Ankara’da özel bir hastanede dünyaya gelen ve yaşamının on yedinci gününde hayatını kaybeden Ahsen Meva bebeğin ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma, altı sağlık çalışanına yönelik “taksirle ölüme neden olma” suçlamasıyla açılan davaya dönüştü. Bebeğin kafatasında kırık ve yüzünde morluklar tespit edilmesi, olayın adli boyuta taşınmasına neden oldu. İstanbul Adli Tıp Kurumu raporu, ölüm nedeninin kafa travması olduğunu kesinleştirdi ve travmanın hastanede kaldığı süre zarfında meydana geldiğini ortaya koydu.
Hacer Ersoy Çetiner, 28 Mart 2023 tarihinde, hamileliğinin 35. haftasında, özel bir hastanede ikinci çocuğu Ahsen Meva’yı 2 kilo 360 gram ağırlığında dünyaya getirdi. Doğum sonrası ‘Yenidoğanın geçici taşipnesi’ teşhisi konulan Ahsen Meva bebek, solunum desteği ihtiyacı nedeniyle yoğun bakım ünitesine alındı. İlk üç gün boyunca yoğun bakımda tedavi gören bebeğin sağlık durumunda, 31 Mart 2023 tarihinde gece 00.00 ile 07.00 saatleri arasında ani bir kötüleşme yaşandı. Bu kritik saatlerin ardından bebek, aynı hastanenin Sincan şubesine sevk edildi. Ancak buradaki müdahalelere rağmen durumu daha da ağırlaşınca, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne nakledildi.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde yapılan detaylı incelemelerde çekilen beyin tomografisi, doktorları ve aileyi şok eden bir gerçeği ortaya çıkardı. Ahsen Meva bebeğin kafatasında kırık olduğu belirlenirken, yüz ve baş bölgesinde de belirgin morluklar tespit edildi. Bu bulgular üzerine durum adli vaka olarak değerlendirilip emniyet birimlerine bildirildi. On yedi günlük yaşam mücadelesinin ardından Ahsen Meva bebek, maalesef 14 Nisan 2023 tarihinde hayata gözlerini yumdu.
Bebeğin ölümü üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan rapor, olayın seyrini değiştiren en önemli delil niteliğindeydi. Raporda, bebeğin kafa travmasına bağlı kafatası kemik kırıklarıyla birlikte gelişen yaygın kanamalar sonucu yaşamını yitirdiği kesin olarak belirtildi. Ayrıca, raporda özel hastanenin hasta izlem kayıtları da titizlikle incelenerek, bebeğin kafa travmasının doğumundan üç gün sonra, 31 Mart 2023 tarihinde gece 00.00 ile 07.00 saatleri arasında meydana geldiği sonucuna varıldı. Bu rapor doğrultusunda, özel hastanede görevli başhekim N.D., başhekim yardımcısı S.D.Y., nöbetçi doktor A.A.K., çocuk kardiyolojisi uzmanı İ.U.S., yoğun bakım hemşiresi N.K. ve kadın doğum hemşiresi A.Y. hakkında “taksirle ölüme neden olma” suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle kamu davası açıldı. Altı sanığın yargı süreci, Ankara 75. Asliye Ceza Mahkemesi’nde halen devam etmektedir.
Dava sürecinde yaşananları ve acılarını dile getiren anne Hacer Ersoy Çetiner, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, bebeklerini sağlıklı bir şekilde dünyaya getirdiğini vurguladı. Çetiner, “İlk kontrollerinde sağlıklı bir bebekti. Geçici nefes sorunu olduğu söylendiği için yoğun bakıma aldılar. İlk iki gün her şey normaldi. Üçüncü gün sabah bebeğimizi görmek için girdiğimizde çok daha iyi görünüyordu. Fakat o gecenin sabahında saat 07.00 gibi hastaneden arayıp bebeğimizin kötüleştiğini ve Sincan’da bulunan şubelerine sevk edeceklerini söylediler. Hastaneye gittiğimizde bebeğimizin refleksi yoktu, kafası şişmişti, sağ gözünün üstü kızarmıştı. Bu halini görünce ne olduğunu sordum; ama cevap alamadım. Oradaki doktor, ‘Bilemiyoruz, araştırılacak, sevki olacak, olabilir böyle’ dedi. Ben ‘Nasıl olabilir’ dediğimde, cevap alamadık. Sonra doktor bebeğimin elini tuttu ve bıraktığında hiçbir şekilde refleksi yoktu” sözleriyle o anları anlattı.
