FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yönelik yürütülen “Futbolda Şike Kumpası” soruşturması kapsamında yeni bir aşamaya geçildi. İlk olayların üzerinden yaklaşık 14 yıl geçmesinin ardından, spor camiasının tanınan dört ismi hakkında soruşturma başlatıldı. Bu gelişme, kamuoyunda “3 Temmuz” olarak bilinen sürecin aydınlatılması adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yönelik soruşturmalar çerçevesinde, eski basketbolcu ve Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) eski Başkan Vekili Lütfi Arıboğan, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Başkanı Ahmet Gülüm, TFF eski Baş Hukuk Müşaviri avukat İlhan Helvacı ve Galatasaray eski Yönetim Kurulu Üyesi ile Türkiye Futbol Federasyonu Genel Sekreteri işinsanı Ebru Köksal hakkında soruşturma başlatıldı. Bu soruşturma, FETÖ/PDY’nin 2011 yılında organize ettiği iddia edilen “Futbolda Şike Soruşturması”nda Fenerbahçe Spor Kulübü eski Başkanı Aziz Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu pek çok spor camiası üyesinin hedef alındığı iddiası üzerine derinleştirildi. Savcılık kaynaklarına göre, adı geçen dört kişinin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü davası kapsamında cezaevinde bulunan eski gazeteci Mehmet Baransu ile irtibatlı olarak, o dönemdeki usulsüz işlemlere iştirak ettikleri öne sürüldü. Bu isimlerin, “FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım” ve “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçlarından ifadelerinin alınması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne talimat gönderildi.
Savcılığın talimatı üzerine Ahmet Gülüm, Ebru Köksal, İlhan Helvacı ve Lütfi Arıboğan, emniyet güçleri eşliğinde İstanbul Adalet Sarayı’na götürülerek savcılık ifadelerini verdiler. İfadelerinin tamamlanmasının ardından şüphelilerden Lütfi Arıboğan ve İlhan Helvacı hakkında yurtdışı çıkış yasağı ve adli kontrol kapsamında imza atma şartı getirilirken, adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakıldılar. Ahmet Gülüm ve Ebru Köksal ise herhangi bir adli kontrol tedbiri uygulanmaksızın salıverildiler.
Bu yeni soruşturmanın tetikleyicisi, kamuoyunda “bomba gibi düşen bir olay” olarak yankı buldu ve dikkat çekici detaylar içeriyordu. Soruşturmanın, iddialara göre, hackerların Lütfi Arıboğan’ın e-posta adresinin şifresini kırarak “3 Temmuz Şike Soruşturması” ile ilgili bazı yazışmaları Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu’na ulaştırmasıyla başladığı belirtildi. Mosturoğlu’nun, bu e-postaların kendisine ulaşmasının ardından, 16 Mayıs 2025 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusu ile adli süreç resmen başlatılmış oldu. Mosturoğlu, bu yazışmaların 3 Temmuz sürecindeki önemli manipülasyonları ortaya koyduğunu öne sürdü. Ayrıca, kendisinden sonra Fenerbahçe Spor Kulübü eski Başkanı Aziz Yıldırım’ın da savcılığa giderek konuya ilişkin bilgi ve belge sunduğu ifade edildi.
Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, 03 Temmuz 2025 tarihinde FB TV’ye yaptığı açıklamada, olayın detaylarını kamuoyuyla paylaştı. Mosturoğlu, “10 Mayıs günü benim mail hesabıma yurtdışı mail hesabından birtakım yazışmalar, ekran görüntüleri geldi. O ekran görüntüleriyle çok net ve sabit, o dönemin TFF Başkan Vekili Lütfi Arıboğan, UEFA’yı manipüle ediyor. Onunla da yetinmiyor, medyaya da kozmik odada olan evrakları servis ediyor, hem de kime ediyor? Mehmet Baransu’ya ediyor. O belgeyle birlikte Cumhuriyet savcılığına gittik. Ben şahsım adına, Alper Alpoğlu kulüp adına şikâyetçi olduk” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, Lütfi Arıboğan’ın UEFA üzerindeki etkisi, gizli belgeleri dönemin gazetecisi Mehmet Baransu’ya sızdırma ve sürecin manipülasyonu iddialarını bir kez daha gündeme taşıdı.
“3 Temmuz Şike Soruşturması” olarak tarihe geçen süreç, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin 8 aylık teknik ve fiziki takip incelemeleri sonucunda başlamıştı. 03 Temmuz 2011 tarihinde Türkiye’nin 15 farklı şehrinde eşzamanlı olarak düzenlenen operasyonlarla çok sayıda kulüp yöneticisi ve futbolcu gözaltına alındı. Özel Yetkili Savcı Zekeriya Öz tarafından başlatılan ve daha sonra Özel Yetkili Savcı Mehmet Berk’e devredilen dava, 2010-2011 Süper Lig ve 1. Lig sezonlarındaki bazı maçlarda şike yapıldığı ve teşvik primi verildiği iddiaları üzerine şekillendi. Gözaltı operasyonlarını başlatan Savcı Berk, iddianameyi hazırladıktan sonra dosyayı Savcı Ufuk Ermertcan’a devretti. Yargılama süreci, Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleştirildi.
