Rosatom yetkilisi Dedusenko, başkent Moskova’da yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin ilk nükleer enerji santrali olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) birinci ünitesi için 2026 yılının önemli bir dönüm noktası olacağını ve “devreye alma yılı” olarak kayda geçeceğini belirtti. Dedusenko, projenin mevcut durumu, karşılaşılan zorluklar ve bunların üstesinden gelinmesine yönelik atılan stratejik adımlar hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı.
Akkuyu NGS’nin elektrik enerjisi iletim sistemine entegrasyonu için hayati öneme sahip olan gaz yalıtımlı şalt tesisi sistemi hakkında konuşan Dedusenko, bu sistemin bir nükleer santralin ana bileşenlerinden biri olduğunu vurguladı. Siemens’in taahhüdüne rağmen bu kritik ekipmanın tedarikini gerçekleştirememesi üzerine yaşanan aksaklığa değinen Dedusenko, durumun hızla ele alındığını aktardı. Dedusenko, “Gaz yalıtımlı şalt tesisi sistemi, bir nükleer santralin ana bileşenlerinden biri. Bu, elektrik enerjisinin Türkiye’nin enerji iletim sistemine verilmesini sağlayacak. Yani, santral hazır olsa bile, bu sistem olmadan güç dağıtımı mümkün değil,” ifadelerini kullandı. Rosatom’un güçlü ve çeşitlendirilmiş tedarik ağı sayesinde Çinli ortaklarla hızla iş birliği yapıldığını ve Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın desteğiyle alternatif bir tedarik zincirinin oluşturulduğunu kaydetti. Bu yıl içinde birinci ünitenin güç dağıtımı için gerekli olan gaz yalıtımlı şalt tesisinin ilgili kısmının montajının tamamlandığını ve gerekli testlerin başarıyla gerçekleştirildiğini sözlerine ekledi. Ekipmana Türkiye enerji sisteminden gerilim verildiği ve tüm otomasyon sistemlerinin düzgün bir şekilde çalıştığı bildirildi. Bu sürecin, Rosatom ve Türk tarafının uyumlu çalışmaları sayesinde başarıyla tamamlandığı belirtildi.
Akkuyu NGS projesinin, Mersin bölgesiyle birlikte tüm Türkiye için büyük stratejik öneme sahip olduğunu belirten Dedusenko, projenin Türkiye ekonomisine yapılan en büyük doğrudan yabancı yatırımlardan biri olduğunu vurguladı. Santralin inşa edildiği bölgede şehirlerin büyüdüğüne ve nüfusun arttığına dikkat çeken Dedusenko, bununla birlikte personel için yeni hizmet sektörlerinin ortaya çıktığını ifade etti. Türk şirketlerinin projeye katılımı ve vergi gelirlerinden elde edilen etkinin yaklaşık 11 milyar Dolar seviyesinde olduğu tahmin ediliyor. Bu durumun, projenin Türkiye’deki yerelleşmeye ve genel ekonomiye sağladığı kayda değer katkıyı açıkça ortaya koyduğu aktarıldı.
Proje kapsamında Türk mühendislerinin yetiştirilmesine büyük önem verildiğini belirten Dedusenko, bugüne kadar 300 Türk öğrencinin Moskova’daki önde gelen üniversitelerde eğitim aldığını ve bu programın şimdi Kazan Üniversitesi’ni de kapsayacak şekilde genişletildiğini ifade etti. Yakın gelecekte 300 öğrencinin daha bu eğitim programına katılacağı ve bu kişilerin ilerleyen dönemlerde Türkiye’deki yeni mühendis nesillerini yetiştirecek yetkinliğe sahip olacağı belirtildi. Bu durum, Akkuyu NGS’nin ülkenin eğitim ve mühendislik sektörü üzerindeki uzun vadeli ve pozitif etkisini gözler önüne sermektedir. Santralin inşaat sürecinde yaklaşık 2 bin Türk şirketinin çeşitli roller üstlendiği ve bu sayının günümüzde 350 sözleşmeli şirketle sürdüğü kaydedildi. Kullanılan malzemelerin neredeyse tamamının Türk malı olduğu da Dedusenko tarafından özellikle vurgulandı. Santral çevresindeki konaklama tesislerinin, işçiler, mühendis kadrosu ve aile üyeleri sayesinde yıl boyunca yüksek doluluk oranına sahip olduğu belirtildi.