İki buçuk yıldır büyük bir acı yaşadıklarını belirten anne Çetiner, “Giden bir canımız var, evladımız var. Ben kucağıma alamamışım bir anne olarak, onu besleyememişim, kokusunu içime çekememişim maskeyle girdiğim için. Sapasağlam bıraktığım bebeğimin beynini öldürmüşler. Yani beyin ölümü zaten gerçekleşmiş. Biz Ankara Tıp’ta onun sadece bedenini okşadık. Ben kokusunu koklayamadım bebeğimin. Bir tane kıyafetini verdim Ankara Tıp’ta hemşireye, giydirdi. Çıkarınca bana verdi sağ olsun. Ağız mendillerini aldım, onları kokluyorum. Biz bu acıyı iki buçuk yıldır yaşıyoruz; ama sorumlular hala görevlerinde. Bizim derdimiz başka bebeklerin aynı acıyı yaşamaması. İnsanla temas eden hiç kimse mesleğini sevmiyorsa bu işi yapmasın. Devletimizin adaletine güveniyoruz” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.
Baba Ahmet Çetiner ise, bebeğin daha ileri tetkik için sevk edildiği Ankara Üniversitesi Hastanesi’ndeki doktorların durumu adli vaka olarak belirleyip polise bildirmesinin kritik önemine dikkat çekti. Çetiner, “Daha sonra yapılan incelemelerde, o gece görevli doktorun hastanenin kadrolu doktoru olmadığı, devlette çalıştığı ve ücret karşılığında nöbete geldiği ortaya çıktı. Tek hastaydı, tek bebekti. Buna rağmen kafasında iki kırık oluştu. Bu durum Adli Tıp raporuyla da kesinleşti. Soruşturma izni Sağlık Bakanlığı tarafından verildi, yargılama süreci başladı. İlk duruşmada hastane yönetiminden iki kişi gelmedi. Bebeğimizin kafasındaki kırığın neden ve nasıl oluştuğunun açıklanmasını istiyoruz” ifadelerini kullanarak adaletin tecelli etmesini beklediklerini dile getirdi.
Ailenin avukatı Merve Uçak, bebeğin tedavisini yürüten ve özellikle travmanın meydana geldiği gece bebekle doğrudan temas halinde bulunan tüm sağlık personelinden şikayetçi olduklarını belirtti. Uçak, “Konuyla ilgili gerekli soruşturma izinleri Sağlık Bakanlığı’ndan alınmıştır. Gerek Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan mesleki sorumluluk kurulu raporunda, gerekse soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporunda, bebeğin tedavisini yürüten hekim, hemşireler ve hastane yönetiminin kusurlu oldukları tespit edilmiştir. Travma gibi vahim bir olayın yanı sıra, çalışma izni olmayan hekimlerin hastanede çalıştıklarını ve bebeğe müdahalede bulunduklarını görmekteyiz. Ayrıca nöbetçi hekimin nöbet süresi boyunca bebeği bir kez bile muayene etmediği tespit edilmiştir” şeklinde konuştu.
Mevcut davanın “taksirle ölüme neden olma” suçlamasıyla açılmış olmasına rağmen, yargılamanın ilerlemesiyle birlikte eylemlerin daha ciddi bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini düşündüklerini ifade eden Avukat Uçak, “Şu an yargılama süreci devam etmektedir. Her ne kadar kamu davası ‘taksirle ölüme neden olma’ suçlamasıyla açılsa da yargılamanın ilerlemesiyle birlikte bu eylemlerin taksirli hareket olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindeyiz. Bizler bebeğin ölümüne sebep olan kişilerin hak ettikleri cezayı alması için sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız” sözleriyle hukuki mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerinin altını çizdi.
Polislik Hayali 66 Kilo Veren Gencin Doğuştan Tek Böbrekli Olduğu Ortaya Çıkınca Sona Erdi
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.