Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, iş dünyasının önemli temsilcilerini bir araya getiren TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında yaptığı konuşmada, Merkez Bankası’nın reel sektörle kurduğu çift yönlü iletişimin kritik önemine dikkat çekti. Karahan, makro ve mikro ekonomik verilerden elde edilen analizleri, sahada gerçekleştirilen görüşmelerle edinilen değerli bilgilerle pekiştirdiklerini belirtti. Bu yaklaşımın, hem para politikası kararlarının alınmasında etkili bir zemin oluşturduğunu hem de çeşitli sektörlerdeki mevcut durumu ve yapısal sorunları derinlemesine anlama fırsatı sunduğunu ifade etti.
Bu kapsamda, Merkez Bankası’nın son 5 yılda yaklaşık 15 bin firmayla görüştüğünü, içinde bulunulan yıl ise 2 bin 500’den fazla firmayla doğrudan temas kurduğunu aktaran Karahan, bu iletişimi daha da ileriye taşımak amacıyla “Para Politikası ve Makroekonomik Görünüm” başlıklı toplantılar düzenlemeye başladıklarını bildirdi. Bu toplantıların yeni yılda da devam edeceğini ekledi.
Karahan, Merkez Bankası’nın üç temel önceliğini detaylandırdı. Bu öncelikler arasında rezerv yeterliliğinin sağlanması, kur korumalı mevduat (KKM) bakiyesinin azaltılması ve fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesi yer aldı. Konuşmasında, TCMB net rezervlerinde 120 Milyar Doların üzerinde önemli bir artış kaydedildiğini ve rezervlerin artık günlük bazda izlenmediğini vurguladı.
Kur Korumalı Mevduat hesaplarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karahan, koşullu bir yükümlülük olan KKM bakiyesinin bir dönem 143 Milyar Dolar seviyelerine ulaştığını, ancak atılan adımlar neticesinde bu bakiyenin halihazırda 1 Milyar Doların altına indirildiğini dile getirdi. Bu konunun başarıyla gündemden çıkarıldığını belirtti.
Fatih Karahan, Merkez Bankası’nın en önemli önceliğinin fiyat istikrarı olduğunu bir kez daha vurgulayarak, bu önemin nedenlerini şu sözlerle açıkladı: “En önemli diyorum çünkü rezerv ve KKM konularının kök sebebi olan yüksek enflasyon, aynı zamanda vatandaşın alım gücünü ve yaşam standardını düşürüyor. Bu nedenle ilk olarak enflasyonu kontrol altına almayı hedefledik.” Alınan tedbirler sayesinde enflasyonun yüzde 75 seviyesini aşmamasının sağlandığını, sonrasında dezenflasyon sürecinin tesis edildiğini ve gelinen noktada enflasyonun yüzde 31 seviyesine indiğini gözlemlediklerini ifade etti. Karahan, fiyat istikrarının sağlanması yönünde katedilen mesafeyi önemsediklerini, hem kısa vadeli göstergelerin hem de orta vadeli görünümün dezenflasyon sürecinin devam ettiğini ve edeceğini gösterdiğini belirtti. Bu düşüşün kalıcılığını temin etmek amacıyla sıkı para politikası duruşunun sürdürüleceğini vurgulayan Karahan, mevcut politikaların reel sektör üzerinde birtakım etkileri olduğunu kabul etmekle birlikte, ekonomideki büyümenin bileşiminin değişerek devam ettiğini gözlemlediklerini dile getirdi.
Karahan, fiyat istikrarının sağlanmasıyla birlikte kalıcı ve geniş tabanlı bir refah artışına ulaşılabileceğini ifade etti. Fiyat istikrarının önemine ilişkin yaptığı değerlendirmede, yüksek enflasyon dönemlerinde büyümenin oldukça dalgalı seyrettiğine dikkat çekti. Bazı dönemlerde gözlemlenen yüksek büyümenin, takip eden süreçlerde yavaşlama eğilimi gösterdiğini, maliyet artışlarının da benzer bir volatilite sergilediğini belirtti. Bu durumun, yüksek enflasyon dönemlerini genellikle öngörülebilirliğin son derece düşük olduğu süreçlere dönüştürdüğünü aktardı. Karahan, “Bunun neticesinde de böyle dönemlerde uzun vadeli planların ve uzun vadede verimlilik artışı sağlayacak yatırımların yapılması zorlaşıyor. Dolayısıyla, bu dönemler uzun sürdüğü takdirde ekonominin verimliliği düşüyor ve uzun vadeli potansiyeli de zarar görüyor” ifadelerini kullandı.
