TBMM’de Azalan Nüfus Ve Tek Çocuk Zihniyeti Üzerine Yoğun Tartışma Yaşandı

AİLE ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 2026 yılı bütçesini sunumu sırasında kendi hayatından örnekler verince ‘tek çocuk’ tartışması yaşandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen son oturumda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın ülkenin demografik yapısındaki değişimlere ilişkin sunduğu veriler ve bu duruma dair değerlendirmeleri, muhalefet partilerinden sert tepkilere yol açtı. Türkiye'nin gelecekteki nüfus projeksiyonları, aile yapısındaki dönüşümler ve bu konuların sosyoekonomik etkileri, meclis gündeminde önemli bir yer tuttu.


Bakan Göktaş'tan Demografik Yapı Uyarısı


Bakan Göktaş, Türkiye'nin demografik geleceğine dair kaygı verici istatistikleri meclis kürsüsünden paylaştı. Konuşmasında, ülkedeki ortalama hane halkı büyüklüğünün 3.11'e kadar gerilediğini belirten Göktaş, hanelerin yüzde 50'sinde çocuk bulunmadığına dikkat çekti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan projeksiyonlara göre, önümüzdeki 5 yıl içerisinde ilkokul çağındaki çocuk sayısının 900 bin kişi azalacağını vurgulayan Bakan, bu durumun yalnızca Türkiye'nin değil, küresel ölçekte birçok ülkenin karşı karşıya olduğu önemli bir mesele olduğunu ifade etti.


Göktaş, bu meselenin sadece gelir düzeyi veya ekonomik büyüklük gibi faktörlerle açıklanamayacağının altını çizdi. Kendi aile geçmişinden örnek vererek, dedesinin 1964 yılında Avrupa'ya göç etme nedeninin, o dönemde Avrupa kıtasının hızla yaşlanan nüfusu ve çalışabilecek genç, dinamik iş gücünün yetersizliği olduğunu aktardı. Dedesi dört çocuğuyla göç ettiğini ve Avrupa'da dört çocuğunun daha dünyaya geldiğini, kendisinin de orada doğup büyüdüğünü belirterek, demografik gücün bir ülkenin rekabetçi yapısındaki kritik rolünü vurguladı. Bakan Göktaş, Türkiye'nin demografik gücünü korumasının elzem olduğunu ve bu konuda büyük bir dert taşıdığını dile getirdi. Ekonomik sorunlar veya yoksulluk gibi nedenlerle açıklanmaya çalışılan tek boyutlu yaklaşımların, bu önemli konuda ilerlemeyi engelleyeceğini ifade etti.


Küresel Bağlam Ve Zihniyet Değişimi Vurgusu


Bakan Göktaş, konuşmasının devamında demografik meselenin küresel boyutuna dikkat çekti. Avrupa'dan dünyanın dört bir yanına kadar, geçmişte tek çocuk politikaları uygulamış ülkeler de dahil olmak üzere, günümüzde aile kurumunu korumak ve güçlendirmek adına önemli adımlar atıldığını kaydetti. Olaya sadece ideolojik bir perspektiften bakılmaması gerektiğini vurgulayan Bakan, geçmişteki nüfus planlaması uygulamalarına da değindi. 2000 yılında Türkiye nüfusunun 100 milyon olacağı yönünde yanlış bir algı oluşturulduğunu anımsatan Göktaş, ülkenin şu anda 100 milyon nüfusa sahip olmadığını belirterek, bu durumun o dönemde atılan stratejik adımların bir sonucu olduğunu ifade etti.


Kişisel Deneyimden Toplumsal Mesaja


Bakan Mahinur Özdemir Göktaş, toplumsal zihniyetin değişimi üzerine yaptığı değerlendirmelerde kendi kişisel deneyimlerinden de örnekler sundu. İkinci çocuğuna hamile olduğunda ilk çocuğunun henüz 16 aylık olduğunu dile getiren Göktaş, bu duruma kayınvalidesinin "Ya diğeri çok küçük, niye yaptın ki?" diyerek üzüldüğünü aktardı. Kendisinin bu kararı tamamen isteyerek aldığını belirten Bakan, bunun bir zihniyet meselesi olduğunun altını çizdi. Toplumda yaygınlaşan "bir kız bir oğlan olsun yeter" veya "tek çocuk nitelikli çocuk" gibi anlayışların, maalesef Türkiye'nin genel yapısında da yer etmeye başladığını ve bu zihniyetin nüfus dinamikleri üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti.


Muhalefetten Sert Karşılık


Bakan Göktaş'ın demografik yapıya ilişkin bu açıklamaları ve özellikle kişisel örnekler üzerinden yaptığı değerlendirmeler, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mardin Milletvekili Beritan Güneş'in sert tepkisiyle karşılandı. Milletvekili Güneş, Bakan'ın sözlerine hitaben, "Senin kişisel travmalarının sonucunu kadınlar mı çekecek?" ifadelerini kullandı. Bu sert çıkış, mecliste kısa süreli bir gerginliğe neden oldu ve aile politikaları ile nüfus stratejilerine dair tartışmaların sadece teknik veya istatistiksel boyutlarıyla sınırlı kalmayıp, toplumsal ve kişisel yaşam pratikleri üzerinden de derinlemesine bir zeminde yürütüldüğünü gözler önüne serdi.