Projeye rağmen çeşitli zorlukların devam ettiğini ifade eden Dedusenko, özellikle santralin tamamlanması için gereken önemli bir meblağın hala yurt dışındaki bir ülkede dondurulmuş durumda olduğunu belirtti. Ancak Rus hükümeti ve projedeki ekibin ortak çabalarıyla bu finansal engellerin üstesinden gelindiği, Türk tarafının da bu süreçte büyük destek sağladığı aktarıldı. Dedusenko, projenin birinci devreye alma kompleksine ve birinci üniteye odaklandıklarını vurgulayarak, bu kompleksin devreye girdiğinde diğer tüm ünitelere hizmet vereceğini belirtti. Birinci güç ünitesindeki ana ekipmanın montajının tamamlandığı, ikinci, üçüncü ve dördüncü ünitelerdeki çalışmaların da kesintisiz bir şekilde sürdürüldüğü açıklandı. Santralin güvenli çalışması için kritik öneme sahip olan dizel jeneratörler de dahil olmak üzere birçok ekipmanın test edildiği ve gelecek yıl için hazır hale getirildiği ifade edildi. Dedusenko, bu yoğun çalışmaların, santralin önümüzdeki yıl elektrik enerjisini şebekeye vermeye hazır hale gelmesini sağlayacağını sözlerine ekledi.
Rosatom yetkilisi, projenin gelecek yılki beklentilerine değinirken, 2026 yılının birinci devreye alma kompleksi için tam anlamıyla “devreye alma yılı” olacağını ifade etti. Bu süreçte, birinci ünite için sistemlerin ayarlanması, kaynak ve elektrik işlerinin titizlikle yürütülmesi gerektiği, bu çalışmaların Rus uzmanlar ve Türkiye’de eğitim görmüş mühendisler tarafından yapıldığı belirtildi. Dedusenko, nükleer bir projede yer almanın şirketler için bir kalite göstergesi olduğunu vurgulayarak, Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ile iş birliği içinde yaklaşık 2 bin Türk şirketinin projede yer almasını sağladıklarını kaydetti. Türk şirketlerinin sadece Akkuyu NGS’de değil, Macaristan’daki Paks 2 NGS ve Mısır’daki nükleer santral projelerinde de başarılı bir şekilde görev aldıklarını belirterek, “Konu, şirketin Türk olup olmaması değil, şirketin kaliteli çalışması ve gördüğünüz gibi Türk şirketleri kaliteli çalışmakta,” dedi.
Son yıllarda nükleer enerjinin dünya gündeminde daha fazla yer bulduğunu aktaran Dedusenko, küçük modüler reaktörlerin (SMR) artan önemine dikkat çekti. Dünya genelinde 70’ten fazla düşük güçlü nükleer reaktör projesinin inşasının farklı aşamalarda olduğunu belirten Rosatom yetkilisi, bu alanda Rosatom’un lider konumda olduğunu, nükleer buz kıranlarda ve Akademik Lomonosov adlı yüzer santralde uygulamaya konmuş küçük reaktörlerin bulunduğunu ifade etti. SMR’lerin, büyük santrallere kıyasla daha hızlı monte edilip devreye alınabilen modüler yapılar olduğunu ve Rosatom’un amiral gemisi RITM-200 reaktörünün seri üretime geçtiğini açıkladı. Türkiye’nin 2053 hedefleri doğrultusunda enerji alanında “devasa” planlara sahip olduğunun altını çizen Dedusenko, Türkiye’nin nükleer santral yerleştirebileceği sınırlı alanları göz önünde bulundurulduğunda SMR’lerin daha kompakt yapısı ve yüksek sismik yüklere dayanma kapasitesi sayesinde önemli bir alternatif sunduğunu belirtti. Rosatom’un hem karasal hem de yüzer SMR projelerine hazır olduğunu, Özbekistan ile dünyanın ilk düşük güç projesi için ihracat sözleşmesi imzaladıklarını, Hindistan ve diğer birçok ülkenin de SMR’lerle ilgilendiğini dile getirdi. Bu durumun, Türkiye için de önemli potansiyeller barındırdığına işaret etti.
Perakende Sektörü Daralırken 2026 Yılında 6 Yeni Avm Hizmete Girecek
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.