93 sanığın yargılandığı dava, ilk olarak Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 14 Şubat 2012 tarihindeki ilk duruşmayla başlayan dava, 02 Temmuz 2012 tarihindeki 23. duruşmada karara bağlandı. İlk duruşmada Fenerbahçe Spor Kulübü eski Başkanı Aziz Yıldırım’ın “Ne şikesi, memleket elden gidiyor!” sözü kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Yıldırım, 02 Temmuz’daki duruşmada tahliye edildi. Mahkeme heyeti, 93 sanıktan 48’ine çeşitli cezalar verirken, 45 kişi beraat etti. Mahkemenin kararı hem savcı hem de sanıklar tarafından temyiz edildi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 17 Ocak 2014 tarihinde kararların bir kısmını onadı, bir kısmını bozdu ve bir kısmını da düşürdü.
06 Mart 2014 tarihinde özel yetkili mahkemelerin yasa ile kaldırılmasının ardından, Yargıtay tarafından hükümleri bozulan sanıklar, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılandı. Bu mahkeme, 09 Ekim 2015 tarihinde yargılanan tüm sanıkların beraatine ve kapatılan Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından cezalandırılmış sanıkların ceza hükümlerinin bozulmasına karar verdi. Bu karara yapılan itiraz sonucunda dosya Yargıtay’a taşındı ve temyiz incelemesi halen devam etmektedir.
“3 Temmuz” sürecinin bir “kumpas” olduğu yönündeki iddialar, ilerleyen dönemde daha somut bir hal aldı. 19 Nisan 2016 tarihinde 28 ilde eşzamanlı olarak başlatılan operasyonlarla, “şike” adı altında spor kulüplerine kurulan kumpas olayına adı karışan çok sayıda gazeteci, avukat ve dönemin emniyet teşkilatı üyeleri gözaltına alındı. Bu gelişmelerin ardından, 03 Temmuz 2011 tarihinde yapılan operasyonla başlayan “şike davasının” aslında bir kumpas olduğu iddiasına dair ayrı bir dava süreci başlatıldı. 20 Şubat 2017 tarihinde başlayan bu dava, 27 Aralık 2021 tarihinde karara bağlandı ve sanıklara binlerce yıl hapis cezaları verildi. Bu süreçte, Aziz Yıldırım 03 Temmuz 2011 tarihinde girdiği cezaevinden, 02 Temmuz 2012 tarihinde serbest bırakılmıştı.
Savcılığın hazırladığı adli kontrol talepli sevk yazısında, 16 Mayıs 2025 tarihinde yapılan suç duyurusu ve Lütfi Arıboğan ile Mehmet Baransu arasında gerçekleştiği öne sürülen yazışmalar üzerine soruşturmanın başlatıldığı ifade edildi. Sevk yazısında yer alan bilgilere göre, yapılan araştırmalarda söz konusu e-postaların, 2011 yılında FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kamu görevlilerince usulsüz şekilde yürütülen soruşturmalarla ilgili bazı bilgi ve belge alışverişi içerdiği tespit edildi. Özellikle dikkat çeken bir bulgu olarak, şüpheli Lütfi Arıboğan’ın 13 Temmuz 2011 ile 06 Aralık 2012 tarihleri arasında Mehmet Baransu ile 101 kez HTS (telefon trafik) irtibatının olduğu belirtildi. Lütfi Arıboğan’ın, FETÖ/PDY’nin basın ayağı olarak bilinen Mehmet Baransu’nun yönlendirme ve desteği ile “Futbolda Şike Soruşturması”nın TFF içindeki sportif soruşturmalarını ve UEFA ile yapılan görüşmeleri, hukuk ekibi sorumlularından İlhan Helvacı ile birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün menfaatleri doğrultusunda yönettikleri ve Baransu’ya bilgi ve belge temin ettikleri iddia edildi. Savcılık, şüphelilerin söz konusu süreçte Fenerbahçe Spor Kulübü ve diğer kulüp ile yöneticileri hakkında gerçekleşen iş ve işlemleri organize bir şekilde yönlendirdiklerini vurguladı.
Sevk yazısında ayrıca, “Şüphelilerin FETÖ/PDY ile organik bağları konusunda somut tespit bulunmamış ise de eylemlerinin bu haliyle üye olmamakla birlikte örgüte yardım suçuna temas ettiği, tutuklama sebeplerinin bulunduğu ancak şüphelilerden Lütfi Arıboğan’ın Parkinson hastalığı sebebiyle bazı hareketlerini yönlendirmede zorlandığının görüldüğü, soruşturmanın geldiği aşama göz önüne alındığında bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yeterli olacağı anlaşılmıştır” ifadelerine yer verildi. Bu değerlendirme, şüphelilerin doğrudan örgüt üyeliği ile değil, eylemleri aracılığıyla örgüte yardım etmekle ilişkilendirildiğini ve mevcut koşullar altında adli kontrol tedbirlerinin yeterli görüldüğünü ortaya koydu.
2 Yaşındaki Alper Biyonik Kulak Ameliyatı Sonrası Komaya Girdi Aile İhmal İddiasında Bulundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.