a

Batı Anadolu’Da Deprem Fırtınası Sürecek Bilinmeyen Faylar Endişe Kaynağı

Batı Anadolu'da, 10 Ağustos'ta Balıkesir Sındırgı'da yaşanan 6.1 büyüklüğündeki depremin ardından buraya 86 kilometre uzaklıkta, Kütahya Simav'dan 5.4'lük sarsıntı haberi geldi. Deprem bilimci Prof. Dr. Okan Tüysüz, bölgedeki deprem fırtınasını, Sındırgı'nın güneyinde bilinmeyen bir fay mı olduğunu ve deprem denilince bilim insanlarındaki en temel beklentileri Habertürk'e değerlendirdi. İşte, "Bazı faylar detaylı bilinmiyor" diyen Prof. Dr. Tüysüz'ün yaşadığımız son depremsellik üzerine tespitleri...

Son dönemde Batı Anadolu’da meydana gelen sarsıntılar, bölgenin depremselliğini bir kez daha gündeme getirdi. Kütahya’nın Simav ilçesinde kaydedilen 5.4 büyüklüğündeki deprem ve Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde 10 Ağustos tarihinde yaşanan 6.1 büyüklüğündeki sarsıntı, ardından gelen 11.000’i aşkın artçı şok ile birlikte bölgedeki tektonik hareketliliğin boyutlarını gözler önüne serdi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Yer Bilimci Prof. Dr. Okan Tüysüz, bu “deprem fırtınasını” ve kendisini endişelendiren depremselliği detaylı bir şekilde değerlendirdi.


Sındırgı Depremleri Ve Bilinmeyen Fay Hattı İhtimalleri

Prof. Dr. Okan Tüysüz, Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki depremin ardından yaşanan artçı sarsıntıların alışılmadık bir dağılım sergilediğine dikkat çekti. Bölgedeki fay hattının normal bir fay karakteristiği taşıdığını belirten Tüysüz, artçıların beklenenin aksine geliştiğini ifade etti. Prof. Dr. Okan Tüysüz, Sındırgı’daki deprem fırtınasının karakteristik özelliklerini şu sözlerle değerlendirdi: “Sındırgı, normal bir fayın üzerinde yer almaktadır. Bir tarafı, diğer tarafa göre aşağıya çöken bir fay mekanizması söz konusudur. Bu fayın kuzeyi aşağı düşen blok, güneyi ise yukarı yükselen bloktur. Normal faylarda artçı depremlerin kuzeyde yoğunlaşması beklenir. Ancak, 10 Ağustos’ta yaşanan 6.1 büyüklüğündeki depremin ardından meydana gelen 11.000’den fazla artçı sarsıntı, fayın güneyinde, yani yükselen blokta kaydedilmiştir.”


Bu durumun bilim insanları için alışılagelmiş bir gözlem olmadığını vurgulayan Tüysüz, söz konusu anormal dağılımın en olası açıklamasının, Sındırgı fayının güneyinde henüz bilinmeyen başka bir fay hattının varlığı olabileceğini belirtti. Prof. Dr. Tüysüz, Sındırgı’daki ana fay hattının bilindiğini ancak güneydeki depremleri üreten fayın henüz tanımlanamadığını ifade etti. Ayrıca, Sındırgı’daki bu hareketliliğin Kütahya’nın Simav ilçesinde yaşanan depremlerle doğrudan bir bağlantısı olmadığını da ekledi. Batı Anadolu’nun önemli fay hatlarından biri olan 300 kilometre uzunluğundaki Sındırgı-Akşehir fay hattının bu bölgedeki tektonik yapıda kritik bir rol oynadığına dikkat çekildi. Prof. Dr. Tüysüz, Sındırgı’da mevcut durumda daha büyük bir deprem beklentisinin olmadığını da sözlerine ekledi.


Simav’daki Sarsıntılar Ve Potansiyel Risk Alanları

Kütahya’nın Simav ilçesinde son olarak kaydedilen 5.4 büyüklüğündeki sarsıntı ve onu takip eden yaklaşık 1.000 artçı deprem, bölgedeki jeolojik yapının detaylı bir şekilde incelenmesi gerekliliğini ortaya koydu. Prof. Dr. Tüysüz, Simav’ın güneyinde yoğunlaşan depremlerle ilgili iki ana olasılık üzerinde durdu. İlk ihtimalin, bu bölgede gömülü, yani yüzeyde belirgin olmayan bir fay hattının bulunması olduğunu belirtti. İkinci olasılığın ise volkanik aktiviteler veya jeotermal su kaynaklarının etkisiyle tetiklenen bir hareketlilik olabileceğini ifade etti. Ancak Prof. Dr. Tüysüz, fay hattı olma ihtimalini daha yüksek gördüğünü ve bu alanda kapsamlı çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.


