Yedi Ay Süren İhmal İki Aileye Mal Oldu Aynı İlaçlama Firması Hakkında Soruşturma

Hayatını kaybeden Böcek Ailesi’nin konakladığı otelde ilaçlama yapan DSS firmasının, 18 Nisan’da bir evde yaptığı ilaçlama sonrası 3 yaşındaki Karan...


18 Nisan'da İstanbul Şişli'nin Halil Rıfat Paşa Mahallesi'nde meydana gelen elim bir olayda, bir apartman dairesinde gerçekleştirilen ilaçlama işlemi sonrasında karşı dairede ikamet eden 3 yaşındaki Karan Yazıcı rahatsızlanmış ve kısa süre sonra hayatını kaybetmişti. Adli Tıp Kurumu'nun hazırladığı raporda, küçük çocuğun ölüm nedeninin böcek ilacı zehirlenmesi olduğu kesin olarak belirtildi. Yaşanan bu trajik olayın ardından Yazıcı ailesi, ilaçlama hizmetini veren DSS ilaçlama firması hakkında suç duyurusunda bulunurken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı geniş çaplı bir soruşturma başlattı.


Kritik Bağlantı Ortaya Çıktı


Soruşturma derinleştirildikçe, DSS ilaçlama firmasının ismi başka bir faciayla daha anılmaya başlandı. Almanya'dan İstanbul'a gelen ve bir otelde konaklayan, ne yazık ki yine ilaçlama zehirlenmesi sonucu hayatını kaybeden Böcek Ailesi'nin kaldığı otelde de aynı firmanın ilaçlama yaptığı ortaya çıktı. Bu durum, her iki acı olayın ortak bir paydada buluştuğunu ve kamuoyunda büyük yankı uyandırdığını gösterdi. Aynı firmanın iki ayrı trajediyle ilişkilendirilmesi, güvenlik önlemleri ve denetim mekanizmalarına dair ciddi soru işaretleri doğurdu.


"Bazı Kurumlar Harekete Geçseydi Böcek Ailesi Hayatta Olabilirdi"


Adalet Sarayı'nda avukatları Eylem Karaca ile birlikte dosya hakkında bilgi aldıktan sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Yazıcı ailesi, yaşadıkları derin acıyı ve yetkililere yönelik sitemlerini dile getirdi. Baba Şahin Yazıcı, otopsi raporunun 2 ay önce açıklanmasına rağmen gerekli adımların atılmamasını eleştirerek, "Bazı kurumlar o anda harekete geçmiş olsaydı vefat eden Böcek Ailesi de şu an yaşıyor olabilirdi. Bizim tek amacımız şikâyetçi olduğumuzda başka kimselerin canının yanmamasıydı" ifadelerini kullandı. Yazıcı, DSS ilaçlama firması ve oğullarının tedavi gördüğü hastaneden şikâyetçi olduklarını yinelerken, Böcek ailesinin dosyasından sonra başlatılan tutuklamaların kendi kayıplarından sonra yapılmamasını büyük bir ihmal olarak değerlendirdi. Yazıcı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu, biz yavrumuzu kaybettiğimizde de yapılabilirdi. Yapılmadı, yapılmadığı için de şu anda 4 kişilik bir aile vefat etti. Allah rahmet eylesin hepsine, çok üzgünüz. Sadece yavrumuzu kaybetmedik, biz de onunla öldük. Aldığımız nefes canımızı yakıyor. 2 cihanda da ellerim onların yakasında. Bunlar bilinçli olarak insanları öldürüyorlar. Bizim olayımızdan haberdar oldukları halde bunlar 7 aydır ilaçlama yapmaya devam edip can alıyorlar. Göz göre göre insanları öldürüyorlar. Bu bir cinayettir."


Uyarı Eksikliği Ve Yedi Ay Süren İhmal İddiası


Anne Gamze Yazıcı ise yaşadıkları sürecin detaylarını aktarırken, ilaçlama firmasının kendilerine hiçbir uyarıda bulunmadığını belirtti. Yan dairelerinde ilaçlama yapılırken, komşularının "Zararı olur mu?" sorusuna firma yetkililerinin, "Bir zararı olmaz siz ertesi gün gelin, evinizi havalandırın, masanızı üzerindeki yemeği bile yiyebilirsiniz" şeklinde yanıt verdiğini ifade etti. Bu sözler üzerine kendilerinin de evlerinde kaldıklarını söyleyen anne Yazıcı, normal şartlarda böylesi bir ilaçlama yapıldığında bütün binanın boşaltılması gerektiğini vurguladı. Anne Yazıcı, 18 Nisan akşamı eve geldiklerini, ertesi gün dışarı çıktıklarını ancak 20 Nisan sabahı oğulları Karan'ı kaybettiklerini aktardı. En çarpıcı iddialarından biri ise şuydu: "Zehirlenme olmasına rağmen firmayla ilgili 7 aydır hiçbir işlem yapılmamış, hâlâ ilaçlama yapmaya devam etmişler, can almaya devam etmişler." Bu ifade, olayın ciddiyetini ve yetkililerin sorumluluğunu bir kez daha gözler önüne serdi.


Toplumsal Duyarlılık Ve Adalet Çağrısı


Karan Yazıcı'nın ölümüyle başlayan ve Böcek Ailesi'nin trajedisiyle derinleşen bu süreç, ilaçlama sektöründeki denetim boşluklarını ve insan sağlığını tehdit eden uygulamaları gündeme taşıdı. Her iki olayın da aynı firmayla ilişkilendirilmesi, yetkili kurumların acil ve kapsamlı bir denetim mekanizması oluşturması gerektiği çağrılarını yükseltti. Ailelerin yaşadığı derin üzüntü ve adalet arayışı, kamuoyunun da yakından takip ettiği önemli bir toplumsal mesele haline geldi.