Antalya’da uzun yıllardır bakırcılık zanaatını icra eden Mustafa Kasapkara, kadim bir mesleğin temsilcisi olarak dikkati çekiyor. Kahramanmaraş’ta henüz 7 yaşında babasının yanında çıraklığa adım attığını belirten Kasapkara, ata yadigârı bu mesleği yıllar içinde sahiplendi ve şehrin kültürel dokusuna taşıdı. Kasapkara, sanatını 1994 yılında Antalya’ya getirdi ve o günden bu yana sürdürüyor.
Bakırcılık geleneğini aile içinde yaşatma gayretinde olan Mustafa Kasapkara, bu alandaki bilgi ve tecrübesini çocuklarına da aktardı. “İki oğlumu da bu alanda yetiştirdim. A’dan Z’ye bakırın her işini yapabiliyorlar. Boynuz kulağı geçti diyebilirim,” sözleriyle oğullarının mesleki başarısından duyduğu gururu dile getirdi. Bu durum, yüzyıllardır süregelen bir el sanatının yeni nesillere aktarılmasında önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Antalya’nın tarihi ve kültürel dokusunda önemli bir yere sahip olan Sobacılar Çarşısı’nın geçmişteki canlılığına da değinen Kasapkara, buranın kentin ilk sanayi bölgesi olduğunu aktardı. “Bildiğim kadarıyla burası, Sobacılar Çarşısı, Antalya’nın ilk sanayisi. O dönem çok canlıydı, ahlak vardı. Zamanla canlılığını kaybetti,” ifadeleriyle çarşının eski ihtişamını özlemle anlattı. Kasapkara, turizmin el sanatlarına yeterli ilgiyi göstermemesi durumunda çarşının bu canlılığını yitirdiğini ve eğer daha fazla değer verilseydi bugün çok daha iyi bir konumda olabileceğini savundu.
Günümüzde el sanatlarının karşılaştığı en büyük sorunlardan biri olan çırak bulma güçlüğüne de dikkat çeken Mustafa Kasapkara, gençlerin zanaata olan ilgisizliğinden yakındı. “Çırak bulmak zor. Gençler emeksiz para kazanmak istiyor. Ama kolay olan hiçbir şey ömürlü de olmaz,” diyerek emeğe dayalı mesleklerin önemini vurguladı. Emekli olmasına rağmen severek çalışmaya devam ettiğini belirten Kasapkara, devletten destek beklediğini ve usta eğitici belgesi sahibi olarak bu sanatı yeni nesillere aktarmaya hazır olduğunu dile getirdi.
Bakırın, doğal ve sağlıklı bir maden olduğunu belirten Kasapkara, bakır sahanlar, cezveler, bardaklar ve kaseler ürettiğini aktardı. Bakırın kimyasal içermeyen yapısına vurgu yapan usta, “Çelikten, alüminyumdan, teflondan daha sağlıklı. Bakırdan üretilmiş bir ürünün içine ne koyarsanız tadı değişir, şifa verir. Yoğurt mayalasanız daha lezzetli olur, su koysanız tadı zenginleşir,” sözleriyle bu eşsiz madenin faydalarını sıraladı. Bu iddialar, bakırın sadece estetik değil, aynı zamanda sağlık açısından da tercih sebebi olabileceği görüşünü destekledi.
Bakır ürünlerinin ömrünü uzatmak ve faydalarını korumak için doğru kullanımın şart olduğunu belirten Mustafa Kasapkara, önemli tavsiyelerde bulundu. Usta, bakırdan üretilen mutfak malzemelerinin bulaşık makinesinde yıkanmaması, sert cisimlerle temizlenmemesi ve ahşap kaşıklarla kullanılması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, bakır ürünlerde yemek pişirirken kısık ateş tercih edilmesi gerektiğini vurguladı, zira bakırın ısıyı kendine çektiğini belirtti. Kasapkara, “Böyle kullanılırsa ürüne yapılan kalay, 8 ay ile 1 yıl gider. Yanlış kullanılırsa, 2 ayda kalay bozulur,” sözleriyle kullanım alışkanlıklarının ürün ömrü üzerindeki kritik etkisini açıkladı.
Vatandaşların büyük bir bölümünün, annelerinden veya dedelerinden kalan eski bakır eşyalarını yeniletmek amacıyla kendilerine geldiğini anlatan Kasapkara, bu ürünleri kalaylayıp mutfaklarda yeniden kullanılabilir hale getirdiklerini belirtti. Kına tepsileri, kahve cezveleri ve küçük kaseler gibi geleneksel ürünlere olan talebin de devam ettiğini söyleyen usta, “İnsanlar gelenekleri kaybolmasın, yaşasın istiyor,” ifadeleriyle kültürel mirasın korunması arzusunu dile getirdi. Ürün fiyatlarının işçiliğe göre değiştiğini açıklayan Kasapkara, bir kahve cezvesinin 150 Türk Lirası ile 200 Türk Lirası arasında, bir yumurta sahanının ise 250 Türk Lirası ile 300 Türk Lirası civarında olduğunu ve işleme ile desen arttıkça fiyatın da yükseldiğini aktardı.
Bakırın faydalarının günümüzde daha geniş kitleler tarafından bilinmeye başladığını kaydeden Kasapkara, bu durumun tüketici tercihlerini de etkilediğini belirtti. “Doktor tavsiyesiyle bakır kap alanlar var,” diyerek sağlık profesyonellerinin de bu kadim madeni önerdiğine dikkat çekti. Kendi mutfağında yıllardır bakır ürünler kullandığını ve herhangi bir problem yaşamadığını vurgulayan usta, doğru kullanıldığı takdirde bakırın sağlığa oldukça faydalı olduğunu yineledi.
Bakırcılık mesleğinin sadece bir zanaat olmanın ötesinde, kültürel bir miras ve atalardan kalan bir değer olduğunu vurgulayan Mustafa Kasapkara, bu sanatın unutulmaması gerektiğinin altını çizdi. “Bu meslek bizim kültürümüz, atalarımızdan kalan bir miras. Değerini bilmeli, yaşatmalıyız,” sözleriyle mesleğin önemine değindi. Oğullarına devrettiği bu sanatın torunlara geçip geçmeyeceği konusunda belirsizlik taşıdığını ifade eden Kasapkara, devletin sağlayacağı destekle bu değerli sanatın gelecek nesillere ulaştırılabileceğine olan inancını dile getirdi.
İzmir Konak’ta Çöp Ev Krizi Apartman Sakinlerini Çaresiz Bıraktı
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.