Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nurcan Meral Özel, Tekirdağ’da katıldığı bir konferansta önemli açıklamalarda bulundu. Ege Bölgesi’nde meydana gelen depremlerin, Kuzey Anadolu Fay Zonu’ndan (KAFZ) tamamen farklı özellikler taşıyan ve tektonik anlamda “açılma zonu” olarak tanımlanan bir sistem içerisinde gerçekleştiğini vurgulayan Prof. Dr. Özel, bölgedeki sismik aktivitenin kendine has dinamiklerini detaylandırdı.
Prof. Dr. Nurcan Meral Özel, Balıkesir’in Sındırgı ilçesi ile Simav, Kütahya ve Balıkesir çevresindeki fay zonlarının Marmara Bölgesi’ndeki fay sistemleriyle aynı mekanizmaya sahip olmadığını aktardı. Coğrafi olarak yakın görünseler de, bu bölgelerdeki fayların gerilme transferi mekanizmalarının ve hareket biçimlerinin farklılık gösterdiğini belirtti. Özel, Sındırgı segmentinin, Simav Fay Zonu’nun kuzeybatı uzantısında yer aldığını ve Türkiye Fay Haritası’na göre yaklaşık 36 kilometre uzunluğunda bir yapıyı temsil ettiğini ifade etti. Bu segmentin, bölgenin açılma tektoniği rejiminin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
Simav’da geçmişte yaşanan depremleri de değerlendiren Prof. Dr. Özel, Simav ve Sındırgı fay zonlarının birbirini doğrudan tetikleyen kaynaklar olmadığını, ancak her ikisinin de aynı açılma tektonik rejimi etkisi altında bulunduğunu dile getirdi. Bu durumun, Simav’daki mevcut gerilimin Sındırgı segmentinde olası bir depremin oluş zamanını bir miktar öne çekmiş olabileceği ihtimalini düşündürdüğünü, fakat iki fay arasında doğrudan bir tetiklenme ilişkisinin bulunmadığını net bir şekilde açıkladı. Bu açıklama, bölgedeki deprem mekanizmalarının karmaşıklığını ve çok yönlü değerlendirilmesi gerektiğini gözler önüne serdi.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi tarafından Marmara ve Batı Anadolu bölgelerinde geliştirilen yeni erken uyarı sistemi, yaklaşık 3,5 aydır titizlikle test edildiği süreçte önemli bir başarıya imza attı. Prof. Dr. Nurcan Meral Özel, sistemin testlerine devam edildiğini belirterek, elde edilen verilerin umut verici olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Özel, rasathanenin işlettiği istasyonlardan elde edilen verilerle özellikle Marmara Bölgesi için geliştirilen erken uyarı sisteminin işleyişine değindi. Mevcut istasyon altyapısı dikkate alınarak İstanbul ve Marmara Denizi çevresindeki şehirlerin test bölgesi olarak belirlendiğini aktardı. Sistem, şu an için sınırlı, yaklaşık 2 bin abonelik bir kullanıcı grubuyla test aşamasında bulunuyor. Özel, sistemin geçtiğimiz 27 Ekim’de meydana gelen Sındırgı depreminde başarıyla çalıştığını belirterek, olayın merkez üssüne yaklaşık 210 kilometre uzaklıkta olan İstanbul’a, sarsıntı hissedilmeden tam 37 saniye önce uyarı sinyali gönderildiğini vurguladı.
Erken uyarı sisteminin belirli kullanıcı gruplarıyla test edilme sürecinin devam ettiğini belirten Prof. Dr. Özel, istasyon altyapısının bu kapsamda modernize edilerek erken uyarı kapasitesinin artırılmasına yönelik çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti. İstasyon sayısının artırılması ve istasyonlardaki veri gecikmesini azaltacak modernizasyon adımlarının tamamlanmasıyla sistemin çok daha hızlı tepki verebileceği ve böylece vatandaşlar ile kurumların önlem almak için daha fazla zamana sahip olacağı öngörülüyor. Prof. Dr. Özel, nihai hedeflerinin, istasyon ağını genişleterek ve altyapıyı yenileyerek sistemi tüm Türkiye genelinde etkin biçimde çalışır hale getirmek olduğunu sözlerine ekledi.
Kandilli Rasathanesi, Japon araştırmacılarla işbirliği içerisinde Marmara Denizi’nde kurulan 9 adet deniz tabanı sismometresi (OBS sistemi) aracılığıyla küçük depremleri ve bölgedeki stres dağılımını yakından izliyor. En küçük sismik hareketlerin dahi bu gelişmiş sistemler sayesinde takip edildiğini belirten Özel, “Bu sistemler henüz gerçek zamanlı çalışmıyor. 7-9 ay aralıklarla veri topluyoruz ancak bu süreçte kaydedilen veriler, 9 aya kadar olan dönemde meydana gelen mikro depremleri dahi geriye dönük olarak incelememize olanak sağlıyor” ifadelerini kullandı. Bu çalışmalar, Marmara Denizi’nin tektonik yapısının derinlemesine anlaşılmasına katkı sağlıyor.
Türkiye’nin 8 bin 300 kilometreyi aşkın kıyı şeridinde tsunami erken uyarı çalışmalarının kesintisiz sürdüğüne değinen Prof. Dr. Özel, Kandilli Rasathanesi’nin 2012 yılından bu yana 5.5 büyüklüğünün üzerindeki kıyıya yakın depremlerin ardından bilgi mesajları yayımladığını belirtti. Marmara Denizi’nin kapalı bir havza olması nedeniyle büyük dalgaların beklenmediğini ifade eden Özel, “Marmara Denizi kapalı bir havza olduğu için büyük dalgalar beklenmez ama 30 santimetrelik su yükselmesi bile hasar yaratabilir” şeklinde konuştu. Tekirdağ’ın kıyılarında tsunami tehlikesinin belirlenmesi ve olası su baskını haritalarının hazırlanması için de çalışmaların aktif olarak yürütüldüğünü bildiren Özel, depremler sonrasında deniz tabanı heyelanlarının da ikincil bir afet riski oluşturduğuna dikkat çekti.
Tekirdağ yakınlarındaki Ganos Fayı ile ilgili değerlendirmelerde de bulunan Prof. Dr. Özel, bu fayın Marmara’nın batısında, Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun en batı ucunda yer alan kritik segmentlerden biri olduğunu belirtti. 1912 yılında büyük bir depreme neden olan bu fayın kısa vadede yeniden kırılma potansiyelinin düşük göründüğünü aktaran Özel, yine de bölgedeki hareketlilikleri yakından izlediklerini vurguladı. 2013 yılında Gaziköy’de kurulan derin kuyu ve yüzey istasyonlarıyla bu bölgedeki sismik aktivitenin sürekli takip edildiğini belirten Özel, fayın olası bir kırılması durumunda Şarköy, Mürefte, Ganos ve Gaziköy gibi yerleşim yerlerinin doğrudan etkilenebileceği uyarısında bulundu.
Üsküdar’da Eşini Kızgın Yağla Yakarak Öldüren Kadın Cezaevine Gönderildi
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.