16 Kasım 2025 Pazar
Dijital içerik üreticileri için önemli bir gelir kapısı hâline gelen OnlyFans platformu, sunduğu abonelik bazlı modelle küresel çapta dikkat çekmektedir. Ancak, bir OnlyFans hesabı oluşturma ve sürdürülebilir bir gelir elde etme süreci, sanıldığının aksine kapsamlı teknik ve stratejik planlamalar gerektirdi. Kimlik doğrulama süreçlerinden güvenli ödeme altyapılarının kurulumuna, içerik stratejilerinden hesap güvenliğine kadar pek çok detayın titizlikle yönetilmesi, platformdaki başarının anahtarı olarak öne çıktı. Bu nedenle, OnlyFans dünyasına adım atarken bilinçli ve planlı bir yaklaşım sergilemek, uzun vadede önemli avantajlar sağladı.
OnlyFans platformunda hesap açmak için öncelikle geçerli bir e-posta adresiyle kayıt olmak gerekmekteydi. Kayıt işleminin ardından en kritik aşama, platformun talep ettiği kimlik doğrulama süreciydi. Bu aşamada kullanıcılardan, resmi kimlik belgelerinin yanı sıra yüz doğrulaması da istendi. Belgelerin eksiksiz, net ve platformun belirlediği formata uygun olarak yüklenmemesi durumunda başvuruların reddedildiği veya uzun bekleme süreleriyle karşılaşıldığı görüldü. Özellikle Türkiye’den yapılan başvurularda, ülkeye özgü ödeme ve doğrulama politikaları nedeniyle bu sürecin zaman zaman daha karmaşık bir hal alabildiği belirtildi.
Kimlik onayı tamamlandıktan sonra, gelirlerin sorunsuz bir şekilde tahsil edilebilmesi için ödeme altyapısının kurulması büyük önem taşıdı. Bu evrede banka hesabı tanımlaması, uluslararası aracı ödeme sistemlerinin entegrasyonu ve dijital gelirlerle ilgili vergi yükümlülüklerinin doğru şekilde ele alınması gerekmekteydi. Hatalı veya eksik yapılan tanımlamaların, kazanılan gelirlerin hesaba aktarılmasını engelleyebileceği vurgulandı. Dolayısıyla, ödeme adımlarının doğru ve eksiksiz bir biçimde yapılandırılması, hesabın sadece aktif kalması değil, aynı zamanda finansal sürdürülebilirliği açısından da kritik bir rol oynadı.
OnlyFans platformunda kalıcı bir başarı elde etmek, yalnızca bir hesap açmakla sınırlı kalmadı. Hesap profilinin tasarımı, biyografi metninin çekiciliği ve sunulan içeriklerin kalitesi, doğrudan abone dönüşüm oranlarını etkileyen temel unsurlardı. Profilde kullanılan görsellerin yüksek çözünürlüklü olması, açıklama metninin netliği ve hedeflenen kitleye uygun bir dille yazılması, potansiyel abonelerin platforma katılma kararında belirleyici rol oynadı. Ayrıca, abonelik fiyatlandırmasının stratejik olarak belirlenmemesi durumunda, ya düşük kazanç ya da düşük abone sayısı gibi istenmeyen sonuçlarla karşılaşılabileceği gözlemlendi.
İçerik üretiminde ise düzenli paylaşımların ve konu bütünlüğünün korunması büyük önem taşıdı. Plansız ve düzensiz içerik akışının, mevcut abonelerin ilgisini kaybetmesine yol açtığı sıkça dile getirildi. Bununla birlikte, OnlyFans’ın belirlediği katı içerik kurallarına aykırı paylaşımlarda bulunulması, hesabın askıya alınması veya tamamen kapatılması gibi ciddi yaptırımlarla sonuçlanabilirdi. Bu tür riskler, özellikle platforma yeni katılan içerik üreticileri için önemli bir endişe kaynağı oluşturmaktaydı.