Fiyat istikrarının sağlanmasıyla eş zamanlı olarak öngörülebilirliğin de tesis edildiğini bildiren Karahan, şunları kaydetti: “Fiyat istikrarı demek faizlerin kalıcı olarak düşük olması demek ve finans sektörü tarafından uzun vadeli finansmanın uygun koşullarda sağlanabilmesi demek.” Uzun vadeli finansman imkanının ve düşük enflasyon ortamında artan öngörülebilirliğin, yatırım ortamında ciddi bir iyileşme sağladığına vurgu yaptı. Bu iyileşmenin, uzun vadeli yatırımların yapılabilir hale gelmesine, ülkenin büyüme potansiyelinin artmasına ve büyümenin sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına olanak tanıdığını belirtti. Karahan, büyümenin getirdiği refah artışının, toplumun farklı kesimleri arasında daha dengeli bir şekilde paylaşılabileceğini de sözlerine ekledi.
Karahan, Türkiye ekonomisinin enflasyonla mücadelesinin tarihsel seyrine de değindi. 2003 yılına kadar ortalama yüzde 70 seviyelerinde seyreden enflasyonun, sonrasında uygulanan sıkı para ve maliye politikaları ile yapısal reformlar sayesinde düşük enflasyon ve fiyat istikrarı dönemine geçildiğini anımsattı. Bu 15 yıllık süreçte göreli olarak fiyat istikrarının sağlandığını, enflasyonun ortalama tek hanede kalmasına rağmen Merkez Bankası’nın yüzde 5 olan hedefinin üzerinde seyrettiğini ifade etti. Bu dönemde uzun süre sıkı para politikalarının uygulandığını, maliye tarafında ise harcamaların kısıtlandığı, kontrollü bir seyrin izlendiği ve teşviklerin sınırlı tutulduğu bir sürecin yaşandığını aktardı.
Karahan, paranın göreli olarak pahalı olduğu böylesi bir ortamda yatırımların zayıflamasının beklenebileceğini, ancak 2004 yılında başlayan sürecin ardından yatırım büyümesinin aksine ciddi ölçüde hızlandığını gözlemlediklerini belirtti. Yüksek enflasyon döneminde yüzde 5 seviyelerinde seyreden yıllık yatırım büyümesinin, sonraki 15 yılda neredeyse yüzde 8’e ulaştığını kaydeden Karahan, bu dönemde uygulanan sıkı para politikalarına rağmen yatırım ortamındaki iyileşmenin, öngörülebilirliğin artmasının ve fiyat istikrarının getirdiği uzun vadeli faizlerdeki kalıcı düşüşün yatırımları hızlandıran temel etkenler olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin 2020 yılından sonraki süreçte yeniden yüksek enflasyon dönemine girdiğini anımsatan Karahan, bu 5 yıllık süreçte enflasyonun ortalama olarak yaklaşık yüzde 45 seviyesinde gerçekleştiğini belirtti. Bu dönemin aynı zamanda para politikasının gevşek olduğu, kredi maliyetlerinin düşük tutulduğu ve kredi miktarının oldukça bol olduğu bir ortam sunduğunu dile getirdi. Karahan, “Yani yatırım yapmak isteyenin, finansmana ulaşmak isteyenin, ne erişim ne maliyet açısından zorlanmayacağı bir ortamdı” yorumunu yaptı. Böyle bir dönemde yatırımların hızlanmasının bekleneceğini ancak verilere göre fiyat istikrarı döneminde yaklaşık yüzde 8’e ulaşan yatırım büyümesinin, söz konusu dönemde hızlanmak yerine yavaşladığını gözlemlediklerini sözlerine ekledi.
Rekabet Kurumu İhlal Cezalarının Alt Sınırını 302 Bin 484 Lira Olarak Belirledi