Batı Anadolu’da Deprem Fırtınası Beklentisi

Batı Anadolu genelindeki depremselliğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Tüysüz, bölgenin bir “deprem fırtınası” içinde olduğunu ve bu durumun bir süre daha devam edebileceğini öngördü. Simav bölgesinin deprem riskleri açısından tam olarak bilinmediğini belirten Tüysüz, özellikle Simav’ın güney bölgelerinin yeraltı metotlarıyla araştırılması ve gerektiğinde yerleşim alanları için önleyici tedbirler alınmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Prof. Dr. Tüysüz, Batı Anadolu’daki genel durumu ise şu çarpıcı ifadelerle özetledi: “Simav bölgesini henüz tam olarak bilmiyoruz. Sındırgı ve Simav’ın güney bölgelerinde yoğunlaşan bu aktivite, Simav’da 09 Nisan tarihinde başladı ve 1.000’den fazla artçı sarsıntıya yol açtı. Sındırgı’da ise 10 Ağustos’ta yaşanan deprem, 11.000’den fazla artçı sarsıntıyı beraberinde getirdi. Bu bağlamda, Batı Anadolu’da deprem fırtınalarının bir süre daha devam edeceğini öngörüyorum. Simav’ın güneyindeki bölgelerin yeraltı metotlarıyla detaylı bir şekilde araştırılması ve gerektiğinde yerleşim alanları için önleyici tedbirler alınması büyük önem taşımaktadır.” Tüysüz, 1970 yılında Gediz’de yaşanan ve 7.0 ila 7.1 büyüklüğünde olduğu belirtilen, 1.000’den fazla kişinin hayatını kaybettiği deprem sonrasında yerleşim yerlerinin değiştirildiğini hatırlatarak, geçmişteki acı tecrübelerden ders çıkarılması gerektiğini vurguladı.


Türkiye’nin Genel Depremselliği Ve Kentsel Risk Alanları

Prof. Dr. Okan Tüysüz, Türkiye genelindeki diri fay hatlarına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Ülkede 550 adet diri fay hattı bulunduğunu ve bu fay hatlarının büyük bölümünün detaylı olarak incelenmediğini belirtti. Mevcut araştırmaların genellikle bilinen fay hatları üzerinden yapıldığını ancak birçok fayın ayrıntılı özelliklerinin henüz keşfedilemediğini ifade etti. Bu eksikliğin giderilmesi için daha kapsamlı ve detaylı çalışmaların yapılması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tüysüz, Türkiye genelindeki en kritik deprem beklentilerini ise şöyle dile getirdi: “Ülkemizdeki en temel beklenti, Marmara Bölgesi’nde 7.0 büyüklüğünün üzerinde bir deprem olasılığı ile Bingöl Yedisu’da 7.2 ila 7.4 büyüklüğünde bir deprem ihtimalidir.”


Özellikle Bursa, Manisa ve İzmir gibi büyük şehirlerin depremselliğine ayrı bir parantez açan Tüysüz, bu kentlerin içinden geçen aktif fay hatları bulunduğunu hatırlattı. Bursa’nın Uludağ’dan başlayıp Bursa Ovası’na inen, Gönen’den Mustafa Kemalpaşa’ya uzanan ve İnegöl Ovası’ndan Eskişehir’e bağlanan önemli fay sistemlerine sahip olduğunu belirtti. Geçmişte 7.0 büyüklüğünde depremler yaşayan Bursa’nın zemininin de oldukça kötü olduğunu, bu nedenle mikro-bölgeleme çalışmalarının önemini vurguladı. Manisa’nın da Spil Dağı’ndan Manisa düzlüğüne ve batıya doğru Organize Sanayi Bölgesi’ne uzanan fay hatlarıyla önemli deprem riskleri taşıdığını ifade etti. İzmir’in içinden geçen fay hatlarında 1600’lü yıllarda kırılmalar yaşandığını belirten Tüysüz, Kuzey Anadolu Fayı (KAF) üzerindeki büyük depremlerin 250 ila 300 yılda bir tekrarlandığını ancak diğer faylar için bu periyotların net olarak bilinmediğini dile getirdi. Manisa ve İzmir gibi bölgelerde fayların bir daha ne zaman kırılacağının ise şu an için öngörülemediğini söyledi.


Önlem Ve Hazırlık Çağrısı

Prof. Dr. Okan Tüysüz, yaptığı değerlendirmelerin sonunda tüm ülkenin deprem gerçeğiyle yüzleşmesi ve gerekli önlemleri alması gerektiği konusunda kesin bir uyarıda bulundu. Son olarak, Prof. Dr. Tüysüz, genel hazırlık çağrısını şu sözlerle tamamladı: “Unutmamamız gereken en kritik gerçek, ülkemizde 550 adet diri fay hattının bulunduğu ve bu diri fay hatlarının ortalama her 100 yılda bir büyük bir deprem üretme potansiyeline sahip olduğudur. Bu doğrultuda, hepimizin gerekli tüm önlemleri alması hayati önem taşımaktadır.” Bu açıklama, depreme karşı hazırlıklı olmanın, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bir sorumluluk olduğunu ve sürekli tetikte olunması gerektiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki haber:

Kütahya’da Düğün Yemeğinden Zehirlenme Şüphesiyle 21 Kişi Hastanelere Kaldırıldı

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.