Yukarıda bahsedilen karmaşık süreçler göz önüne alındığında, profesyonel ajans desteğinin devreye girmesi, OnlyFans hesabı açma ve yönetme sürecini önemli ölçüde basitleştirdi. Uzman ajanslar aracılığıyla alınan hizmetler, kimlik doğrulama ve ödeme altyapısı gibi teknik aşamalarda kullanıcılara doğru yönlendirmeler sağladı. Böylece, içerik üreticileri, reddedilme veya gecikme gibi olası sorunlarla karşılaşmadan hesaplarını daha hızlı ve sorunsuz bir şekilde aktif hâle getirme fırsatı buldu.
Ajans desteği, yalnızca başlangıçtaki kurulum aşamasıyla sınırlı kalmadı. Profil optimizasyonu, içerik stratejilerinin geliştirilmesi ve gelir artırmaya yönelik detaylı planlama da bu hizmetlerin önemli bir parçasıydı. Profesyonel ajanslar, platformun algoritmalarına uygun içerik yapıları oluşturma ve abone iletişimi konusunda danışmanlık sunarak hesabın daha hızlı bir büyüme ivmesi yakalamasına katkı sağladı. Bu sayede, içerik üreticileri, deneme yanılma yöntemleriyle vakit kaybetmek yerine, daha sistemli ve hedefe yönelik bir yol izleme avantajına sahip oldu.
OnlyFans platformunda sürdürülebilir ve yüksek bir gelir elde etmek isteyen içerik üreticileri için doğru yönetim modeli hayati öneme sahipti. Uzman yönetim firmalarının sunduğu ajans hizmetleri, hesap güvenliğinden abone iletişimine kadar sürecin tüm boyutlarını kapsadı. Bu firmalar, platform kurallarındaki güncellemeleri yakından takip ederek, olası riskleri önceden analiz etti ve hesapların sorunsuz bir şekilde büyümesini hedefledi. Bu proaktif yaklaşım, özellikle uzun vadeli kazanç planlayan içerik üreticileri için ciddi bir rekabet avantajı sundu.
Sonuç olarak, OnlyFans hesabı açma süreci bireysel olarak gerçekleştirilebilir olsa da, profesyonel ajans desteğiyle ilerlemek hem zaman kaybını hem de potansiyel riskleri en aza indirdi. Uzman desteği sayesinde OnlyFans hesapları daha hızlı kuruldu, daha doğru yönetildi ve gelir potansiyeli daha kısa sürede maksimize edildi. Bu durum, platformu ciddi bir gelir modeli olarak değerlendirmek isteyen içerik üreticileri için daha güvenli ve verimli bir yol haritası çizdi.
Konya’nın Meram ilçesinde, geçtiğimiz 11 Şubat tarihinde meydana gelen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran cinayet davasında karar açıklandı. 35 yaşındaki Ayşe Kocabaş’ın, tartıştığı arkadaşı 32 yaşındaki Şuayip Demir’i otomobil içerisinde bıçaklayarak öldürmesiyle ilgili yargılama süreci, mahkemenin önemli bir kararıyla sonuçlandı.
Meram ilçesi Gödene Mahallesi’nde yaşanan trajik olayda, akşam saatlerinde bir otomobil içerisinde çıkan tartışma kısa sürede şiddete dönüşmüş ve Ayşe Kocabaş’ın, Şuayip Demir’i bıçaklayarak ölümüne neden olduğu iddia edilmişti. Olayın ardından sağlık ekiplerine haber veren Kocabaş, polis ekiplerince gözaltına alınarak tutuklanmış ve cezaevine gönderilmişti. Yargılama süreci, Konya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti.
