Amerika Birleşik Devletleri’nde uzun süredir devam eden hükümetin kapanma krizi nihayet sona erdikten sonra, finans piyasalarının ana odağı yeniden Federal Rezerv’in (Fed) para politikası kararları haline geldi. Bir ay önce, piyasalar 10 Aralık’ta gerçekleştirilecek Fed toplantısında 25 baz puanlık bir faiz indirimine yüzde 93 gibi yüksek bir olasılık atfederken, bu beklenti son dönemde önemli ölçüde değişti.
Analiz firması CME FedWatch Tool’un güncel verilerine göre, faiz indirimine ilişkin piyasa beklentisi bugün itibarıyla yüzde 48.9 seviyesine gerilemiş durumda. Buna karşılık, faiz oranlarının sabit bırakılmasına yönelik olasılık yüzde 51.1 olarak fiyatlanıyor. Bu dramatik değişim, Fed’in gelecek toplantısındaki kararının belirsizliğini gözler önüne sermektedir.
Piyasa beklentilerindeki bu önemli kaymada, son dönemde açıklanan ekonomik verilerin yanı sıra, Fed yetkililerinin kamuoyuna yansıyan açıklamaları da belirleyici bir rol oynadı. ABD Başkanı Donald Trump’ın faiz indirimi yönündeki ısrarlı baskısı, Fed içindeki görüş ayrılıklarını daha da derinleştirirken, bu bölünmüşlük para piyasalarının geleceğe yönelik tahminlerine de yansımış durumda.
Fed içindeki bu belirgin bölünmenin en somut örneği, ekim ayındaki para politikası toplantısında ortaya çıkmıştı. Söz konusu toplantıda alınan 25 baz puanlık faiz indirim kararına, Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) iki üyesi karşı oy kullanmıştı. Bu muhalif üyelerden biri faiz oranlarının sabit tutulmasını tercih ederken, diğeri ise ekonominin daha büyük bir indirime ihtiyaç duyduğunu savunmuştu.
Hükümetin yeniden açılmasıyla birlikte ekonomik verilerin düzenli olarak açıklanmaya başlaması, Fed yetkililerinin görüşlerinde potansiyel değişimlere yol açabilir. Ancak son yapılan açıklamalar, aralık ayındaki toplantıda Fed’in ekim ayına kıyasla daha da bölünmüş bir görünüm sergileyebileceğine işaret etmektedir. Bu türden görüş ayrılıklarının, Fed Başkanı Jerome Powell’ın mayıs ayında sona erecek başkanlık dönemindeki tüm toplantılarda devam etmesi beklenmektedir.
Faiz oranlarını mevcut seviyesinde tutma yanlısı yetkililer arasında, Federal Açık Piyasa İşlemleri Komitesi’nde (FOMC) görev alan dört bölgesel başkanın üçü öne çıkmaktadır. Ekim ayında faiz indirimi kararına karşı oy kullanan ve oranların sabit kalmasını savunan Kansas City Fed Başkanı Jeffrey Schmid, son demeçlerinde, bu kararının “sürekli maliyet artışları ve enflasyon konusunda yaygın endişeleri” yansıttığını belirtmişti. Schmid, ekonomik risklerin hala devam ettiğini ve temkinli bir duruşun gerekli olduğunu vurgulamıştır.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem ise geçen perşembe günü katıldığı bir etkinlikte, para politikasının aşırı gevşek hale gelmesini engellemek için dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. Musalem, “Para politikasının aşırı gevşek hale gelmesini önlemek için dikkatli ilerlememiz gerekiyor, çünkü daha fazla gevşeme için sınırlı alan var” sözleriyle, mevcut sıkılaştırmanın henüz yeterli olmadığını düşündüğünü ortaya koydu. Bu açıklama, enflasyonist baskıların halen risk taşıdığına dair endişelerini yansıtmaktadır.
Geçen hafta çarşamba günü bir konuşma yapan Boston Fed Başkanı Susan Collins de benzer bir tutum sergiledi. Collins, “Politikayı daha fazla gevşetme konusunda tereddütlüyüm” diyerek, ekonomik görünümdeki belirsizliğe dikkat çekti. Sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Bu son derece belirsiz ortamda enflasyon ve istihdam risklerini dengelemek için politika faizini mevcut seviyede bir süre tutmak muhtemelen uygun olur.” Collins’in bu ifadeleri, enflasyon hedefine ulaşılana kadar sabırlı olunması gerektiği yönündeki genel kanıyı pekiştirmektedir.
Öte yandan, Fed içinde faiz oranlarının düşürülmesi gerektiğini savunan bir grup yetkili de bulunmaktadır. Bu yetkililer, gümrük tarifelerinin enflasyon üzerinde kalıcı bir etki yaratmayacağına inanmakta ve faizlerin yeterince hızlı düşürülmemesi halinde istihdam piyasasının olumsuz etkilenebileceği konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Onlara göre, ekonominin canlılığını sürdürebilmesi için daha destekleyici bir para politikasına ihtiyaç vardır.
