Küresel çapta etkisini bir süredir azalttığı düşünülen ve gündemden uzaklaşan koronavirüs, son dönemde yeniden alarm zilleri çalmaya başladı. Yeni varyantların ortaya çıkışı, vaka sayılarındaki belirgin artış ve özellikle zayıf bireyleri hedef alan çarpıcı bir bilimsel araştırma, salgının seyrine ilişkin yeni endişeler doğurdu. Bu kapsamlı gelişmeler, hastalığın özellikle savunmasız gruplar üzerindeki etkilerini bir kez daha mercek altına alıyor.
Ülkemizdeki Covid-19 vakalarına ilişkin son durumu değerlendiren Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aziz A. Hamidi, kritik veriler paylaştı. Doç. Dr. Hamidi, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün Solunum Yolu Virüsleri Sürveyans Raporlarına dikkat çekerek, “Ülkemizde 2025 yılı ağustos ortalarından itibaren Covid enfeksiyonları artış gösterdi. 15-21 Eylül tarihleri arasındaki verileri içeren son raporda ise influenza benzeri hastalık semptomları ile aile hekimlerine başvuran hastalardan alınan 34 numunenin yüzde 53’ünde Covid saptandı. Buna karşılık ağır semptomlarla hastaneye yatan hastalarda ise Covid-19 değil daha çok influenza virüsü tespit edildi” ifadelerini kullandı. Uzman isim, özellikle son haftalarda üst solunum yolu enfeksiyonlarının yaygınlaştığını vurguladı.
Sağlıklı bireylerde görülen belirtilerin genellikle burun akıntısı, hafif ateş, geniz akıntısı ve halsizlik gibi daha hafif seyrettiğini belirten Doç. Dr. Hamidi, “Ancak ileri yaştaki bireyler ile bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde tablo daha ağır olabiliyor. Bu grupta nefes darlığı, yüksek ateş ve balgamlı öksürük gibi alt solunum yolu belirtileri de karşımıza çıkabiliyor” şeklinde konuştu. Hamidi, hastaların bir kısmında grip (influenza) saptandığını, bazı vakalarda ise Covid-19’un tespit edildiğini ekledi.
Doç. Dr. Aziz A. Hamidi, 2025 yılı itibarıyla dünya genelinde gündeme gelen ve hızla yayılan iki yeni Covid-19 varyantına dikkat çekti: Nimbus (NB.1.8.1) ve Stratus (XFG). Nimbus varyantının ilk olarak yılın başında Çin’de tespit edildiğini belirten Hamidi, bu varyantın kısa sürede başta ABD olmak üzere birçok ülkede görüldüğünü aktardı. Hamidi, “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından ‘izlem altındaki varyant’ (Variant Under Monitoring – VUM) statüsünde değerlendirilen Nimbus, Omicron kökenli olup önceki varyantlara kıyasla daha hızlı bulaşma özelliği taşıyor” dedi.
Nimbus varyantında semptomların diğer türlere benzer olduğunu ifade eden Doç. Dr. Hamidi, “Ancak bu varyantta özellikle şiddetli boğaz ağrısı daha ön planda. Bunun dışında halsizlik, öksürük, burun tıkanıklığı ya da akıntısı, ateş ve zaman zaman sindirim sistemi semptomları da görülebiliyor. Ancak genel seyri hafif” bilgisini paylaştı.
Ocak 2025’te tanımlanan bir diğer önemli varyant ise Stratus (XFG) olarak kayıtlara geçti. Kamuoyunda zaman zaman “Frankenstein varyantı” olarak da anılan bu yeni tür, yine Omicron’un alt varyantlarından biri olarak dikkat çekiyor. DSÖ tarafından izlem altına alınan Stratus’un, daha yüksek bulaşıcılık potansiyeline rağmen, yol açtığı hastalığın genellikle hafif seyrettiği belirtildi. Doç. Dr. Hamidi, Stratus varyantının özellikle çocuklar arasında ishal gibi sindirim sistemi semptomlarına da yol açabileceğini belirterek, “Solunum yolu belirtilerinin yanı sıra bazı vakalarda bağırsak sistemi etkilenebiliyor. Bu da onu önceki varyantlardan bir miktar ayırıyor” şeklinde açıklamalarda bulundu.
Vaka sayılarındaki artışın yanı sıra, hastalığın seyrine ilişkin yeni bilimsel bulgular, özellikle belirli risk gruplarına yönelik endişeleri artırdı. Japonya Sağlık Güvenliği Enstitüsü Klinik Bilimler Merkezi’nde yapılan ve yakın zamanda yayımlanan kapsamlı bir araştırma, vücut kitle indeksinin (VKİ) Covid-19’un şiddeti üzerindeki etkisini gözler önüne serdi. 46 bin hasta üzerinde gerçekleştirilen bu çalışma, özellikle zayıf bireylerin hastalığı normal kilodakilere göre çok daha ağır geçirdiğini ve ölüm riskinin çarpıcı bir şekilde arttığını ortaya koydu.