Konya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasına, tutuklu sanık Ayşe Kocabaş, müşteki taraf ve taraf avukatları katıldı. Mahkemede söz hakkı verilen sanık Kocabaş, olay anını hatırlamadığını belirterek beraatini talep etti. Sanık avukatı ise müvekkilinin savunmasını, Şuayip Demir tarafından daha önce de defalarca şiddet gördüğü ve olay günü de ıssız bir yere götürülerek darp edildiği iddiasına dayandırdı. Avukat, mahkemeye sunduğu beyanlarda, “Müvekkilim daha önce de çok kez maktulden şiddet görmüş ve vücudunun çeşitli uzuvları maktulün şiddeti nedeniyle kırılmıştır. Olay günü de gece vakti ıssız bir yerde arabada şiddet gören müvekkilim, arabada bulunan bıçağı, şiddetten kaçmasının mümkün olmadığını düşünerek kendini korumak amacıyla maktule bir kez savurmuştur. Olayda meşru savunma şartlarının oluştuğu açıktır. Müvekkilime ait darp raporu ve vücudundaki morluklar da bunu göstermektedir” ifadelerini kullandı.
Maktul Şuayip Demir’in avukatı ise sanık tarafının iddialarına karşı çıkarak, eylemin tasarlanmış olduğunu ve olay anında maktulün baygın şekilde ön koltukta oturduğunu öne sürdü. Bu gerekçelerle sanığın mevcut yasalar çerçevesinde en üst sınırdan cezalandırılmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, tarafların beyanları ve deliller ışığında yaptığı değerlendirme sonucunda kararını açıkladı. Sanık Ayşe Kocabaş’ın eylemini haksız tahrik altında gerçekleştirdiği kanaatine varan mahkeme, Kocabaş’a cinayet suçundan 16 yıl hapis cezası verdi. Ancak, mahkeme tarafından uygulanan haksız tahrik ve takdiri indirim hükümleri nedeniyle bu ceza 13 yıl 4 aya düşürüldü. Bu karar, yargılamanın temelinde yer alan şiddet iddialarının ve sanığın içinde bulunduğu koşulların mahkeme nezdinde önemli bir etken olduğunu gösterdi.
Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, bölgede yasa dışı silah üretimi ve ticareti yapan şebekelere yönelik yürüttüğü kapsamlı çalışmalar neticesinde önemli bir başarıya imza attı. İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından, silah imalatı yapıldığı belirlenen bir iş yerine yönelik aylarca süren titiz bir teknik ve fiziki takip başlatıldı.
Yaklaşık 7 ay boyunca süren bu detaylı istihbarat ve saha çalışmasının ardından, operasyon için düğmeye basıldı. Kentin farklı noktalarında, özellikle Karaköprü, Haliliye ve Eyyübiye ilçelerinde daha önceden tespit edilen 7 ayrı adrese, organize bir şekilde eş zamanlı baskınlar düzenlendi. Bu operasyonlar, bölgedeki yasa dışı silah faaliyetlerinin boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Gerçekleştirilen aramalarda, yasa dışı silah üretiminin ulaştığı tehlikeli boyutları ortaya koyan çok sayıda materyal ele geçirildi. Ekipler, atölye ve belirlenen diğer adreslerde yaptıkları detaylı incelemelerde, tam 771 adet silah parçasına, kullanıma hazır 6 tabancaya, 4 tüfek ile patlayıcı madde niteliğinde olduğu değerlendirilen 3 objeye ulaştı. Ayrıca, silah yapımında kullanılan ana materyallerden olan 11 adet namlu ve çeşitli çaplarda toplam 711 mermi de operasyon kapsamında ele geçirilenler arasındaydı. Bu malzemelerin yanı sıra, silahların imalatında ve modifikasyonunda kullanılan çok sayıda alet ve malzemenin bulunması, atölyenin tam teşekküllü bir üretim merkezi olduğunu kanıtladı.
