Küresel ekonomideki son dönemdeki dalgalanmalar, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin uyguladığı gümrük tarifelerinin kısa ve uzun vadeli etkilerine yönelik artan belirsizlikler, dünya genelindeki merkez bankalarının para politikası adımlarını daha temkinli atmalarına neden oldu. Dünyanın en büyük ekonomisi konumundaki ABD’de tarifelerden kaynaklanan fiyat artışlarının kalıcı bir enflasyonist baskı yaratabileceği endişeleri, başta ABD Merkez Bankası’nın (Fed) kararları olmak üzere, diğer büyük ekonomilerin merkez bankalarını da etkileyen bir dizi belirsizliği beraberinde getirdi. Yılın son çeyreğine girilirken, küresel piyasalar, Fed, Avrupa Merkez Bankası (ECB), Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve Yeni Zelanda Merkez Bankası (RBNZ) gibi kurumlar ile birlikte yurt içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) kritik para politikası toplantılarını yakından takip etti.
ABD yönetiminin korumacı ticaret politikalarından kaynaklanan fiyat artışları, Fed’in para politikası gündeminin ana eksenini oluştururken, istihdam piyasasında beklenenden daha hızlı bir yavaşlamaya işaret eden veriler bankanın karar alma süreçlerini karmaşık bir hale getirdi. Fed, 25 Eylül tarihinde beklentiler doğrultusunda politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 4,00-4,25 aralığına çekmiş ve bu yılın ilk faiz indirimini gerçekleştirmişti. O dönemde Fed Başkanı Jerome Powell, toplantının ardından düzenlediği basın toplantısında, istihdama yönelik aşağı yönlü risklerin artmasıyla risk dengesinin değiştiğini belirterek, “Bu doğrultuda daha nötr bir politika duruşuna doğru bir adım atmanın uygun olduğuna karar verdik,” ifadelerini kullanmıştı. Powell, ayrıca, 50 baz puanlık bir indirim için geniş bir desteğin bulunmadığını da aktarmış ve iş gücü piyasasının zayıfladığını gördüklerini ancak daha fazla zayıflama istemediklerini vurgulamıştı.
Eylül ayı boyunca Fed yetkililerinin açıklamaları yakından izlenirken, faiz indirim sürecine ilişkin farklı sinyaller alındı. Yetkililer, enflasyon ve istihdama yönelik riskleri değerlendirirken ikiye ayrıldı; istihdam piyasasındaki soğumayı daha kritik bulan yetkililer faiz indirimlerini destekleyen yorumlarını sürdürürken, tarifelerden kaynaklanan enflasyon risklerini daha tehlikeli gören bazı yetkililer ise şahin bir tutum sergilediler. Özellikle ekim ayında açıklanacak olan istihdam ve enflasyon verilerinden elde edilecek göstergelerin, 29 Ekim Çarşamba günü alınacak para politikası kararlarında belirleyici olması bekleniyordu. Para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in ekim ayında 25 baz puanlık bir faiz indirimine gideceği öngörülürken, yıl sonuna kadar toplamda 25’er baz puanlık iki indirim yapılacağı beklentisi hakimdi. Ancak analistler, ülkede istihdama ilişkin risklerin azalmasının Fed’in faiz beklentileri üzerinde etkili olabileceğini ve bu durumun yıl sonuna kadar 2 faiz indirimi yerine tek faiz indirimine yol açabileceğini, hatta bankanın ekim veya aralık ayında pas geçebileceğini de dile getirdiler. Öte yandan, ABD’nin önemli ticaret ortaklarından Kanada Merkez Bankası’nın Fed’in kararı öncesinde açıklayacağı faiz kararı da bu ayki kritik gündem maddeleri arasında yer aldı.
