Karadeniz’deki Serseri Dron Tehlikesi: Tespit Ve İmhası Son Derece Zor

‘Serseri mayınlar’ın ardından şimdi de rotasından çıkan ‘serseri dronlar’ dünyanın kâbusu oldu. Önceki akşam da bir tanesi Karadeniz’den hava sahamıza girip...


Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın şiddetlenmesiyle birlikte Karadeniz'de kontrolsüz biçimde sürüklenen deniz mayınları bölge ülkeleri için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturmuştu. Şimdi ise benzer bir endişe kaynağı olarak rotasından çıkan veya yönünü şaşıran 'serseri dronlar' gündemdeki yerini aldı. Savaş sahalarında yoğun olarak kullanılan ancak navigasyon hatası, elektronik müdahale ya da teknik arıza gibi nedenlerle kontrolden çıkan bu insansız hava araçları, artık sadece çatışan tarafları değil, çevredeki üçüncü ülkeleri de doğrudan etkilemeye başladı.


Drone Kontrol Sistemleri Ve Mücadele Yöntemleri


Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Savunma Politikası Analisti Turan Oğuz, Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamalarda, dronların kontrol edildiği temel yöntemleri detaylandırdı. Oğuz, bu kontrol yöntemlerinin her birinin farklı müdahale ve ele geçirme zorlukları barındırdığını belirtti.


Turan Oğuz'un tespitlerine göre, dronlar temelde üç farklı yöntemle kontrol ediliyor. Bunlardan ilki, Radyo Frekansı (RF) ile kontrol edilen dronlardır. Oğuz, bu tür dronların, bir kişinin elindeki kontrol mekanizmasıyla, uzaktan kumandalı uçaklar gibi işlediğini ifade etti. Radyo frekansıyla kontrol edilmeleri sebebiyle engellenmeleri ve ele geçirilmelerinin nispeten kolay olduğunu vurguladı. Bu radyo dalgalarının karıştırılabildiğini, kesilebildiğini veya kontrolün ele alınıp yanıltılabildiğini aktardı.


İkinci tür dronların ise son 5-6 ayda yaygınlaştığı gözlenen fiber optik kablolarla kontrol edilenler olduğunu belirten Oğuz, bu sistemlere müdahale etmenin çok daha zor olduğunu kaydetti. Ortada engellenebilecek veya karıştırılabilecek bir radyo dalgası bulunmaması nedeniyle, elektronik harp yöntemleriyle ya da uzaktan müdahaleyle etkisiz hale getirilmelerinin neredeyse imkansız hale geldiğini dile getirdi.


Üçüncü grup dronların ise GPS, yani navigasyon sistemleri üzerinden yönlendirilenler olduğunu açıklayan Oğuz, bu kategoriye giren araçlarda klasik anlamda bir radyo frekansı kontrolünün söz konusu olmadığını vurguladı. “Drona belirli bir koordinat giriliyor ve ‘şu noktaya git ve orada patla’ deniliyor. Artık anlık bir kontrol söz konusu değil; sadece hedef koordinat tanımlanıyor. Dron, uydu üzerinden haberleşerek konumunu sürekli belirliyor” ifadelerini kullandı.


Serseri Dronların Rotadan Sapma Nedenleri


Serseri dronların ortaya çıkışında birçok farklı faktörün etkili olduğunu belirten Turan Oğuz, uydu sinyallerinin kesilmesi veya karıştırılmasının dronların rotasından sapmasına neden olabildiğini aktardı. Kendi sistemlerinde oluşan arızaların veya navigasyon sistemine dışarıdan yapılan müdahalelerin de benzer sonuçlar doğurduğunu kaydetti. Oğuz, “Bu durumda mesela Kiev’e gitmesi gereken bir dron, Karadeniz’in ortasına sapabiliyor. Böyle anlarda ‘serseri sinyal’ haline gelip dünyanın herhangi bir yerine gidebiliyor. Bazen Romanya’dan, bazen Bulgaristan’dan, bazen de Türkiye’den çıkabiliyor” dedi.