Ele geçirilen tüm silah ve mühimmatlara derhal el konulurken, operasyon kapsamında yasa dışı faaliyetlerle bağlantılı olduğu tespit edilen 4 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerin İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgu ve adli işlemlerinin halen titizlikle devam ettiği öğrenildi. Bu operasyon, yasa dışı silahlanma ile mücadelede atılan önemli adımlardan biri olarak kayıtlara geçti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump Beyaz Saray’da kritik bir zirvede bir araya geldi. Bu önemli buluşma iki ülke arasındaki süregelen meselelerin masaya yatırılması ve geleceğe yönelik işbirliği alanlarının belirlenmesi açısından büyük önem taşıyordu. Zirve Washington’daki Blair House’dan gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beyaz Saray bahçesinde resmi törenle karşılanmasıyla başladı.
ABD Başkanı Donald Trump bizzat Beyaz Saray bahçesinde Erdoğan’ı makam aracından inişinde karşıladı ve liderler el sıkışarak basın mensuplarını selamladı. Ardından Oval Ofis’e geçerek görüşmeleri öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dönemine denk gelen bu ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek Türkiye ve ABD ilişkilerinde Başkan Trump’ın her iki döneminde de yeni bir sürecin yaşandığına dikkat çekti.
Görüşmelerin ana eksenini oluşturan konular arasında F-35 ve F-16 savaş uçağı tedarik süreçleri ile Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımları yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu meselelerin yanı sıra Halkbank davası ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun geleceği gibi konuların da etraflıca ele alınacağını belirtti. Heybeliada Okulu konusunda üzerlerine düşen her şeyi yapmaya hazır olduklarını ve dönüşünde Fener Rum Patriği Bartholomeos ile bu konuyu görüşeceğini ifade etti.
Başkan Trump ise Türkiye’nin “muazzam bir ordu kurduğunu” vurgulayarak Erdoğan’ı Beyaz Saray’da ağırlamaktan onur duyduğunu dile getirdi. F-35 konusunu ciddi bir şekilde görüştüklerini ve başarılı olacaklarına inandığını belirten Trump “İyi bir toplantı gerçekleştirirsek CAATSA yaptırımlarını hemen kaldırabiliriz” sözleriyle önemli bir sinyal verdi. Bu açıklama uzun süredir Türkiye’nin en temel beklentilerinden biri olan yaptırımların kaldırılması konusunda yeni bir umut ışığı yaktı. Amerika Birleşik Devletleri 2021 yılında Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alımını gerekçe göstererek Türkiye’ye CAATSA yaptırımı uygulama kararı almıştı.
Görüşmelerde bölgesel barış çabaları ve özellikle Gazze’deki insani durum da önemli yer tuttu. Cumhurbaşkanı Erdoğan Başkan Trump’ın barış için gösterdiği çabalara inandığını ve birlikte bölgedeki sıkıntıların üstesinden gelineceğine inandığını vurguladı. Trump ise bölgedeki liderlerle Gazze konusunda harika görüşmeler yaptıklarını ve bir anlaşmaya çok yakın olduklarını ifade etti. Rehinelerin kurtarılması hedefiyle Gazze ile ilgili adımların bugünkü zirvede bile atılabileceğini hatta Suudi Arabistan ve İsrail ile de iyi görüşmeler yapıldığını aktardı.
Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin de açıklamalarda bulunan Başkan Trump Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her iki taraftan da saygı gördüğünü ve tarafsız bir duruş sergilediğini belirtti. Rusya’nın artık durması gerektiğini vurgulayan Trump kendi başkanlığı döneminde bu savaşın başlamayacağını iddia etti. Ayrıca Suriye konusuna değinen Trump Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Suriye’de “eski lideri devirme mücadelesindeki başarıdan” ve “Suriye’yi kurtarmaktan” sorumlu kişi olarak nitelendirdi. Suriye’ye yönelik yaptırımları Erdoğan’ın isteği üzerine kaldırdığını ve bunun Türkiye için bir zafer olduğunu söyledi.
