Türk Nöroloji Derneği Demans ve Davranış Nörolojisi Moderatörü Prof. Dr. Esen Saka, Alzheimer hastalığının Türkiye’deki mevcut durumu ve teşhis yöntemlerindeki son gelişmelere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Saka, ülkemizde 700 bin ila 800 bin arasında Alzheimer hastası bulunduğunu belirterek, bu sayının toplum sağlığı üzerindeki ciddi yüküne dikkat çekti. Alzheimer hastalığının yalnızca demans evresinde değil, demans öncesi aşamalarıyla da tipik bir hastalık olarak tanımlanmaya başlandığını vurguladı.
Prof. Dr. Saka, Alzheimer hastalığının beyinde belirli proteinlerin birikmesiyle ortaya çıktığını ve bu birikimin belirli bir eşiğe ulaşmasının ardından beyin hücrelerini tahrip etmeye başladığını ifade etti. Hastalığın, klinik belirtiler ortaya çıkmadan 20 yıla varan uzun bir süreçte ilerlediğine işaret eden Saka, bu sürecin erken dönemde tanınmasının hayati önem taşıdığını belirtti. Erken teşhisin, hastalığın ilerleyişinin kesilerek ortaya çıkışının engellenmesi potansiyeli taşıdığını vurguladı.
Hastalığın başlangıcındaki protein birikiminin beyin PET (Pozitron Emisyon Tomografisi) görüntüleme yöntemiyle tespit edilebildiğini dile getiren Prof. Dr. Saka, hastalığın ilerlemesiyle birlikte farklı bir proteinin de yine PET taramaları ile görüntülenebildiğini açıkladı. Ancak en dikkat çekici gelişmenin, artık Alzheimer hastalığına kan testi ile tanı konulabilmesi olduğunu söyledi. Bu yeniliğin, teşhis süreçlerini hem kolaylaştırması hem de daha erişilebilir hale getirmesi bekleniyor. Prof. Dr. Saka, beyinlerinde değişiklikler gelişen her bireyin demans olmak zorunda olmadığını ve bu durumun ne zaman ortaya çıkacağının henüz öngörülemediğini de sözlerine ekledi.
Ne yazık ki, Alzheimer hastalığının halen kesin bir tedavisinin bulunmadığı gerçeği devam ediyor. Geliştirilen ilaçların yalnızca hastalığın ilerleyişini yavaşlatma potansiyeli taşıdığını belirten Prof. Dr. Saka, bu durumun yeni ve daha etkili tedavi arayışlarının sürdüğünü gösterdiğini dile getirdi.
Prof. Dr. Saka, Alzheimer hastalığına yakalanma olasılığını artıran veya azaltan belirli yaşam tarzı faktörlerine dikkat çekti. Alkol ve sigara tüketimi, hava kirliliğine maruz kalma, kafa travmaları, işitme kusurları, kalp damar hastalıkları, diyabet, hipertansiyon ve yüksek kolesterol seviyelerinin Alzheimer riskini önemli ölçüde artırdığını belirtti. Bu sağlık sorunlarının etkin bir şekilde tedavi edilmesinin ise Alzheimer riskini ortadan kaldırdığını ifade etti.
Risk azaltıcı faktörlere de değinen Saka, günde 30 dakika düzenli egzersiz yapmanın, sosyal aktivitelerde bulunmanın ve yeterli uyku almanın önemini vurguladı. Bireylerin kendine özgü uyku ritimleri olmakla birlikte, pek çok insan için 7-8 saatlik kaliteli bir uykunun vazgeçilmez olduğunu ekledi.
Beslenmenin Alzheimer üzerindeki etkisine özel bir vurgu yapan Prof. Dr. Saka, “MIND diyeti” adı verilen beslenme modelinin Alzheimer riskini düşürdüğünü belirtti. Bu diyette öne çıkan unsurları şöyle sıraladı: “Dutsu meyvelerin (ahududu, böğürtlen ve çilek gibi) tüketimini artırmak, süt ürünlerinin, özellikle de peynirin tüketimini kısıtlamak, baklagillerin tüketimini artırmak, kırmızı etin haftada en fazla iki kez, balığın ise haftada en az iki kez tüketilmesi, her gün yeşil sebze tüketmek, kızartma, beyaz ekmek ve paketli ürün tüketmemek çok önemli.” Bu beslenme şeklinin, beyin sağlığını koruyarak demans riskini minimize etmeye yardımcı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir yaklaşım olduğu belirtildi.
Türk Kızılay Nadir Altın Kan İle Anne Ve Bebeğin Hayatını Kurtardı