Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde yaşanan son deprem dalgası, bölgedeki sismik hareketliliğe ilişkin endişeleri artırdı. 10 Ağustos tarihinde kaydedilen 6.1 büyüklüğündeki depremin ardından, dün saat 22.48’de aynı bölgede benzer büyüklükte bir sarsıntı daha meydana geldi. Bu son deprem, İstanbul’dan İzmir’e, Bursa’dan Eskişehir’e kadar geniş bir coğrafyada hissedildi ve kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) önde gelen deprem bilimcisi Prof. Dr. Okan Tüysüz, Sındırgı’daki ilk büyük depremi takiben gerçekleşen 11.000’den fazla artçı sarsıntının ardından, tam 29 Eylül’de bölgenin depremselliği üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulunmuştu. Prof. Dr. Tüysüz’ün bu tespitleri, yaşanan son depremlerin ardından bir kez daha gündeme geldi ve dikkatle incelenmeye başlandı.
Prof. Dr. Tüysüz, Sındırgı’nın normal bir fay hattı üzerinde yer aldığını belirterek, bu tür faylarda artçı depremlerin fayın aşağı çöken bloğunda, yani kuzeyde yoğunlaşmasının beklendiğini ifade etti. Ancak Sındırgı’da gözlemlenen durumun alışılmadık olduğunu vurguladı: “10 Ağustos 6.1 büyüklüğündeki depremden sonra meydana gelen 11.000 artçı, güneyde, yükselen blokta oldu.” Bu durumun, 6.1 büyüklüğündeki bir deprem için olağan dışı bir sayı teşkil ettiğini de sözlerine ekledi.
Deprem bilimci Tüysüz, artçıların beklenenin aksine güneyde yoğunlaşmasının en olası açıklamasının, bölgede bilinmeyen başka bir fay hattının varlığı olabileceğini belirtti. Tüysüz, “Bu, bizim için alışageldik bir durum değil. Ancak akla en yatkın açıklaması, bu fayın güneyinde, başka bir fayın var olması ve artçıları da bu fayın yaratması. Sındırgı’yı biliyoruz, ancak artçıları güneydeki depremleri başka bir fay mı yaptı bunu bilmiyoruz,” diyerek bilinmeyen fay hatlarının araştırılması gerektiğine dikkat çekti. Ayrıca Sındırgı’daki bu hareketliliğin, Kütahya Simav’da daha sonra yaşanan 5.4 büyüklüğündeki depremle bağlantılı olmadığını da ifade etti.
Prof. Dr. Tüysüz, Sındırgı fay hattı üzerinde daha büyük bir deprem beklentisi olmadığını ancak bölgedeki 300 kilometre uzunluğundaki Sındırgı-Akşehir fay hattının Batı Anadolu’nun önemli sismik hatlarından biri olduğunu vurguladı. Simav’ın güneyinde yoğunlaşan depremleri de değerlendiren Tüysüz, bu kadar çok ve beklenmedik yerlerdeki sarsıntıların iki ana olasılığı işaret ettiğini dile getirdi: “Birinci ihtimal burada gömülü bir fayın olması. İkinci olasılık ise volkanik ya da jeo-termal su etkisi. Ancak ben burada, fay hattı olma ihtimalini daha yüksek görüyorum. Burada fay var mı yok mu detaylı olarak çalışmak gerekiyor. Batı Anadolu’da deprem fırtınalarının süreceğini düşünüyorum.”
Türkiye genelinde 550 diri fay hattı bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Tüysüz, bunların birçoğunun detaylı olarak bilinmediğini belirtti. “Araştırılmış fay hatları üzerine değerlendirme yapılabilir ancak bazı fayları detaylı olarak bilmiyoruz. Detaylı biçimde çalışma yapılmalıdır,” diyerek, özellikle 5 ya da 6 büyüklüğündeki depremlerin Simav’da mı yoksa Sındırgı’da mı yaşanacağının belirsizliğini koruduğunu ifade etti.
Ülke genelindeki en temel deprem beklentilerine de değinen Tüysüz, Marmara Bölgesi’nde 7’nin üzerinde bir deprem olasılığının ve Bingöl Yedisu’da ise 7.2-7.4 büyüklüğünde bir deprem ihtimalinin mevcut olduğunu kaydetti.
Bursa’nın içinden fay hatları geçen iller arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Tüysüz, Uludağ’ın Bursa Ovası’na bakan yamaçlarından başlayıp Gönen’e, oradan Mustafa Kemalpaşa’ya, Bursa-İnegöl Ovası’ndan Eskişehir’e uzanan bir fay hattının bulunduğunu dile getirdi. Geçmişte 7 büyüklüğünde depremlerin yaşandığı Bursa’nın zemin koşullarının oldukça kötü olduğunu, belediyenin Japon uzmanlarla mikro-bölgeleme çalışmaları yaptığını duyduğunu ifade ederek, Bursa’nın endişe verici bir konumda olduğunu belirtti.
Manisa’nın da içinden fay hattı geçen illerimizden olduğuna dikkat çekildi. Spil Dağı’ndan Manisa düzlüğüne uzanan, batıya doğru Organize Sanayi Bölgesi’ne erişen bu hattın, geçmişte önemli depremlere sahne olduğunu hatırlattı. Kuzey Anadolu Fayı (KAF) üzerinde 250-300 yılda bir büyük deprem olduğunu bildiklerini, ancak bazı kırılma döngülerinin net olmadığını ifade etti. İzmir’in içinden geçen fay hatlarında 1600’lü yıllarda kırılmalar yaşandığını belirten Tüysüz, bir sonraki kırılmanın ne zaman olacağını söylemenin zor olduğunu, bu durumun Manisa için de geçerli olduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Okan Tüysüz, konuşmasını ülkenin deprem gerçeğine dikkat çekerek sonlandırdı: “Unutmamamız gereken; ülkemizde 550 diri fayın olduğu ve 100 yılda bir de bu diri fayın büyük bir deprem üretebileceği gerçeğidir ve buna göre tüm önlemleri almamızdır.” Türkiye’nin sismik aktivite açısından her zaman risk altında olduğu ve bu riske karşı sürekli hazırlıklı olunması gerektiği bir kez daha vurgulandı.
Sındırgı’da Deprem Sonrası Sağanak Yağış Yardım Çalışmalarını Olumsuz Etkiledi
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.