Zirvenin önemli sonuçlarından biri de Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında Stratejik Sivil Nükleer İşbirliği Mutabakat Zaptı‘nın imzalanması oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar yaptığı açıklamada bu adımın iki ülke arasındaki köklü ve çok boyutlu ortaklığı nükleer enerji alanında daha da derinleştirecek yeni bir süreci başlattığını belirtti. Mutabakat Zaptı liderlerin huzurunda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte imza altına alındı.
Toplam 2 saat 15 dakika süren görüşmenin ardından alışılmış protokolün dışına çıkıldı. Normalde ABD Başkanı Donald Trump’ın misafirlerini Beyaz Saray protokol müdürü uğurlarken Trump bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk heyetini kapıya kadar uğurladı. Heyetteki tüm bakanlarla tek tek tokalaşan Trump basın mensuplarının “Görüşme nasıldı?” sorusuna “Great!” yani “Harika!” yanıtını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan Beyaz Saray’da Şeref Defteri’ni imzalarken Trump’ın Erdoğan’ın sandalyesini çekerek yardımcı olması samimi anlara sahne oldu.
Görüşme öncesinde basına açık oturumda iki lider yan yana otururken ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth Amerikan heyetini oluşturdu. Türk heyetinde ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın yer aldı. Trump Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elini sıkarken “Nasılsın harika adam” ifadesini kullandı ve görüşme boyunca Erdoğan’a sıkça övgü dolu ifadeler yöneltmesi dikkat çekti. Trump aynı zamanda iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırma arzusunu da dile getirerek Türkiye’nin harika ürünler ürettiğini vurguladı.
Oval Ofis’teki gazeteciler arasından ilk soru hakkını CNN Türk ABD Temsilcisi Yunus Paksoy’a veren Başkan Trump ile Paksoy arasında ilgi çekici diyaloglar yaşandı. Paksoy Obama ve Biden yönetimlerinin Türkiye’ye Patriot satmama gibi “aptalca” kararlarını eleştiren Trump’a “Bu hatayı geri döndürmek için ne yapabilirsiniz?” sorusunu yöneltti. Trump’ın Paksoy’a hangi ülkeden olduğunu sorması ve CNN Türk’ten olduğunu öğrenince “CNN’i sevmiyorum ama sana bayılıyorum” demesi odadakiler arasında gülümsemelere neden oldu. Paksoy’un ikinci kez soru sorma talebini de kabul eden Trump “Ben bu adamı sevdim. CNN sahte haberler yapıyor ama o CNN Türk’ten” diyerek yeniden söz verdi. Paksoy’un “Suriye’nin geleceği Erdoğan’ın elinde demiştiniz. Suriye ile ilgili ne söyleyebilirsiniz?” sorusu üzerine Trump “Suriye’deki zaferin sorumlusu Erdoğan’dı. Suriye’yi eski liderinden kurtaran kişi de o. Bu Erdoğan’ın başarısı Türkiye’nin başarısı. 2000 yıldır Suriye’yi ele geçirmeye çalışıyorlardı ama yapamıyorlardı. Ama Erdoğan bunu başardı. Bence takdirleri kabul etmelisiniz. Takdirleri kabul et dedim kendisine” ifadelerini kullandı.
Emine Erdoğan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun sekseninci oturumu kapsamında gerçekleştirdiği New York ziyaretinde küresel çevre sürdürülebilirliği ve çocuk sağlığına yönelik önemli girişimleri vurguladı. Türkiye’nin uluslararası platformlardaki etkin rolünü pekiştiren Erdoğan hem Sıfır Atık hareketinin küreselleşme sürecine hem de çocukluk çağı kanseriyle mücadeledeki dayanışma çağrısına liderlik etti.
Emine Erdoğan New York’ta “Mavinin Farkında Mısın? (Are You Blue Aware?)” başlıklı serginin açılışını gerçekleştirdi. Suyun hayati önemine ve su kaynaklarının korunmasına yönelik çabalara dikkat çeken bu görsel ve işitsel sergi Türkiye’nin çevre bilincine yaptığı katkıları gözler önüne serdi.
