp hak ettikleri cezayı alana kadar mücadeleyi sürdüreceğini ifade etti. "Gerekirse tekrar Ankara'ya gideceğim. Annesiyle beraber Başkanlığına çıkacağız. O katiller yakalanana kadar, cezaları çekene kadar biz durmayacağız, mücadele edeceğiz. Çünkü bizim ciğerimiz yanmış. Düşün ki vücudundan bir parça eksilmiş. Kolun kesilmiş, ayağın kesilmiş. Kolsuz, ayaksız geziyoruz şu anda. Vücudumuzdan bir parça eksilmiş. Ama katledilmiş. Büyük bir zulümle gitti. Biz zor durumdayız," sözleriyle yaşadığı derin üzüntüyü ve azmini dile getirdi. Rojin’in hayallerinin yarıda kaldığını belirten baba, kızına bu vahşeti yapanların bulunmasını ve en ağır cezanın verilmesini talep etti. "Ben canımdan vazgeçeceğim, bu katiller yakalanana kadar mücadele edeceğim," diyerek kararlılığını yineledi. Soruşturma sürecinde savcılık, emniyet ve rektörlük gibi kurumlara defalarca başvurduklarını, hatta Van'a 17 kez gittiğini ancak net bir yanıt alamadığını aktardı. Kabaiş, "Rojin’e ne oldu? Cevabını bize veremiyorlar. Allah'ın izniyle bu cinayet açığa çıkacak, aydınlanacak. O katiller de yakalanacak. Bana kalsa onlara idam verilsin. Çünkü bunlara idam verilmezse başka Rojinler de gidecek. Başka kadınlar da gidecek," ifadeleriyle mücadelesinin sadece kendi kızı için değil, benzer olayların önlenmesi adına da bir çağrı niteliği taşıdığını ortaya koydu.