Adana’da banka müdürü Hüseyin Kahveci’nin yaşadığı olağanüstü olay tıbbi teşhis süreçlerindeki potansiyel hataların ve bunların ölümcül sonuçlarının acı bir kanıtı olarak doktorlar ve hastalar için derin bir ders niteliği taşıyor. Kol ağrıları şikayetiyle başvurduğu doktorların kendisine boyun fıtığı teşhisi koyup cerrahi müdahale önermesiyle başlayan süreç Kahveci’nin bir uzman doktorun muayenehanesinin kapısında kalp krizi geçirmesiyle dehşet verici bir dönemece girdi. Bu olay Türkiye’de sıklıkla karşılaşılan bir teşhis yanılgısının can alıcı sonuçlarını bir kez daha gözler önüne serdi.
Geçtiğimiz aylarda koluna yayılan şiddetli ağrılar nedeniyle çeşitli sağlık kuruluşlarına başvuran 50 yaşındaki Hüseyin Kahveci’ye yapılan incelemeler neticesinde maalesef yanlışlıkla boyun fıtığı teşhisi konuldu. Bu teşhisin ardından kendisine cerrahi müdahale önerildi. Ancak ameliyat olma fikrinden çekinen Kahveci farklı bir tıbbi görüş almak üzere Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’den randevu talep etti. Kritik an Prof. Dr. Şen’in muayenehanesinin kapısına ulaştığı sırada yaşandı. Kahveci aniden fenalaşarak bilincini kaybetti ve beklenmedik bir şekilde kalp krizi geçirdi.
Olayın hemen ardından Prof. Dr. Şen’in hızlı ve isabetli müdahalesi Kahveci’nin hayatını kurtaran ilk ve en önemli adım oldu. Derhal ambulansla hastaneye sevk edilen Kahveci’ye burada gerçekleştirilen başarılı bir operasyonla kalbine 2 stent takıldı. Güvenlik kameralarına da yansıyan bu çarpıcı anlar tıbbi teşhis süreçlerinin ne denli hassas titizlik ve dikkat gerektirdiğini bir kez daha ortaya koydu.
Prof. Dr. Orhan Şen bu dramatik olayın ardından yaptığı kapsamlı değerlendirmede tıp camiasına ve hastalara hayati önem taşıyan uyarılarda bulundu. Şen “Her kola vuran ağrı boyun fıtığı ağrısı değildir” ifadesiyle yanlış teşhislerin önüne geçilmesi gerektiğini kuvvetle vurguladı. Kahveci’nin durumunu somut bir örnek olarak göstererek hastanın kendilerine gelmeden önce telefonla arayan yakınının “kola vuran ağrısı var boyun fıtığı ameliyatı önerilmiş siz görür müsünüz” dediğini ve hastayı bu şekilde çağırdıklarını belirtti.
Prof. Dr. Şen hastaneden çıktıktan sonra Kahveci’nin yeniden kendilerine başvurduğunu ve yapılan detaylı kontroller sonucunda boyun fıtığına rağmen ameliyatın riskli olduğuna karar verilerek fizik tedaviye yönlendirildiğini aktardı. Şu anda sağlığına kavuşmuş olan Hüseyin Kahveci’nin bu durumu doğru tanı ve tedavi yaklaşımının insan hayatındaki mutlak önemini gözler önüne serdi. Prof. Dr. Şen özellikle genç meslektaşlarına hitaben “Lütfen radyolojik görüntülerin esiri olmayın” çağrısını yineledi. Bir hastanın manyetik rezonans (MR) görüntüsünde fıtık tespit edilmiş olsa dahi kolunda ve elinde belirgin bir kuvvet kaybı yoksa bu hastanın mutlaka bir kardiyologla birlikte multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğini aksi takdirde gereksiz ameliyatların yapılma ve hastanın hayati risklere atılma tehlikesinin bulunduğunu dile getirdi. Şen kuvvet kaybı veya his kaybı olmayan bir hastada sadece MR görüntüsüne bakılarak yapılan fıtık ameliyatının hasta için hiçbir fayda sağlamayacağını ve potansiyel olarak hayati riskler taşıyabileceğini de sözlerine ekledi.
Yaşadığı bu korkutucu deneyimin ardından sağlığına kavuşan Hüseyin Kahveci kendi tecrübelerini kamuoyuyla paylaşarak geniş bir uyarıda bulundu. Kahveci “Koluma vuran ağrılarım vardı randevu alıp hocamıza geldim ama tam kapıda kalp krizi geçirdim. Benim kola vuran ağrım meğer fıtıktan değilmiş kalp kriziymiş” sözleriyle yaşadığı büyük şaşkınlığı ve gerçeğin acı yüzünü ifade etti. Ağrıların kaynağının yanlış anlaşılmasının ne denli tehlikeli ve ölümcül sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Kahveci gözünü hastanede açtığında kalbine 2 stent takıldığını öğrendiğini belirtti.
Kahveci “Her ağrıyı fıtık zannedip karıştırmamak lazım. Bana fıtık için ameliyat önerilmişti ancak ben kalp hastalığı çekiyormuşum” diyerek kendi hikayesinin tüm tıp camiası ve hastalar için öğretici bir ders niteliğinde olduğunu ifade etti. Sözlerinin sonunda ise kendi kurumunda benzer şikayetlerle kaybedilen bir personele değinerek “Benden 2-3 ay sonra bir personelimizi kaybettik doğru müdahale edilseydi belki o arkadaşımız yaşayacaktı” diyerek doğru ve bütüncül teşhisin insan hayatındaki kritik rolünü bir kez daha gözler önüne serdi. Bu olay hekimlerin tanı koyma süreçlerinde sadece görüntüleme sonuçlarına bağlı kalmayıp hastanın genel durumunu ve diğer potansiyel hastalıkları da göz önünde bulundurmalarının ne denli önemli olduğunu kanıtladı.
Plastik Kimyasalları Çocukluk Çağı Kronik Hastalıklarının Temelinde Yatan Risk Faktörleri Oluşturuyor