Fed Guvernörü Stephen Miran, ABD Başkanı Trump’ın Ekonomi Danışmanları Konseyi başkanlığından izin alarak merkez bankasının Guvernörler Kurulu’ndaki geçici boş koltuğu doldurmuştu. Geçen ay Fed’in çeyrek puanlık faiz indirim kararına muhalif oy kullanan Miran, bunun yerine 50 baz puanlık daha büyük bir indirimi desteklemişti. Son açıklamalarında, borçlanma maliyetlerinin ekonomiye çoğu kişinin düşündüğünden daha fazla baskı yaptığını ve enflasyonun “önemli ölçüde” yavaşlayacağını öne sürdü. Miran, mevcut faiz oranlarının ekonomiyi gereğinden fazla frenlediğini ve büyüme potansiyelini kısıtladığını ifade etti.
Miran’ın bu görüşlerine, Başkan Trump tarafından atanan diğer Fed guvernörleri Michelle Bowman ve Christopher Waller da katılmaktadır. Bu iki isim, temmuz ayından bu yana faiz indirimi çağrılarını sürdürmektedir. Enflasyonun Fed’in yüzde 2’lik hedefine yeterince yaklaştığına inanan bu grup, para politikasının istihdam piyasası üzerindeki olası olumsuz etkilerini öncelikli bir endişe olarak değerlendirmektedir. Onlara göre, enflasyon kontrol altında tutulurken, iş gücü piyasasının sağlığının korunması da büyük önem taşımaktadır.
Guvernör Miran, 01 Kasım tarihinde The New York Times’da yayımlanan röportajında, faiz politikasıyla ilgili önemli bir uyarıda bulunmuştu. Miran, “Politikayı bu kadar sıkı tutmaya uzun süre devam ederseniz, para politikasının kendisi bir resesyonu tetikleme riski taşır. Enflasyonun yukarı yönlü riskinden endişe etmiyorsam, bu riski almamak için bir neden görmüyorum” değerlendirmesinde bulundu. Bu açıklama, agresif sıkılaştırmanın ekonomik durgunluk riskini artırabileceği ve Fed’in bu konuda daha esnek olması gerektiği yönündeki güçlü bir mesaj olarak algılandı.
Mevcut durumda, Fed’in aralık ayındaki toplantıda faiz oranlarını sabit bırakma olasılığı, çok az bir farkla da olsa, piyasalar tarafından daha yüksek bir ihtimal olarak fiyatlanmaktadır. Ancak, “güvercin cephe” olarak adlandırılan faiz indirimi yanlısı grubun aralık ayında galip geleceğini ve bir faiz indirimi kararı alınacağını düşünen analistlerin sayısı da az değildir.
Standard Chartered bankasının analizleri, Fed içindeki mevcut bölünmüşlüğün veya “cepheleşmenin” yeni bir faiz indirimini engelleyemeyeceği yönündedir. Standard Chartered Kuzey Amerika Makro Strateji Başkanı Steve Englander, yakın zamanda yayımladığı bir notta görüşlerini şu şekilde aktardı: “FOMC’nin Aralık ayında faiz indireceği görüşümüzü koruyoruz, çünkü Eylül-Kasım dönemine ait istihdam verilerinin çok zayıf olma ihtimalini yüksek görüyoruz. Bu, Fed’in merkezindeki isimleri faiz indirimi tarafına itmeye yetecektir.”
Englander, iş gücü piyasasına yönelik beklentilerini detaylandırarak şunları da ekledi: “Bizim görüşümüze göre Kasım ayı işgücü verileri zayıf olacak. Mevsimsel işe alımların çok zayıf, işten çıkarmaların ise mevsim normallerinin üzerinde olması muhtemel.” Bu öngörüler, Fed’in istihdam piyasasındaki olası bir zayıflamaya tepki olarak faiz indirimine yönelme ihtimalini güçlendirmektedir.
Federal Rezerv’in aralık ayı toplantısı öncesinde, para politikası üzerindeki beklentiler oldukça dengesiz ve her iki yöne de savrulmaya müsait görünmektedir. Bir yanda enflasyonist baskılar ve maliyet artışlarına dikkat çekerek faizleri sabit tutmayı savunan yetkililer bulunurken, diğer yanda ise borçlanma maliyetlerinin ekonomiye olan baskısını ve istihdam piyasasındaki riskleri vurgulayarak faiz indirimi talep edenler yer almaktadır. Bu güçlü görüş ayrılıkları, Fed’in önümüzdeki dönemdeki kararlarının küresel piyasalar üzerindeki etkisini daha da önemli hale getirmektedir. Aralık ayında alınacak karar, yalnızca ABD ekonomisinin değil, dünya ekonomisinin de gidişatını etkileyecek kritik bir dönemeç olacaktır.
İstanbul Sabiha Gökçen’den Beyrut Seferleri 02 Aralık 2025’Te Başlıyor
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.