Araştırma sonuçlarına göre, 20-64 yaş grubundaki zayıf bireylerin, Covid-19’u ağır geçirme riskinin 2,37 kat, ölüm riskinin ise 5,75 kat daha yüksek olduğu belirlendi. Çalışmayı değerlendiren İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serap Yavuzer, bu sonucun tıp camiası için oldukça şaşırtıcı olduğunu ifade etti. Araştırmacılar, obez bireylerde de benzer şekilde ağır seyirli vakaların görüldüğünü belirtirken, sağlıklı kilonun hastalıkla mücadelede önemli bir faktör olduğunun altını çizdiler.
Prof. Dr. Serap Yavuzer, Japonya’daki araştırmanın sonuçlarını derinlemesine inceledi. Yavuzer, kişinin boy ve kilosuna bakılarak saptanan vücut kitle indeksi (VKİ) verilerine göre, 18,5-24,9 kg/m2 değerine sahip olanların normal kilolu kabul edildiğini, 18,5 kg/m2’den az olanların düşük kilolu (zayıf) ve 24,9 kg/m2 üzeri olanların ise fazla kilolu olarak değerlendirildiğini belirtti. Yavuzer, “Hastaların VKİ değerleri ile hastanede kalış süresince alınan en yoğun tedavilere göre (oksijen maske, makine, yoğun bakım destek) sınıflandırdıkları semptomların şiddetini değerlendirmişler” diyerek çalışmanın metodolojisine değindi.
Sonuçlara bakıldığında, daha önce de bilinen fazla kilolu ve obez bireylerdeki şiddetli Covid-19 geçirme ve ölüm riskinin bu çalışmada da arttığı, ancak bu risklerin özellikle zayıf bireylerde çok daha ciddi boyutlara ulaştığı görüldü. Prof. Dr. Yavuzer, “Bu da oldukça şaşırtıcı bir durum” şeklinde yorumladı. Yavuzer, zayıf bireylerde ölüm riskinin 5,75 kat daha yüksek olmasının tıbbi açıdan beklenir bir durum olup olmadığı sorusuna ise şöyle yanıt verdi: “Çalışmada zayıf bireylerde tüm çalışma içinde ölme veya ventilatöre ya da ECMO (kalp-akciğer) makinesine ihtiyaç duyma olasılığının 1,74 kat ve yalnızca ölüm olasılığını değerlendirdiğinde risk 1,89 kat daha fazla çıkmış.”
Yaşa göre risklere bakıldığında, özellikle 20 ila 64 yaş arasındaki düşük kilolu hastalarda tüm risklerin daha yüksek çıktığını belirten Yavuzer, “Normal kilolulara göre zayıf olan bu hastaların ciddi semptomlar yaşama olasılıkları 2,37 kat, ölüm olasılıkları ise 5,75 kat daha fazla. Obez Covid-19 hastaları ile yapılan çalışmalarda bu oranlara yakın artışları görsek de zayıflar için bu sonuçlar şaşırtıcı. Ancak zayıflarda ciddi beslenme bozuklukları ile azalan doğal bağışıklık yanıtını varsayarsak beklenebilir bir durum olarak da değerlendirebiliriz” ifadelerini kullandı. Ayrıca, Türkiye’de yoğun bakımda yatan Covid-19 hastalarında yapılan bir araştırmanın sonuçlarına değinen Yavuzer, “Beslenme bozukluğu olan ve olmayan hastalarda karşılaştırılan ölüm riskinin beslenme bozukluğu olanlarda çok daha yüksek olması bizim için de Covid-19 zayıf hastaların takibi için uyarıcı olmalı” değerlendirmesinde bulundu.
Hastalığın olası olumsuz etkilerinden korunmak adına zayıf bireyler için önemli uyarılarda bulunan Prof. Dr. Yavuzer, proteinden zengin ve karbonhidrattan fakir bir beslenme modelinin benimsenmesi gerektiğini vurguladı. Yavuzer, sağlıklı bireylerin günlük kilo başına en az 1,5 gram protein alması gerektiğini, karbonhidrat tüketiminin ise günlük ihtiyaca göre 1400-1800 Kcal ile sınırlandırılması gerektiğini belirtti.
Takviye kullanımı konusunda da önemli bilgiler veren uzman isim, “Çalışmalarda en olumlu sonuçların D vitamini desteğinde görüldüğünü biliyoruz. Tüm kas sistemini korumak adına günlük ortalama 1000-2000 IU D vitamini alınmasını öneriyoruz. Çinko, selenyum ve C vitamini gibi takviyeler de bağışıklık sistemini destekliyor, ancak bu ürünlerin gelişigüzel kullanılmaması gerekiyor” uyarısında bulundu. Bu öneriler, özellikle risk grubundaki zayıf bireylerin bağışıklık sistemlerini güçlendirerek Covid-19’a karşı daha dirençli hale gelmelerine yardımcı olmayı hedefliyor.
Edremit Canisi Mustafa Emlik İki Kez Firar Etti Katliam Zinciri Başladı
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.