Asya bölgesindeki merkez bankaları da küresel belirsizliklerin etkisinde kaldı. Japonya Merkez Bankası (BoJ), 20 Eylül’deki son para politikası toplantısında politika faizini yüzde 0,50’de sabit tuttu. Bu karar 7’ye karşı 2 oyla alınırken, iki üye faiz artırımına yönelik oy kullanmıştı. BoJ’un 30 Ekim tarihinde yapacağı toplantıda politika faizini sabit tutması beklenirken, bankanın yıl sonuna kadar 25 baz puanlık bir faiz artırımına gidebileceği tahminleri güçlendi. Bankanın son politika kararında, ülkede temel enflasyonun ekonomik büyümedeki zayıflıktan dolayı durgun seyredebileceği, ancak daha sonra ekonomik büyümenin artmasıyla orta ve uzun vadede hızlanmasının beklendiği vurgulanmıştı. Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, BoJ’un 30 Ekim’de politika faizinde 25 baz puan artırıma gitme ihtimali yüzde 56 olarak fiyatlanırken, BoJ’un bu yıl 25 baz puan artırıma gidebileceği ihtimali yüzde 76 seviyesinde bulunuyordu.
Bölgede, Güney Kore Merkez Bankası’nın da para politikası kararları dikkatle takip edildi. Banka, 22 Ağustos tarihinde politika faizini beklentilere paralel olarak yüzde 2,50 seviyesinde sabit bırakmıştı. Bankanın yayımladığı para politikası duyurusunda, yurt içi ekonomide sınırlı iyileşme görülmesine karşın ABD’nin gümrük tarifeleri nedeniyle büyüme görünümünde belirsizliklerin sürdüğü belirtilerek, enflasyonun ise istikrarlı bir seyir izlediği ifade edilmişti. Güney Kore Merkez Bankası’nın para politikası kararı 23 Ekim Perşembe günü açıklanacakken, ağustos ayı tüketici enflasyonunun yıllık bazda yüzde 1,70 ile beklentilerin altında gerçekleşmesi ve aylık bazda enflasyonun gerilemesi, bankaya para politikasında ayarlama yapma alanı bırakmıştı. Öte yandan, Yeni Zelanda Merkez Bankası (RBNZ) da yatırımcıların odağındaydı. Para piyasalarındaki fiyatlamalarda bankanın 8 Ekim’de açıklanacak kararında 25 baz puan indirime gitmesine kesin gözüyle bakılıyordu.
Avrupa’da, Avrupa Merkez Bankası (ECB) en son 11 Eylül’deki para politikası toplantısında 3 temel politika faizini sabit bırakma kararı almıştı. Avro Bölgesi’nde enflasyonun ECB’nin orta vadeli hedefi olan yüzde 2’ye yakın seyretmesi sebebiyle faiz oranlarında bir değişiklik beklenmiyordu. ECB, faiz indirimlerine temmuz ayında ara vermeden önce, bu sene 3 temel politika faizinde toplam 100 baz puan indirime gitmişti. Ağustos ayına ilişkin tüketici enflasyonu yıllık bazda yüzde 2,00 ile beklentilerin altında gelmişti. Banka yetkililerinden son dönemlerde alınan sinyaller, para politikasında yakın zamanda bir gevşemenin olmayacağına işaret ederken, para piyasalarındaki fiyatlamalarda bankanın 30 Ekim’de alacağı para politikası kararında 3 temel politika faizini değiştirmemesi öngörülüyordu. Bu gelişmelerin yanı sıra, bölgede Macaristan Merkez Bankası (MNB), Polonya Merkez Bankası (NBP) ve Rusya Merkez Bankası’nın (CBR) para politikası kararları da dikkatle izlenen gelişmeler arasındaydı.
Yurt içinde ise, eylül ayında politika faizini 250 baz puan indirerek yüzde 40,50’ye çeken Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulunun (PPK) 23 Ekim’deki kararı, yurt içi piyasaların yönü üzerinde belirleyici bir etki yaratacaktı. Eylül ayındaki politika metninde Kurulun ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 46,00’dan 43,50’ye, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 41,50’den 39,00’a indirdiği belirtilmişti. Enflasyonun ana eğiliminin ağustos ayında yavaşladığı ifade edilen açıklamada, ikinci çeyrekte büyüme öngörülerin üzerinde gerçekleşirken, nihai yurt içi talebin zayıf seyrini koruduğu değerlendirilmişti. Analistler, bu ay açıklanacak faiz kararı ve politika metninden alınacak sinyallerin yatırımcılar tarafından yakından takip edildiğini belirterek, açıklanacak enflasyon verilerinin ekonomi çevrelerinin odağında yer aldığını vurguladılar.
Rekabet Kurulu Banvit’e 947 Milyon Lira İdari Para Cezası Uyguladı
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.