ABD’nin köklü eğitim kurumlarından Harvard Üniversitesi’nde yaşanan gelişmeler, dünya genelinde akademik çevrelerde geniş yankı uyandırdı. Üniversitenin 1873 yılından bu yana yayın yapan öğrenci gazetesi The Harvard Crimson’da yer alan bir makalede, fen bilimlerinden sosyolojiye kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan onlarca doktora programında büyük ölçekli kontenjan kesintileri veya tamamen kapanmaların gündemde olduğu duyuruldu. Bütçe üzerindeki yoğun baskının tetiklediği bu stratejik kararın, küresel akademik rotayı ciddi biçimde etkileyebileceği değerlendirilmektedir.
Bu gelişmelerin uluslararası akademik hareketlilik üzerindeki potansiyel etkileri, Times Higher Education (THE) Küresel İlişkiler Koordinatörü Phil Baty tarafından daha önce dile getirilmişti. Baty, ABD’deki bu tür bir daralmanın, Avrupa ve Asya kıtasındaki üniversitelere yönelik akademisyen ve öğrenci ilgisini artırabileceği yönünde öngörülerde bulunmuştu. Harvard’ın kararları, bu öngörülerin somutlaşmaya başladığının bir işareti olarak kabul edilmektedir.
Harvard Tıp Fakültesi’nde görev yapan Dr. Mehmet Furkan Burak, söz konusu kısıtlamaların akademiye yansımalarını şu şekilde değerlendirdi: “Harvard’ın halihazırda federal fonlardan yeterince faydalanamaması sebebiyle 2 milyar Dolar ile 8 milyar Dolar arasında bir mali kayıp yaşadığı düşünülmektedir. Bu durum, pek çok araştırma grubunun ve laboratuvarın faaliyetlerini durdurmasına neden oldu. Bu gelişmeler, akademik dünyanın küresel yönünü şüphesiz etkileyecektir.”
Dr. Burak, uluslararası öğrenci başvurularında gözle görülür bir azalma yaşandığını da vurguladı: “Dünyanın nitelikli öğrencileri ABD’ye başvursalar dahi vize süreçlerinde zorluklarla karşılaşabilmekte, vize alsalar bile sonraki yılın belirsizliğiyle yüzleşmektedirler. Eğitimlerini tamamladıktan sonra yapacakları stajlarda dezavantajlı konuma düşmeleri, öğrencilerin ABD dışındaki seçeneklere yönelmesine sebep olmaktadır. Entelektüel dünya ve öğrenciler yeni akademik destinasyonlar aramaya başladı. Bu arayışta, kimler kaliteli eğitim ve mezuniyet sonrası kariyer fırsatları sunarsa, uluslararası öğrenci göçünde avantajlı konuma gelecektir. Türkiye’nin bu konuda yüksek bir potansiyele sahip olduğu ve tersine göç dalgasına hazırlıklı olması gerektiği düşünülmektedir.”
MIT’de yüksek lisans, Stanford’da doktora eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen ve halen ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Elif Uysal, ABD’deki akademik daralmayı detaylandırdı. Uysal, “ABD’de kamu kurumlarında başlayan ani küçülme politikası, Türkiye’deki TÜBİTAK’a karşılık gelen Ulusal Bilim Kurumu (NSF), Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) ve NASA gibi önemli kuruluşları da etkiledi. Bunun etkilerini 2025 yılının ilk aylarında lisansüstü öğrenci kabullerinde net bir şekilde gözlemledik” ifadelerini kullandı. Profesör Uysal, pek çok akademisyenin beklediği yeni araştırma fonlarını alamadığını, hatta bazı onaylanmış fonların dahi kesildiğini belirtti. Bu belirsizlik ortamında, birçok öğretim üyesinin yeni lisansüstü öğrenci alımını sınırladığına dikkat çekti.
Prof. Dr. Uysal, Türkiye’den ABD’ye giden öğrencilerin durumunu da değerlendirerek, “Türkiye’deki en iyi mezunların bu yıl ABD üniversitelerinden daha az kabul veya burs teklifi aldığı gözlendi. ABD’den akademisyen göçünün de arttığı görülmektedir. Türkiye’deki akademik kurumlarımız ve fon sağlayıcı kuruluşlarımız, bu küresel daralmayı bir avantaja dönüştürebilir” sözleriyle, ülkenin bu yeni dönemi fırsata çevirme potansiyeline işaret etti.
İstanbul’da Suya Altı Ay Ek Zam Yapılmayacak Kararı Oy Çokluğuyla Kabul Edildi
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.