Bu durumun yalnızca insansız hava araçları için değil, insansız deniz araçları için de geçerli olduğuna dikkat çeken Oğuz, sonuç itibarıyla bu araçların insan yapımı cihazlar olduğunu ve zaman zaman arıza verebileceğini hatırlattı.


Yoğun Drone Trafiği Ve Algılama Güçlükleri


Rusya-Ukrayna savaşında her iki tarafın da ayda yaklaşık 15.000'er dron kullandığını belirten analist Oğuz, bu durumun ayda 30.000'den fazla dron hareketliliği anlamına geldiğini ifade etti. Bu yoğunluk içinde rotadan sapma ve anomali vakalarının tek tük yaşandığını ancak bunlara karşı alınabilecek önlemlerin sınırlı olduğunu dile getirdi. Zira normal şartlarda hedef siz olmadığınız için bu tür araçların sürekli geleceği varsayımıyla bir savunma kurgulanmadığını belirtti. Eğer böyle bir tehdit beklentisi olsa, olası geliş yönlerine gemilerin konuşlandırılacağını, hava savunma sistemleriyle yollarının kesilip vurulacağını aktardı. Ancak bu tür dronları vurmanın da kolay bir iş olmadığını vurguladı.


Turan Oğuz, dronların radar kesit alanlarının oldukça küçük olduğunu belirtti. “Bazıları tenis topu, bazıları ise ancak bir karpuz büyüklüğünde görünüyor. Bu nedenle radarlar zaman zaman bu hedefleri ‘önemsiz’ olarak algılayıp hata payı içinde değerlendiriyor ve tehdit olarak sınıflandırmıyor” ifadelerini kullandı. Sistemlerin kuşlar, hava olayları gibi çok sayıda benzer sinyal ürettiğini ve operatörün önüne yalnızca mantıklı ve olası tehditlerin getirildiğini, aksi takdirde operatörün sürekli alarm halinde olacağını açıkladı. Bir tehdit olarak algılandığı anda ise sivil havacılık otoritelerinin son derece hassas davrandığını ve uçuşların derhal durdurulduğunu kaydetti.


Oğuz, bu tür dronları hem tespit etmenin hem de vurmanın gerçekten zor olduğunu belirtti. Karadeniz üzerinden gelen bir dron vakasında da, başlangıçta muhtemelen bir anomali olarak görüldüğünü, çok küçük olduğu için hemen tanımlanamadığını ve bu nedenle F-16 savaş uçaklarının havalandırıldığını açıkladı. F-16'ların görsel temas kurduktan sonra cismin bir dron olduğunun anlaşıldığını, tehdit sınıfına alındığını ve uygun bir noktada imha edildiğini sözlerine ekledi.


Avrupa Ülkelerinde Artan Endişe Ve Savunma Girişimleri


Son aylarda Avrupa ülkeleri de hava sahalarında art arda tespit edilen serseri dronlar nedeniyle önemli bir panik yaşamıştı. Estonya, Danimarka, Norveç, Belçika, İsveç, Almanya ve Litvanya gibi birçok ülkede, özellikle gece saatlerinde ortaya çıkan faili meçhul dronlar yüzünden güvenlik önlemleri en üst seviyelere çıkarıldı. Havalimanları ve askeri üsler çevresinde sıklıkla görülen bu dronlar, birçok havalimanının geçici olarak kapatılmasına veya uçuş rötarlarına neden oldu. Yürütülen soruşturmaların çoğunda şüphelilerin tespit edilemediği bilgisi paylaşıldı.


Bu olayların ardından birçok Avrupalı lider, dron saldırılarının arkasında Rusya'nın olabileceğine dair işaretler vermiş, ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Soçi'de katıldığı bir etkinlikte bu iddiaları alaya alarak, “Artık göndermem. Ne Fransa’ya, ne Danimarka’ya, ne de Kopenhag’a” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Öte yandan, Avrupa Birliği'nin de artan dron olaylarına karşı 2027 yılı sonuna kadar ‘Drone Duvarı’ adı verilen bir savunma sistemini tamamen işlevsel hale getirmeyi planladığı iddia edilmişti.