Sergi açılışına Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş BM-Habitat İcra Direktörü Anaclaudia Rossbach Azerbaycan İklim Değişikliğinden Sorumlu Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi ve COP29 Başkanı Mukhtar Babayev Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş gibi önemli isimlerin yanı sıra çeşitli yabancı bakanlar ve uluslararası çevre kuruluşlarının üst düzey temsilcileri katıldı. Heyet sergi alanını birlikte gezerek eserleri inceledi.
Emine Erdoğan açılış konuşmasında Türkiye’nin tarih boyunca insanlığın ortak sorunlarına çözüm arayışında aktif bir rol üstlendiğini belirtti. Bu kapsamda 2017 yılında “Dünya Ortak Evimiz” sloganıyla başlatılan Sıfır Atık yolculuğunun bu yaklaşımın somut bir ürünü olduğunu vurguladı. Bu girişimin atık yönetimi ve kaynak verimliliği konularında ulusal ve uluslararası düzeyde farkındalık yaratma amacını taşıdığını ifade etti.
Erdoğan 2022 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Sıfır Atık kararıyla birlikte Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı‘nın dünyaya sunulduğunu anımsattı. Bu beyan uluslararası işbirliğini ve ortak eylemi teşvik ederek sürdürülebilir bir gelecek için küresel bir hareketin temelini oluşturdu. Avustralya İklim Değişikliği Bakanı Chris Bowen’ın bu önemli beyanı imzalaması Sıfır Atık hareketinin uluslararası alanda giderek artan destek ve tanınırlığının bir göstergesi oldu.
Emine Erdoğan BM Genel Merkezi’nde düzenlenen BM Genel Kurulu Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar (BOH) 4 Yüksek Düzeyli Toplantısı çerçevesindeki önemli bir yan etkinliğe de katıldı. “Kanser ve Diğer Yıkıcı Hastalıkları Olan Çocukların Hayatta Kalma İhtimallerini Arttırma ve Acılarını Azaltma Amaçlı Küresel Hareket” başlıklı bu etkinlik çocukluk çağı kanserine karşı küresel çapta bir seferberlik çağrısını hedefledi.
Konuşmasında her 3 dakikada bir çocuğun neşe dolu dünyasının kanser teşhisiyle yerle bir olduğuna dikkat çeken Emine Erdoğan bu durumun her 3 dakikada bir anne-babanın yüreğine ateş düşürdüğünü vurgulayarak konunun insani boyutunu ön plana çıkardı. Bu trajik gerçeğin tüm dünyanın ortak vicdanını sızlattığını belirtti.
Erdoğan çocukluk çağı kanseriyle mücadelede küresel eşitsizliklere işaret etti. Yüksek gelirli ülkelerde hayatta kalma oranının yaklaşık %80 seviyelerinde seyrederken düşük gelirli ülkelerde bu oranın %5’e kadar gerilediğini belirterek acil müdahale gerektiren bu durumu gözler önüne serdi.
Bu vahim tablo karşısında Emine Erdoğan kararlı bir çağrıda bulunarak “Oysa her çocuk eşit yaşama umuduna sahip olmalıdır” dedi. Bu kapsamda Küresel Çocukluk Çağı Kanseri Girişimi‘nin 2030 yılına kadar küresel çocukluk çağı kanseri hayatta kalma oranını en az %60’a çıkarmak ve acıyı azaltmak gibi iddialı hedeflerini çok değerli bulduğunu ifade etti. Türkiye’nin bu anlamlı ve hayati projeye destek veren ülkeler arasında yer almaktan büyük kıvanç duyduğunu sözlerine ekledi. Bu açıklama Türkiye’nin küresel sağlık ve insan hakları konularındaki kararlı duruşunu bir kez daha ortaya koydu.