Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, CNN Türk ekranlarında Türkiye ekonomisine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yılmaz, enflasyonla mücadelede kararlılık mesajları vererek, gelecek yıllara yönelik hedefleri paylaştı. Ekonomik programın temel odağının enflasyonu düşürmek olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu sürecin istihdamı, büyümeyi ve sosyal dengeleri koruyarak hassasiyetle yürütüldüğünü dile getirdi.
Yılmaz, enflasyonun vatandaşın temel gündem maddesi olduğunu belirterek, hükümetin bu konuyu birinci öncelik olarak ele aldığını ifade etti. Tüm ekonomik programların ve politikaların ana hedefinin enflasyonu kalıcı bir şekilde aşağı çekmek olduğunu vurguladı. Bu hedefe ulaşırken, aynı zamanda istihdamın sürdürülmesi, ekonomik büyümenin devam ettirilmesi ve sosyal dengelerin korunmasının büyük önem taşıdığını kaydetti. Ayrıca, ülkenin 90 Milyar Doları aşan deprem maliyetleriyle mücadele ettiği ve dış politikada aktif bir dönemden geçtiği bu süreçte, enflasyonla mücadelenin daha da kritik hale geldiğini aktardı.
Geçtiğimiz dönemdeki enflasyon verilerini değerlendiren Yılmaz, 2023 yılının %65 oranında enflasyonla kapandığını, 2024 yılına yönelik hedefin %44 olarak belirlendiğini hatırlattı. Yıl sonu beklentisinin ise %30 civarında olduğunu belirtti. Gelecek yıllar için ise iddialı hedefler ortaya koydu: “Gelecek yılın (2025) hedefi %20’nin altı, 2027’nin hedefi ise tek haneli rakamlara ulaşmak.” şeklinde konuştu. Yılmaz, programda asıl önemli olanın istikamet olduğunu, doğru bir program uygulandığında olası gecikmeler veya erken ulaşmalar olsa dahi hedefe mutlaka varılacağını sözlerine ekledi.
Enflasyonla mücadelenin yalnızca para politikasıyla sınırlı olmadığını dile getiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bu mücadelenin üç temel sütuna dayandığını açıkladı. Birinci sütunun para politikası olduğunu, ikinci sütunun ise maliye politikası olduğunu vurguladı. Depremin yol açtığı 90 Milyar Dolarlık harcamalara rağmen mali disiplinin korunduğunu belirten Yılmaz, depremlerin finansal etkilerinin daha çok sonraki yıllarda konut, yol ve okul yapımlarıyla ortaya çıktığını söyledi. Buna rağmen ülkenin sağlam durduğunu ve 2025 yılı bütçesinde harcamalarda herhangi bir sapmanın söz konusu olmadığını dile getirdi. Üçüncü sütunun ise yapısal dönüşümler olduğunu ifade eden Yılmaz, özellikle gıda ve konut sektörlerini önceliklendirdiklerini belirtti.
Yılmaz, son dönemde gözlemlenen enflasyon seyrine de değindi. Temel mal gruplarında enflasyonun %20’nin altına, mal grubunda ise %30’un altına gerilediğini aktarırken, kira ve eğitim gibi hizmet sektörlerinde ise düşüşün henüz başladığını kaydetti. Eylül ayında yaşanan enflasyon artışının geçici bir durum olduğunu, genellikle Ekim ayında görülen bu durumun bu kez Eylül’de yaşandığını ve Ekim ayında benzer bir etki beklemediklerini belirtti. Yıl sonuna doğru durumun daha da netleşeceğini ve “Büyük resimde enflasyon aşağı doğru iniyor.” değerlendirmesinde bulundu. Gıda fiyatlarındaki sorunların don ve kuraklık gibi doğal faktörlerin yanı sıra, bazı fırsatçı yaklaşımlardan da kaynaklandığını sözlerine ekledi.
Ekonomik gelişmeleri küresel bağlamda değerlendirmenin önemine işaret eden Yılmaz, dünya ekonomisinin zor bir dönemden geçtiğini, tarihsel ortalamaların altında bir büyüme performansı sergilediğini aktardı. Ticaret savaşlarının ve tarife tartışmalarının sürdüğünü, belirsizlik endeksinin zirve yaptığını ve jeopolitik risklerin yüksek seviyelerde seyrettiğini belirtti. Pandemi sürecinin küresel ekonomilerde yapısal tahribatlara neden olduğunu hatırlatan Yılmaz, bu dönemde dünya ekonomisinin %15 büyürken, Türkiye’nin %30 gibi önemli bir büyüme kaydettiğini vurguladı. Bu başarının, üretim sürecinin korunması avantajından kaynaklandığını, zira kapanmaların daha çok hizmet sektöründe yaşandığını ifade etti.
Yılmaz, “Dünya eski dünya değil, vatandaşımız da bunu görmeli, gerçekçi politikalar olmalı.” diyerek, güvenlik harcamalarının arttığı bu küresel ortamda Türkiye’nin öngörülebilir politikaları ve siyasi istikrarıyla pozitif ayrıştığını dile getirdi. Pandemi sonrası dönemde sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin dünya genelinde yoksulluk, gelir dağılımında bozulma ve çevre konularında gerilediğini belirterek, Türkiye’nin bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı, emeğin milli gelirden aldığı payın önemli bir gösterge olduğunu vurguladı. Bu oranın 2002’de %24.8 iken, 2016’da %32’ye çıktığını, pandemide 2022’de %23.4’e düşmüş olmasına rağmen, geçen yıl %32.9’a, 2025 yılının ilk yarısında ise %35.9’a ulaşarak tarihin en yüksek noktasına geldiğini açıkladı. İstihdamın da korunduğunu belirten Yılmaz, enflasyon tam olarak düşürülemedikçe farklı bir algının oluştuğunu, ancak enflasyon düştüğünde yapılan artışların kalıcı olacağını ve alım gücünün yükseleceğini ifade etti.
Yılmaz, nihai hedeflerini ise şu sözlerle özetledi: “Amacımız kalıcı refah sağlamak, reel bazda kalıcı sosyal refah sağlamak. Sosyal adalet ile birleşmeli.” Büyümenin sadece ekonomik bir kurgu olmadığını, yaşamsal ortamlarla, demokrasi, şehirleşme, çevre, eğitim ve sağlık sistemiyle bütünleşmedikçe gerçek bir kalkınmadan söz edilemeyeceğini belirtti. Finansal piyasalarda geçici sıkıntılar yaşansa da büyük resimde doğru yolda ilerlendiğini dile getirerek sözlerini tamamladı.
İbb Yolsuzluk Soruşturmasında İmamoğlu’nun Danışmanı Özkan Serbest Kaldı
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.