İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından geçtiğimiz hafta yayımlanan sendika raporu, üye ülkelerde sendikalaşma oranlarının önemli ölçüde gerilediğini ortaya koydu. Rapora göre, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu OECD coğrafyasında 1985 yılında yüzde 30 seviyesinde olan sendikalaşma oranı, 2024 itibarıyla yüzde 15’e düştü. Bu düşüş, çalışma hayatında köklü değişimlerin yaşandığının ve işçi temsil mekanizmalarının zayıfladığının bir göstergesi olarak değerlendirildi.
Türkiye de sendikalaşma konusunda 1980’li yıllardan sonra ciddi bir kayıp yaşadı. 1987 yılında yüzde 30 düzeyinde seyreden sendikalaşma oranı, 2013’te yüzde 6 gibi oldukça düşük bir seviyeye geriledi. Her ne kadar bu tarihten sonra bir miktar toparlanma eğilimi gözlemlense de, oranlar hala beklenen seviyelerin altında seyretmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının temmuz ayı istatistiklerine göre, toplam 17,4 milyon işçiden 2,4 milyonu sendikalı durumda olup, bu da yüzde 14’lük bir sendikalaşma oranına tekabül etmektedir. Kamu görevlileri arasında ise durum farklılık göstermektedir; yaklaşık 3 milyon kamu görevlisinin 2,3 milyonu sendikalı olup, sendikalaşma oranı yüzde 77 gibi yüksek bir seviyede bulunmaktadır.
OECD raporu, sendikalaşma oranlarındaki genel düşüş trendini detaylandırmıştır. 1985’ten bu yana yalnızca İzlanda, Şili ve İspanya gibi sınırlı sayıdaki ülkede sendikalaşma oranlarının arttığı belirlenirken, Doğu Bloku’nun dağılmasının ardından Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde sendikalaşmada dramatik düşüşler kaydedildi. Raporda, COVID-19 pandemisi nedeniyle 2020 yılından sonra bazı ülkelerde sendikalaşma oranlarında bir artış gibi görünen durumun aslında yanıltıcı olduğu vurgulandı. Bu artışın, sendikasız işçilerin sendikalı işçilere kıyasla daha fazla işini kaybetmiş olmasından kaynaklandığı belirtildi.
Öte yandan, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İsveç, Belçika ve Norveç gibi sendikalaşma oranının yüzde 50’ye yaklaştığı ülkelerde, işsizlik yardımlarının sendikaya bağlı kuruluşlar tarafından yönetilmesinin sendikalaşma oranlarını olumlu yönde etkilediği değerlendirildi. Bu durum, sendikaların sosyal güvenlik ve refah sistemlerindeki rolünün önemini ortaya koymaktadır.
Türkiye’deki sendikalaşma oranlarına bakıldığında, kamu sektöründe yüzde 78 civarında bir oran görülürken, özel sektörde bu oran yüzde 7 seviyelerine inmektedir. Bu keskin fark, sendikal örgütlenmenin sektörler arasındaki eşitsizliğini gözler önüne sermektedir. Benzer bir eğilim, daha az belirgin olsa da, OECD ülkeleri genelinde de mevcuttur. OECD genelinde kamu sektöründe sendikalaşma oranı yüzde 41,3 iken, özel sektörde bu oran yüzde 10,1 düzeyinde seyretmektedir. Bu veriler, kamu sektöründeki iş güvencesi ve kurumsal yapının sendikal örgütlenmeyi destekleyici bir rol oynadığını düşündürmektedir.
OECD raporu, işçilerin sendikalaşma oranlarında yaşanan büyük düşüşe karşın, işverenlerin örgütlenme oranlarında daha ılımlı bir gerileme yaşandığını gözler önüne serdi. 1985 yılında yüzde 59 olan işveren örgütlerine üyelik oranı, 2024 yılına gelindiğinde yalnızca 4 puanlık bir düşüşle yüzde 55 olarak gerçekleşti. Raporda, işveren örgütlerine üyelik oranlarının hesaplanmasında, işveren sendikalarının yanı sıra toplu sözleşmelerde yetkili olan işveren derneklerinin de dikkate alındığı belirtildi. Bu durum, işverenlerin örgütlü gücünü koruma eğiliminde olduğunu göstermektedir.
Türkiye’de sendikalaşma oranı yüzde 14 iken, toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamındaki işçilerin toplam işçi sayısına oranı yüzde 10,9 düzeyinde bulunmaktadır. OECD üyesi ülkelerde ise toplu sözleşme kapsamındaki işçilerin oranı 1985 yılında yüzde 47 iken, 2024’te yüzde 33,6’ya gerilemiştir. Ancak, dikkat çekici bir nokta olarak, OECD ülkelerinde toplu sözleşme kapsamındaki işçilerin sayısı sendikalı işçi sayısından yaklaşık iki kat daha fazla olduğu kaydedildi. Bu durumun temel nedeni, sendikalı işyerlerince imzalanan toplu iş sözleşmelerinin ilgili işkolundaki sendikasız işçilere de teşmil edilebilmesidir.
Türkiye’de de Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nda teşmil müessesesi bulunmasına rağmen, bu düzenlemenin pratikte uygulanmadığı belirtildi. İlgili kanun maddesi, “Kanun, bir işkolunda en fazla üyeye sahip sendikanın yaptığı toplu iş sözleşmesinin işçi veya işveren sendikalarının talebi üzerine o işkolundaki toplu iş sözleşmesi bulunmayan işyerlerine teşmil edilebilmesine olanak sağlıyor.” ifadesiyle bu imkanı tanımaktadır. Ancak bu yasal hükmün hayata geçirilmemesi, sendikasız işçilerin toplu sözleşme haklarından faydalanma potansiyelini kısıtlamaktadır.
Antalya Dokuz Aylık Dönemde 14 Milyon Turisti Aşarak Bölgesel Liderliğini Pekiştirdi